Şanlıurfalı kadınların cesur sesi

“Bir köyde küçük bir kızın 12 yaşındaki kardeşi ile 3 gün aynı yerde tutulması ve kızın öldürülmesi konusunu konuşuyorlardı. Kızın işlediği suç sadece bir iki defa yabancı biriyle konuşması. O olay beni bayağı yaralamıştı. Hiçbir zaman o olay aklımdan geçmedi. Keşke bir yerlere sesimi duyurabilsem dedim hep. O kızın hayatını yazdım daha sonra.”

03 / 02 / 2017 11:50

Röportaj: Özlem KOÇHAN-İPEKYOL

Kadın olmanın zor olduğu coğrafyalar vardır. İnkara gerek yok. O coğrafyalardan biri de Güneydoğu. Biraz daha özele inecek olursak Şanlıurfa. Erkeğin, ailenin ve toplumun kadına olan bakış açısı hep ikinci plana atıyor kadını.

Değişen dünya, kültürel etkileşimler, okuma yazma oranındaki artış iyileştirmeye yönelik katkılar sağlasa da kadına şiddet hala ülkemizin, hala bölgemizin, hala kentimizin başlıca sorunlarından.

Töre cinayetleri, “Sen kadınsın” baskısı, ölümle sonuçlanan hayatlar, küçük yaşta kadın olan çocuklar…

Hepsi ve daha fazlası bu coğrafyanın gerçeği. Bu gerçeğin gün yüzüne çıkarılması ve kadınların sesini duyurmayı görev edinenler de yine bu coğrafyanın kadınları. Onlardan biri de Bozovalı Aysel Özdemir. Kendisi Gazete İpekyol yazarı. Yazdığı konular ise, kadınlar üzerine.

Onu en çok etkileyen ve yazmasına vesile olan hikayesi ise 13 yaşında bir kız çocuğunun yabancı biriyle 1 kez konuşmasından dolayı öldürülmesi…

O, yazdıkları ve toplumda ‘Biz de varız’ diyen cesaretiyle takdire şayan biri. Özdemir, Şanlıurfalı kadınların dramıyla başladığı yazarlık yolculuğuna, diğer illerden gelen dramları da ekleyerek devam ediyor.

Kadın ve kadınların ‘Yok artık’ diyeceğiniz hayat hikayesi onun sayesinde başkalarına ulaşıyor ve  yazdıklarıyla kadınlara yardım eli uzatacaklara bir kapı aralıyor.

Biz de bu hafta Aysel Özdemir ile yazarlık yolculuğuna, kadınların toplumdaki yerine, ‘Kadın’ derneklerine, bu coğrafyada ve bu kentte kadın olmaya dair bir röportaj gerçekleştirdik.  

İşte kendi imkanlarıyla okuyan ve aile baskısıyla evliliğe direnin, ‘Benim de tercihlerim olacak elbette’ diyerek toplumsal baskıya boğun eğmeyen mücadeleci bir kadının hayat hikayesi… 

Sizi tanıyabilir miyiz?

Aysel Özdemir, Bozova doğumluyum. İlkokul mezunuyum. Okuduğum dönemde benim yaşımda okuyan kız yoktu. Toplumdaki kadınlar ve kızlara oranla farklı düşündüğümü söyleyebilirim. Ablamın görücü usulü bir şekilde gelip hemen gitmesi benim kabul edemeyeceğim bir husus. Ondan sonra ağabeyimin üniversite okuduğu dönemde onun sayesinde kitap okumaya başladım. Kitap okumasam da kendimi farklı alanlarda geliştirmeyi biliyordum. O zamanlarda kitap okumaya başladığımda olduğumuz yerde kadın haklarının hiçbir şekilde olmadığını fark ettim. Aslında okumamı tetikleyen bir başka etken de 20’li yaşlara geldiğinde okumuyorsan evlenmek zorunda kalacağımı bildiğim için okumayı bırakmadım.

Gazete İpekyol’da kadınlar üzerine yazılarınız var. Bu fikir nereden çıktı?

