CANER TASLAMAN VE EBUBEKİR SİFİL TARTIŞMASINA DAİR

26 / 07 / 2017

Müsadem-i efkardan barika-i hakikat değil fitne ateşleri çıkıyor.

     Mektubât

Kurancılığın içi kof ne menem bir söylem olduğu hususunu bu köşede çok işledik, takip edenler bilirler. “Ataların ocağından külü değil ateşi taşımak gerek” fehvasınca geleneğe yaklaşırken onu tümdem kabul edip benimsemek veya tam tersine tümdem reddedip dışlamak, her ikisi de isabetli değil. Biri ifrat diğeri tefrittir çünkü. Bizce doğrusu şu: geleneği Müslüman şanına yakışır bir tavr-ı selim ile ve yine mümin şanına yakışır mümeyyiz bir akılla “hurafelerden ayıklamak” gerekiyor. “Geleneğe sahip çıkıyorum” diyerek o geleneğin içerisine zamanla bulaşmış bütün hurafeleri de savunmak veya savunmak zorunda kalmak, o geleneğe yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. 

Evvela adil olmayan bir tartışma. Çünkü konu hadisler ama biri Din Felsefecisi ve üstelik profesör. Diğeri hadisçi ve üstelik yardımcı Doçent. Üzerinde tartışılan şey hadis olunca iki tarafında “hadisçi” olmasının gerekliliği hakkaniyet ilkesinin gereği. Doğrudur, Caner Taslaman bir parça tribüne oynuyordu ama samimiyetinden. Yetersiz olduğu alanlarda aczini dürüstçe itiraf etmesi takdire şayan bir davranıştı. Ebubekir Sifil hocanın söz arasında iki de bir “utanmıyor musun!”, “bunları anlamaya senin çapın yetmez”, “utan biraz utan” şeklindeki ithamları en hafif tabirle yakışıksız duruyordu.

Bu tavır, son zamanlarda “modernist” camiaya karşı ana omurga olan Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat mezhebinin sabitelerini çok güçlü bir kararlılıkla savunma makamında oturan, ilmiyle amil, ve kâmil bir mü’mine hiç mi hiç yakışmıyordu. Belki de Caner Taslaman’ın çok ciddi ve çok nazik meseleleri milyonların önünde karikatürize etmeye çalışması Ebubekir Sifil hocanın böylesi bir yola tevessül etmesine neden oldu. Ama sebep olan şey her ne olursa olsun bu üslup Ebubekir Sifil gibi “ağır” ve “ciddi” bir insana hiç yakışmıyordu.

İşin aslına bakılırsa Ebubekir Sifil’in bu tartışmayı kabul etmemesi gerekirdi çünkü hadis gibi ince, derin ve nispeten teslimiyet gerektiren bir konuyu bir felsefeciyle ”keyfemayeşa” tartışmanın abesle iştigal demek olduğunu herkesten çok kendisi biliyor. Dakikada bir “Caner Bey kıt Arapçanızla hadise girmeyin yoksa çok mahcup olursunuz!”, “lütfen gidin okuyun biraz!”, “size biraz hadis usulü dersi vermem gerekiyor” tarzında sitemde bulunan birinin, tartışmanın eninde sonunda gelip buraya dayanacağını ve bunu öngörüp en baştan bu tartışmayı kabul etmemesi gerekirdi.

Gönül isterdi ki Caner Taslaman’ın yerinde Mustafa İslamoğlu olsun. Ancak Ebubekir Sifil hocanın yıllardır yaptığı bütün meydan okumalara karşı İslamoğlu’ndan olumlu yanıt gelmedi. Caner Taslaman İslamoğlu çevresine yakın bir isim. Ama onun sözcüsü olduğunu söylemek abartı olur biraz. İhtimal ki İslamoğlu bu ısrarcı meydan okumalara karşı “merdane” bir şekilde çıkıp tartışmak yerine Caner Taslaman gibi kendisine göre biraz daha az “ciddi” bir isim sürdü öne. En azından mağlubiyet okları gelse bile bunlar kendisine değil ona isabet eder.

Caner Taslaman Felsefesi, Ebubekir Sifil ilahiyatçı. Birincisinde üslup, mesleği ile müsemma bir şekilde bir parça “sokak ağzı.” Diğerinde yine mesleği ile müsemma bir şekilde ilim adamı. Tartışılan konular ise kıyamete kadar ümmetin düşünen zekaları arasında ihtilaf sebebi olmaya devam edecek “netameli” konular. Dolayısıyla milyonlarca insanın önünde bu gibi nazik konuları tartışmanın ve üstelik kavga etmenin hiçbir anlamı ve dahi faydası yok.

Onun için “hocam Taslaman ve Sifil  tartışmasının galibi kim sizce? Diye soran değerli bir dostuma şöyle yanıt vermiştim: “şeklen Ebubekir Sifil hoca galip geldi ama gerçekte bu gibi tartışmaların sadece mağlupları olur, galipleri değil.”