Ebced, Cifir ve Bediüzzaman

08 / 03 / 2017

Vuzuh, açıklık ve aydınlık dururken neden kapalılığı ve gizemi tercih eder insan? Olana, görülene ve duyulana kanaat etmeyip olmayanın, görülmeyenin ve duyulmayanın ardına düşmek. Bedahetten müphemiyete kaçış. Kadim sanat, felsefe ve teoloji bu arayışın trajik hikayesi. Bu duygunun en somut yansıması hiç şüphesiz ki heykelde gösterir kendisini. Bilinmeyeni bilinir, görülmeyeni görülür, duyulmayanı duyulur kılmak…Biricik çaba bu.Ve aynı zamanda bütün cehri (açık) şirklerin ana rahmi de.

Sanat, muhayyilenin bir yalanı, kurgusu daha doğrusu kuruntusu. Ebced ve cifir ilmi aynı şekilde sarahatten mahremiyete doğru kayış ve dahi kaçıştır. Bağlayıcı olan sarih (apaçık) metinden, bağlayıcı olmayan mahrem (gizli) metne iniş daha doğrusu yükseliş. Bir çeşit zihinsel egzersiz, daha selefi, kökenci ve literal bir deyişle “heva ve heves.” Sosyal, siyasal ve adalet boyutlarının unutulup içe, ruha yani mistiğe sığınış. Tek gerekçezaifleri teşvik. Olabilir ama Kuran’ın yüzlerce yerinde mustazaflar (ezilmişler) için serdedilen ümit ayetleri zaifler için yeterince teşvik edici bir teselli değil midir? İçinde bulunulan durum zaruret halini almadıkça ondan yola çıkarak bazı gaybiçıkarımlarda bulunmak ne kadar isabetli?

Herkese içinde bulunduğu konumu haklı gösteren bir ilahi kitap nasıl yol gösterici (mübin) olabilir? SeyyidKutup, İslam için şehadet şerbetini içti ve geride güzide bir tefsir bıraktı ama Kuran’ın kendisine ve destansı mücadelesine remzen, telmihen veya imaen işaret ettiğini söylemedi bırakın söylemeyi böyle bir duygu aklına bile gelmedi. Şeyh Said, İslam için darağacına giderken hiçkimse bu acıklı tabloyu ebced veya cifirlehalelemeyi/desteklemeyi getirmedi aklına. Ali Şeriati, savak ajanları tarafından sinsice zehirlenirken sevenleri bu durumu kutsamak için hiçbir Kur’an ayetini seferber etmeyi düşünmedi.

Neden? Böyle böyle bir şeye gerek yoktu çünkü. Furkan olan Kur’an kendi yolunda mücadele ve mücahede veren mücahitler hakkında açık bir şekilde tebşiratta bulunur ve akıbetin eninde sonunda onların olacağını söyler. Sarahat dururken kapalılığa tevessül etmek güneşi bırakıp mum ışığına koşmaktan başka ne ki?Ebced ve cifir’inherkese lazım olan umumi şeyler için istimal edilmesi sorun değil asıl sorun olabildiğince şahsileştirilerek Kur’an ayetlerini anlamada bir usul (metodoloji) olarak tercih edilmesi…

Abdülkadir Badıllı Ağabey kaleme almış olduğu bir eserle Bediüzzaman merhumunneden ebced ve cifir hesabını kullandığını izah etmeye çalışır. Bir kelimeyle bile olsa eleştiri dozuna rastlanmaz.Doğru alan da bu zaten.Çünkü merhum ağabey şu gerçeğin pekâla farkında:‘üstat hazretleri içerisinde bulunduğu durum zaruret halini aldığı için böyle bir yolu tercih etmiş yoksa –haşa-gösteriş yapmak ve Kur’an’ın yüce ayetlerini keyfince konuşturmak için değil.’ Bu zaruret halini ıskalarsanız veya -sehiv eseri bile olsa- görmezden gelirseniz “Said Nursi’nin otuz üç Kur’an ayetinin kendisine ve eserlerine işaret ettiğini söylemesi eski tabirle tekellüf modern tabirle zorlamadır“ şeklinde nezaketsiz ve isabetsiz bir sonuca varmanız kaçınılmaz olur.

Tabii ki böyle demek üstadı küçültmez bilakis yüceltir; çünkü üstat kendi ifadesiyle “davamız mücerret değil her biri ayrı bir bürhan ile müberhendir” diyor. (Muhakemat) Ve başka bir meselede İmam-ı Rabbani’ye karşı“Ey üstat o tekellüflü bir te’vildir hakikat şu olmak gerektir”(Mektubât) diyerek karşı çıkmaktan çekinmiyor. Ama böyle derseniz şayet bir sözün maksadını anlamada yaşamsal öneme haiz olan bağlamını ve makamını kaçırmış olursunuz. Böyle olunca da yanlış anlamak ve insafsız değerlendirmelerde bulunmak mukadder olur.

Evet, BediüzzamanKur’an’ı anlama da bir usul olarak değil, sadece tahsiniyyat kabilinden ebced ve cifriçok kullandı, neden peki? Çünkü maruz kaldığı insanlık dışı barbarca muamele, dayanılmaz ve katlanılmaz bir hal aldı. Birinci cümleyi alıp sitayişle göstermek ve fakat bunun nedenini açıklayan ikinci cümleyi gizlemek dürüstçe olmasa gerek.