Ben yine geçmişime gitmek istiyorum. 15-16 Yaşlarında şahit olduğum çok acı verici hikayesini de yazdığım bir olay var aslında. Şöyle; eskiden köyde babam hayvancılıkla uğraştığı için köyde kaldığımız dönemler oluyordu. O köyde yaşayan bir ailenin 7 kızı vardı. Bahsettiğim köy Atatürk barajının hemen yanında küçük bir köy. Köy Atatürk barajına yakın olduğundan dolayı sürekli mühendisler, işçiler gelirdi oraya. Evdeki kızlardan bir tanesi gelen kişilere süt satıyordu. Süt satarken biri ile tanışmıştı. Bunu duyan köylüler de bu durumu farklı yaydılar. Bunun üzerinde birebir şahit olduğum bir durum var. Kızın 12 yaşındaki kardeşi ile 3 gün aynı yerde tutulması ve kızın öldürülmesi konusunu konuşuyorlardı. Kızın işlediği suç sadece bir iki defa yabancı biriyle konuşması. O olay beni bayağı yaralamıştı. Hiçbir zaman o olay aklımdan geçmedi. Keşke bir yerlere sesimi duyurabilsem dedim hep. O kızın hayatını yazdım daha sonra. Aradan 12-13 sene geçtikten sonra Gazete İpekyol’la tanıştım Şanlıurfa’ya geldim bu sayede o hayatı daha düzgün bir şekilde dile getirdim. Sesimi bir yerlere bir nebze de olsa ulaştırma çabam var. Daha çok kendi içinde bulundukları kadınların en önemli mağduriyetlerinden bir tanesi olan evlilik noktasında iradelerini kullanamadıkları ve iradelerini kullanamadıklarının yanında haklarının gasp edildiğini görüyorum. Öğrenimde kız çocukları eğer maddi durumları kötü ise babaları onları mevsimlik işçi olarak tarlada çalıştırılmak üzere sırtından para kazanmaya çalışıyor. 8 Sınıftan sonra kız çocuklarının genelde okuldan alındığına şahit oldum. Kız evlendiği zaman bütün mal varlıkları, “kız evdeyken o tarla kız ile birlikte temizlenir” kızdan mahrum edilir. Sadece birkaç eşya alarak kızın hakkı bitmiş olur. Miras dağıtıldığı zaman kızlara formalite icabı derlerki “sen istiyor musun?” kızın çok ihtiyacı olsa bile vermezler ki diyelim verdiler artık o kızın o aileyle ilişkisi kalmaz bundan sonra. Bugün bir taziyede, düğünde, bir dernekte yaşadıkları yerler yakın olduğu için bir araya geliyorlar. O malı istediği için kızlarını ret ediyorlar. Bu tip sorunlar ciddi anlamda içimi kemiren ve ciddi sorunlardır. Bütün bunların dillendirilmesi yaşadığımız coğrafyada bu gibi sorunların haledilmesi gerektiğine inanıyorum.

Hikayelere nasıl ulaşıyorsunuz ?

Hikayeyi yazdıktan sonra ablasıyla görüştüm. Dedim kardeşinizin hikayesini yazdım. Okuyabilir miyim dedi. Ben de sosyal medya aracılığıyla ona yazıyı gönderdim. Ondan sonra bizim köyde amcamın kızı aynı şekilde Amasya’ya görücü usulü gelip görüp götürdüler. Bunları yazma imkanınız varsa bu kızların da hikayelerini yazabilir misin diye rica etti benden. 6-7 senedir batıdan gelip buradan kız alma durumu var. Benim bizzat yaşadığım köyde 23 kız batıya, çeşitli illere kız verilmiş. Bu 23 kızın içerisinde 3 kızın kendi rızasıyla kaçıp şu an köyde yaşamaktalar. Geri gelmeleri büyük tahribatlarla olmuş. Kimi çocuğunu bırakmış, kimisi ciddi bir şiddete maruz kalarak gelmiş.

