‘HAKİKİ DİNDARLAR DİNİ BİLMEYENLERDİR’

28 / 03 / 2018

Sosyolog Mücahit Bilici’nin ‘İslam’ın Güncellenmesi’ ile ilgili Ruşen Çakır’a verdiği mülakatı dinledim. Bilhassa yeni dinleyenler için bir kısmı oldukça ‘heretik’ (sapkın) sayılabilecek çok ilginç ve tartışmalı tespitler.Güçlü ve vurucu aforizmalar.Kendime göre bazı kısa notlar aldım. Onun kelimelerinden ziyade o kelimelerden anladıklarımı kendi kelimelerimle, kendime göre yazmaya çalıştım. Elimden geldiğince kendi yorumlarımı katmadan ama. Daha önceleri Mücahit ilgili birçok yazımda eleştirilerimi/yorumlarımı bolca yaptım. Bu sefer size bırakıyorum. Burada yazılanların yarısından fazlasına kesinlikle katılmadığımı peşinen söyleyeyim. Buyurun!

Hakiki dindarlar dini genellikle tam olarak bilmeyenlerdir. Bilmek çelişkileri, muammaları ve derinlikleri fark etmektir çünkü. Onun için dini çok iyi bilenler/tanıyanlar çok daha az dindar olur. İlahiyatçılar buna güzel bir örnektir. Bildikçe amelden ve saf imandan uzaklaşır insan.Çok amel ve samimiyet az bilmenin/bilginin sonucu. Çok bilen değil, çok inanan dindar olur. Yoğun dindarlık çok düşünmenin değil çok inanmanın bir neticesi. En tahkiki iman, en taklidi olandır.

Deizm İslam’ın kabuk bağlamamış halidir. Fıtri İslam’dır. Fıtratın İslamı’dır. İslam’ın üzerindeki zamanla birikmiş olan tarihsel/kurumsal kabuğu kaldırdığımızda geriye en saf haliyle Deizm kalır. Fıtratın -en doğal ve en masum haliyle-hakikati arayışıdır Deizm. Hakikat inhisar altına alınmaz. Kimsenin tekelinde değildir. Hatta hiçbir dinin bile. İslam hakikatten büyük bir parçadır fakat hakikatin bütünü değil. Hakikati bir bütün olarak anlamak ve kucaklamak yeryüzünde yaşayan akl-ı selim, zevk-i selim bütün insanlığın kollektif hakkıdır.

Sünni dünyada devlet İslam’ın kilisesidir. İslam’ın üstünde devlet vardır. Devlet milletin ikinci dinidir. Devlet dinden talimat almaz ve dine tabi değildir ama din devlete tabidir ve devletten talimat alır. Yerine göre devlet dini düzenler. Kitlelerin temsil ettiği İslam Ortodoks İslam’dır. Yani devletin kontrolündeki/gözetimindeki İslam. Batıda kilise devlettir, biz de ise devlet bizatihi kilisedir. Tarihselcilik, yani güncelleme zorunlu ve kaçınılmazdır bu yüzden. Tarihi olan ile ilahi olanı birbirinden ayırmamız lazım. 

Âlimlerin yaptıkları içtihatların hiçbiri bizzat din değildir, zan içerikli yorumlardır hepsi.  Günümüz politik hesaplarından bağımsız olarak ‘İslam’ın Güncellenmesi’ isim konulmadan her devirde yapılan bir şey.Tarihte güncellenmeden/yorumlanmadan/yenilenmeden saf haliyle kalan bir din yok. Mealcilik/Kurancılık bir çıkış yolu arıyor ama sahici bir temelden yoksun. İndirilmiş/uydurulmuş din söylemi ise saçma çünkü tarihsel yorumlar açısından uydurulmamış din yok.

İslam gerçek anlamda bireyi esas alır, bireyseldir ve özgürlükçüdür. Fıtrat dinidir çünkü. İnsanda fıtri olan bireysellik ve özgürlüktür. Hiçbir kurumsal yapının bu fıtriliğin önüne geçmeye gücü yetmez. Geçse bile -her devirde olduğu gibi- fıtrat, fıtri olmayan şeyi dışlar ve reddeder. Kurumsal yapılara gönülden bağlı olan insanlar sahici düşünemezler, inanırlar ve tabi olurlar yalnızca. Sadece dinler değil, bütün ideolojiler için de durum böyledir…