“ENTELEKTÜEL YALNIZLIK” KİTABININ ELEŞTİRİSİ

07 / 06 / 2017

“Entelektüel Yalnızlık” isimli yeni kitabımız “Yüzleşme Yayınları”ndan çıktı. Çok şükür! Editörün talebi üzerine kitabı inceleyen Kurancı/mealci temayüle sahip bir ilahiyatçı kardeşimiz kitapla ilgili rapor niteliğinde bir yazı kaleme aldı. Yazıyı bana da gönderdi. Yazının yüzde doksanına katılmıyorum ama dürüstlük gereği yazıyı olduğu gibi paylaşıyorum. 

“Yazılarda tasavvuf anlayışının baskın etkisi görülmekte. Bununla birlikte kaynağını Kur'an-ı Kerim değil, tasavvuf anlayışının uç görüşleri örneklendirmelerde kullanılır.

"Asi Ruhlar" metninde yazarların "tanrılaşma" iddiaları dillendirilir."Aşk’a Dair" Resulullah hakkında şirk iddiası olan "Kainatın Efendisi" tabiri kullanılır. Oysa Kur'an'da bu tabir sadece Allah için kullanılmaktadır. Özellikle İslam'ın mevzu olduğu yerde "efendi" kelimesi sadece Allah için kullanılmaktadır. Aynı bölümde Allah için "meleklerin efendisi" denilerek Allah'ın uluhiyetini kısıtlayıcı bir mana yüklenmiştir. Bu anlatının İsrailiyat olduğunun farkında olmasına rağmen doğruluğunu kabul ediyor.

"Naz Makamında" metninde, "Hep susan, hep bakan, hep uzakta" olanın başta bir insan olduğu zannedilirken, metnin ilerleyen cümlelerinde sessiz kalan, müdahale etmeyen ve uzak duranın Allah olduğu ortaya çıkar. Sapık tasavvufî bakışın Yahudilik ile harmanlanmış bakış açısıyla, kendisini yoktan var eden Allah'a açık açık isyan eden, suçlayan bir bakış açısı konmuştur ortaya. Metnin sonunda da yaptığının küstahlık olduğunu kabul eder. Lakin bu geri adım gibi görünen kabulün yazarın yazdıklarını yazmasına ve kitabında basmasına engel değildir. Görünen netice Rabb'ine olan isyanını diğer kullara da övünerek anlatması Rabb'ine olan kibrinin göstergesidir.

"Okumak ve Yazmak" metninde büyük bir cehaletle "okumak tüm kutsal kitapların emri" denmekte. Oysa bu sadece Kur'an'ın emridir. Yazarın diğer "kutsal" saydığı kitapların böyle bir derdi yoktur.

Metinlerin başında ilahı sorgulayan, zaman zaman ateizme kayan söylemler serdeden yazar, sona doğru kendince doğruyu buluyor: Hümanizm. Farkında değil. Lakin tasavvuf ile birlikte insanı kutsallaştıran, ilahı insanlaştıran tasavvufta karar kılıyor. Tasavvufun insanı ilahlaştıran öğretisine ve zühde övgüde bulunuyor.

Ayrıca son yazılarında Said-i Nursi hayranlığı gözleniyor. Saidi Nursi'den alıntılar yapılırken yazarın 'nurcu' yüzü ortaya çıkıyor. Bu yazıların yazıldığı dönemin 'cemaa'in 'FETÖ' öncesinde mi olduğu veya sonrasında mı olduğu yazara sorulmalı. Zira özellikle makalelerde  "Nurcular" tabiri de bunu düşündürüyor.

Bu entelektüel yazarımız yalnız kalmaya mahkum. Zira düşünceleri bir siyasi, dini ideoloji veya düşünceye ait değil. Dindar birisi değil. Lakin dinsiz de değil. İntihar etmeyi anlatan ve metin sonunda 'intihar edenlerin haklı' olduğuna dair sonucu da dini bir yaklaşım değil.

Yazarın çok şey okuduğu; fakat her okuduğu da eleştirisiz kabul ettiği için zihinsel bir karmaşaya düştüğü; inancındaki durumun sebebinin de bu olduğu sonucuna varılabilir.

Her şeye rağmen yazarın gerek doğu, gerekse batı edebiyat, sanat ve felsefesi hakkında çok şey okuduğu da yine yazılarından çıkarılabilir. Özellikle "Yarar ve Değer Kavramları Üzerine" metni okunmaya ve üzerinde düşünülmeye değer.”