Bazen de ya beni telefonla arıyorlar, ya da arkadaşlar vesilesiyle bu yazdığım hikayeler birebir şahıslarla görüştükten sonra evde kafamda tasarlayıp kendi dilimle aktarmaya çalışıyorum. Afyon’da sultan isminde bir kız var o da bizim civar köyde yaşıyor. Uşak’a gelin gitmişti. Bir çocuğu var. O da beni aradı dedi; Sizi arkadaşım tavsiye etti. Siz onun hayatını yazmışsınız, benim hayatımı da yazar mısınız bu yazıdan sonra tek çarem artık ölüm olacak. Çünkü eve de dönemiyorum artık. Ben buraya kuma olarak geldim. Bütün mal-mülk eşimi ilk hanımının üzerine yapılmış.  Aynı evde küçük bir kulübe yapılmış “sanki oranın hizmetçisi gibi” çocuklarıma özel öğretmen tutulmuş. Çocuklar daha medeni bir şekilde yetiştirilsin diye bana yakınlaştırmıyorlar. Çocuğumu gözümün önünde gezmeye götürüyorlar, her şeyiyle onlar ilgileniyor. Çocuk beni gördüğünde ağlamaya başladığı halde benden  uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Annemi, babamı, ağabeylerimi aradım gelin beni buradan kurtarın diye yalvardım. Onların bana cevapları; yuvan var mutlu bir ailen var. Çocuklarını eğitiyorlar daha ne istiyorsun. Sadece sabır telkin etmekten başka bir şey yaptıkları yok maalesef ben bu şekilde yaşıyorum dedi. O öyküsünü yazdıktan sonra 3 gün sonra o kız intihar etti. Hiç görmedim o kızı ancak çok konuştuk. Ondan sonra Şanlıurfa’da bir iki defa yazdım. Telefonla ulaşmaya çalıştılar tekrardan.

Hiç unutamadığınız bir hikaye var mı?

Var. Hatta geceleri uykumu kaçıran bir dram aslında.  Şöyle anlatayım hikayeyi; 17 Yaşında, 6 çocuklu bir aile Şanlıurfa’nın kenar mahallerinde yaşıyorlar  “Yakubiye” görücü usulü zengin bir aile ona talip oluyor ve babası vermek istiyor zaten. Kız lisede başarılı olduğu için okumak istiyor. Gelecekteki hayali de avukat olmak. Babasının yoğun ısrarlarına karşı pes ediyor maalesef. Sonuç olarak bu kız evleniyor ve Edanur adında bir kızı oluyor. Kızı 4,5 yaşlarındayken bir ara markete gidiyorlar. Aynı evde kaynanası ve görümcesiyle yaşıyorlar. Eşi askerde bu sıralar.

Markete gittiğinde liseden görüştüğü arkadaşıyla karşılaşıyor. (Kasiyer olarak çalışıyor) aralarında küçük bir konuşma geçiyor. Çocuk Nazlı’ya diyor ki; “Hani sen okuyacaktın ? Lisesinin en güzel ve en başarılı kızıydın ne oldu sana?”

Bu görüşme farklı bir şekilde lanse edildi. Kayınbabasına söylendi. Bunu fark eden Nazlı kayın babasına 10 gündür markete gidip geliyorum. Sofraya oturduğumda yanımda oturmuyorsunuz. Herhangi bir sıkıntı yok, isterseniz markette çalışan çocuğu çağırayım. Aramızda bir şey yok o sadece benim okul arkadaşımdı. Lisede 4 yıl boyunca aynı sınıfta okuduk. Kayın babası mutfaktan aldığı içi kaynamış su dolu olan çaydanlığı kızın yüzüne fırlatıyor. Suyu fırlatması ile kızın sol tarafı komple yandı. O sırada hamile kız gözünü açmasıyla kendisini hastanede serum bağlanmış halde bulması bir oldu. O haldeki bir kızı sağlık ocağına götürmüşler düşünebiliyor musunuz? Çocuk da düşmüş 6 aylıkmış zaten. Kız kendisine geldiğinde 15 gün aradan geçmiş. Kalktığında yerde oturan annemi gördüm dedi sadece. O günden bu yana kız annesinin evinde kalıyor. Ve şu anda nazlı o halde bir odada ne yemek yiyor ne kimseyle konuşuyor. Sadece gidip onun hikayesini dinledikten sonra bana dedi ki “Seninle konuşmamın tek bir nedeni var. Beni kızımla görüşmemi sağlayacaksın” Ona söylediğim tek şey ölümü düşünme. 3 defa ilaçla intihara kalkışmış .

