Porsuk-Büyükerşan Karakoyun-Daysan…

08 / 03 / 2017

Şehir sevgisi biraz çocuksudur…

Başka şehirlerde gördüğünü kendi şehrinde ister, çocuk…

Oysa “Her şehrin bir göz rengi, saç rengi hatta cinsiyeti vardır…” der kent bilimcileri…

İşte bu nedenle, mukallit şehirlerin değeri pek yoktur.

Özgün kimliğini ve hafızasını koruyan şehirlerdir değerli olan. 

Geçtiğimiz hafta sonu kent kimliğini korumuş ama yeniden asrın ‘asrî şehri’ kimliğini de oluşturmuş Eskişehir’deydim…

Kent Konseyleri Birliği çalıştayında da Eskişehir B.B. Başkanı Yılmaz Büyükerşen’le kentle ilgili süreli sohbetimiz oldu:

“Bizde hiç yüksek bina yoktur, sadece Halk Bankası var ona da biz izin vermedik, bakanlık özel imar alanı ilan etti. Stadın yerine de biz izin vermedik çünkü orman manzarasını kapatıyordu.”

Porsuk çayını sordum:

“Porsuk’un iki tarafına çelik duvar ördük ki, atık sular sızıntılar akmasın. Tabanını büyük kayalarla besledik ki su toprakla temasını kaybetmesin, sudaki doğal hayat bozulması diye”

O an çocuksu duygularım asabiyetimle kabarıverdi…

Öyle ya bizde de bir daysan nehri Karakoyun Deresi vardı…

Bundan tam binbeşyüz yıl önce Urfa’yı ve Balıklıgöl’ü sel alıyor, sellerde şehir zarar görüyor, insanlar ölüyordu. Eddesa’ya bağlı Membiçli diye Teodora’nın da baskısıyla I. Justinianos insan eliyle bugünkü Karakoyun Deresini inşa etti… Artık Balıklıgöl’ü seller basmıyordu insanlar ölmüyordu…

Halka temiz içme suyu sağlayan, dünyanın ilk kehriz (Su dağıtım) sistemi bu yüzyılın sonuna kadar tıkır tıkır çalıştı…

21. yüzyılda kanalın başından neler geldi, neler geçti?

Başkan Halil Çelik döneminde bendelerle oynandı; Haleplibahçe’yi su bastı!

Başkan Ahmet Bahçivan bir şehrin ana damarı olan Karakoyun Deresinin üstünü kapattı… Her yerde bununla övünür oldu… Öyle ki bu eser (!) sayesinde 2. kez başkanlığa seçildi.

Başkan Ahmet Eşref Fakıbaba, KEŞKÜL Vakfı ile bir boydan bir boya demir ağlarla ören ucube bir projeyle katletti.

Başkan Celallettin Güvenç’in valilik döneminde Karakoyun Deresinden su akacak denildi… Özel İdare aracılığıyla OSB’ye de su verilecek bir isale hattı ihale edildi… İş teslim edildi yüklenici firmaya para ödendi ama bir damla su ne Karakoyun’a aktı ne de OSB’ye…

Peki, Nihat Çiftçi ne yaptı?

O halen gülümsüyor…

Kafası teleferikte kalmış, havadan karaya inse Karakoyunu görecek…

Mesele öyle parti meselesi, adamım falan değil…

Fatma Şahin Alleben Deresini projelendiriyormuş…

“Eser bırakmayanın yerinde yeller eser” derler.

Öyle eser bırakacaksın ki Porsuk Nehri aktıkça adın söylenecek…

Tıpkı antik adıyla Daysan Nehri olan Karakoyun aktıkça binbeşyüz yıl sonra Justinianos adının söyleneceği gibi…

Bir eser?

Ne gezer, efendi nezer!

Daha dün, Balıklıgöl Hz. İbrahim’in varlığıyla anılan kutsiyeti seller, çamurlar bastı…

Kentin göz bebeğini, Balıklıgöl’ü selden kurtaramayanlar neyin hesabını verecek?

Gölün iç havzaya düşen yağmur sularını yine Balıkgöl tahliye kanallarına bağlayıp tüm uyarıları dikkatte almayanlardan büyük eser beklemek biraz hayalcilik olur.

Olur, ama yine de hayallerimizi de kimseye teslim etmeyeceğiz.