Nazlı’yı gördüğümde bir deri bir kemikti. Hiç kimseyle konuşmuyor. Ne annesiyle ne babasıyla onun için hepsi suçlu. Çünkü bu evliliği de onların dayatmasıyla yaptı. Kayın babasının suyu üzerine atmasından sonra şikayetçi olmak istedi ama babası Nazlı’nın babası izin vermedi. “Bunlar aşirettir bunlarla baş edemeyiz.  Senin 5 kardeşin var onları düşünmemiz lazım. Zarar verirler bizlere” dedi.

Son olarak Nazlı’nın bana söylediği şey şuydu; Birileri bana yardım etmek istiyorsa, yüzümü tedavi ettirsin. Bu aileye karşı hakkımı savunmak istiyorum dedi. Onlar benim hayatımı bu şekilde bitiremezler. Özellikle de kayın babası hakkında şikayetçi olacağını dile getirdi. Ben kızının ana sınıfındayken görüştürebileceğimi söyledim. Beni sadece 1 defa aradı saat 1’di. Dedi ki “Ben Edanur’u çok özledim. Onunla görüşmek istiyorum.” Daha sonra da görüşme fırsatı bulamadım kendisiyle.

Sizlere ulaşmak isteyenlerle nasıl iletişim sağlıyorsunuz ?

Şanlıurfa’da İnfak Der’de yardım bölümünde çalışan Halil Aytaş beyefendi beni aradı öyküler yazdıktan sonra. Halil beyefendi bahsettiğim kızı tanıdığını söyledi. İlk okulda birlikte okuduklarını ifade ettiler. Kızın bütün masraflarını karşılayacağını söyledi. Özellikle de yüzünün tedavisi için elimden ne geliyorsa yaparım dedi. Daha sonra Suriye’deki yanık ünitesindeki birkaç doktorla görüşmüş. Ancak Nazlı bizle görüşmüyor dedi. Kesinlikle iyileşmek istemediğini ifade ettiğini ve kimseyle görüşmek dahi istemediğini söylemiş. Dedim ben bir defa görüşebildim. Hikayesini dinledikten sonra da bir defa benimle konuştu. Eğer gerçekten onun tedavisi için yardım edecekseniz size numarasını verebilirim dedim. Doktorların araştırması sonucu tedavinin çok pahalı olduğunu öğrendik. Yüzün 3 defa ameliyat edilmesi ve 6 ay yatması gerektiğini söylediler. O masrafları karşılayamadığımızdan dolayı tedavisi henüz yapılamadı.

Bu hikayeler ulaştığınızda çevrenizde herhangi bir olumsuz tepki aldınız mı ?

En başta kendi ailemden eleştiriler aldım. Özellikle babam bu konuda kızıyordu. “Seni ne ilgilendiriyor” manasında eleştirileri oluyordu. Bu gibi olaylara karıştığımdan dolayı başımın belaya gireceği konusunda beni uyarıyordu. Ben bu işi yapıyorum, Paramı da alıyorum, kızlara da yardımcı oluyorum. Bu kadın simsarlardan tehditler de aldım. Kadın; “Sakın benim adımı bir yerlerde söyleme benim bu işi yaptığımı söylemeyeceksin” dedi. Bu kadın kız verildikten sonra 5 bin lira alıyor. Şanlıurfa’da şu an iki binası var. Köyde fırın, market açtılar. Bu ailenin maddi durumu da o kadar iyi değil. Mevsimlik işçi olarak çalışan bir aile sonuçta.

Eşiniz ve çocuklarınız nasıl yaklaştı bu konuya ?

Eşim bu konuda kesinlikle bana engel olmuyor. Çocuk konusunda biraz sıkıntı oluyor. 5 Çocuğum var. Küçük çocuklarım ikiz olduğundan dolayı sıkıntı yaşıyorum tabi. Ben onlara yardım ettikçe kendimi mutlu hissediyorum. Bu işi mutlu olduğum için yapıyorum.

Bu güne kadar hayatına dokunduğunuz kişiler arasında olumlu yönde bir dönüş aldınız mı ?

Adana’ya bağlı bir beldede orada hayatlarını yazmak için yine Suruç’un Aligör köyünde çalışan 60’a yakın bayan var. Onlar özellikle beni çağırdılar. Gittim o zaman tabi. Hatta çalıştıkları şartları, koşulların resimlerini çektim. Orada beni çok etkileyen bir bayanın hikayesi vardı. 55 Yaşında ve hala kimliği yok bu kadının. 7 Çocuğu var ve kadın çadırda kalıyor. Kendi sosyal medya sayfamda da paylaştım. Giresun’da bir beyefendi o bayana bir ev yaptı. Ondan sonra kimliğini çıkardı. Çocuklara üst baş aldı. 11 Yaşındaki bir oğlunun okul masraflarını karşılayıp okutmak istediğini söyledi. Bu hikayeler benim için büyük ses çıkardı diyebilirim. Bunu bir yerlerde dillendirdiğimiz zaman birilerinin yüreğine dokunabiliyoruz.

Şanlıurfa’daki kadınların sığınma evlerine bakış açısı nasıl?

Şanlıurfa’da en ciddi problemlerden bir tanesi hikayesini yazdığım bir çok kadının ölümü seçmesi. Yaşadığımız toplum, ailelerimiz o kurumları zaten bizler için kötü bir yer olarak biliyorlar. Türkiye’nin çeşitli illerinde yaşayan kadınlar çok rahat bir şekilde gidip oralarda kalabiliyor. Ancak buradaki kadınlar her türlü zorluğu yaşamasına rağmen oraya gitmeyi kabul etmiyor. Bunun sebebi de şartların onun istediği gibi olmamasıdır. Duyumları, gördükleri olabilir. Kadınların üzerindeki bu etkinin biraz da bilgisizlik olduğunu düşünüyorum.

Şanlıurfa ve kadın üzerine son olarak söylemek istediğiniz neler ? Gözlemleriniz ve tecrübelerinizi anlatabilir misiniz?

Kadınların aile kurumu içerisinde  yetiştirmesi konusunda söylemek istediğim ilk şey; kadın çok eksik bu noktada (bilgi ve birikim olarak) bir evde ilk önce bir saadetin olması gerekiyor. Bir kadın kendi evinde bu saadeti yakalayabiliyorsa, başarabiliyorsa o kadın özgürdür. Bu kadının özgür olmasının temel şartlarından bir tanesi kendini kanıtlayabilmesidir. Bunun da olabilmesi için kendi kendini yetiştirmesi gerek. Sürekli sipariş üzerine verilen tavsiyelerden kaçınması gerek. Bir sıkıntıyla karşı karşıya geldiği zaman telefona sarılıp çözümü başka bir yerde aramak yerine sorunu kendi içinde çözmesi gerektiğine inanıyorum. Yaşanan bu sıkıntıların bir nedeni de kadının kendini sürekli ikinci plana atmasıdır. Ve kadınlar kendi kendini küçümsüyor. Allah-u Teala üstünlüğün takvada olduğunu söylüyor.

Kadının çok aciz olmasının sebeplerinden en önemlisi kadının kendisini küçümsemesidir. Annesinin üzerinde gördüğü profili kendi üzerinde yaşamasıdır. Annesi ne yapıyor mesela ? Mirastan mahrum olduğu  zaman sesini çıkarmıyor, eşinden dayak yediğinde sabır ediyor, sıkıntı yaşadığında boşanma özgürlüğüne sahip değil bunun yüzünden annesinden gördüğü bu durumu kendi içinde benimsiyor. Okul okuması da çok şeyi değiştirmiyor. Üniversite okuyup bu olayların aynısını yaşayan kızları da çok gördüm. Annesi ne ise onu taklit ediyor. Bu olduğu sürece hiçbir başarıya da gidilmez, özgür bir güvence de olmaz, özgüveni de olmaz. Bugün hastanelerin psikiyatr bölümüne gidin bir çoğu kadınlardan oluşmaktadır. Kadın kendini güzel bir yere getiremiyor. Kadınların özel bir yeri vardır. Yeri geldiğinde annedir, yeri geldiğinde eştir, yeri geldiği zaman ev hanımıdır ve kadın kendi kendini kanıtlamak zorunda, kendi haklarını savunmak zorunda. Mağduriyetlerin ana temel sebeplerinden bir tanesi ekonomiktir. Okuyan ve çalışan bir kadına karşı erkekler biraz daha anlayışlı olabiliyor. Ama çalışmıyorsa zaten bu coğrafyada yaşayan kadınların çoğu ev hanımıdır. Ekonomi alanında kadının mağduriyeti ortaya çıkıyor. Kadının kendisine yapılan bütün haksızlıklar ve mağduriyetlerin ana sebebi ekonomi olduğu için kadın çıkış noktası olarak ya intihar ediyor. Ya da bu sıkıntıların doğurmuş olduğu hastalıklardan dolayı vefat ediyorlar.

Kadınlar için derneklerden yardım eden oldu mu ?

Ben Şanlıurfa’da yerel olarak belki 50’ye yakın dernek var. Tanıdığım derneklerde bulundu. Dernek başkanlarına bizzat kendim sundum bunu. Şu anda mevsimlik işçilerde bayanlar hak ettikleri ücretle çalıştırılmıyor. Sigortaları zaten yapılmıyor. Can güvenliği sağlanmıyor. Batıya verilen kız korkusu üzerinde daha çok durdum. Bunun için bir şeyler yapabilir miyiz ? Dernekte bir ses çıkarabiliriz. Ben tek bir ev hanımıyım tek başıma bir yere kadar yetişebiliyorum. Bu derneklerden hiçbiri bana yardımcı olmadı. “Alanımız değildir bu konular” denildi. Biz Allah rızası için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz elimizden geldikçe. “Alan memnun, satan memnun” dediler bana. Yanı başlarında yardım bekleyen insanlara yardım etmek yerine sınır dışına yardımlar yapmayı daha uygun görüyorlar. Ama senin kendi içindeki komşun, tanıdığın, akraban hatta kız kardeşin olduğu halde sen bunlara el atmıyorsun. En büyük sorunlardan bir tanesi buyken hiç kimse bu konuya değinmiyor. Ben bunu onlara anlattığımda en azından bunu biraz olsun dillendirmek lazım dedim. Basın yoluyla sesimizi duyursak belki başka illerde de bu sıkıntıları yaşayanlara bir ses oluruz. İçinde bulunduğumuz durumu, kadınların koşullarını dikkate alarak bir çözüm üretilir. Ama kadın derneklerinin bana verdiği cevap; “Bu konu kesinlikle bizim alanımız değildir” oldu.

Son olarak derneklere çağrınız nedir?

Kendi yanı başındaki mağduriyetleri görmeleri, aile konusu ele alınabilir. Anne ve çocuk arasındaki bağın üzerinde durulsa daha kaliteli bir toplum, daha kaliteli bir yaşam olur. Toplumlar küçük küçük ailelerden oluşur. Namaz, oruç, hac gibi olgular kişinin kendi iç evresini ilgilendirir. Allah’la insan arasındaki ilişkiye sürekli değinmesi bence kabul edilir bir burum değil.