İnsan eleştiriye susuz

26 / 04 / 2017

Geçen hafta kitap fuarı vesilesiyle tanıştığımız değerli şair ve yazar Misbah Hicri hocam Ruhumun Masalı Şehr-i Urfa kitabımızla alakalı Gap Gündemi gazetesinde20.04.2017 tarihli “Şahin Doğan Ruhumun Masalı Şehr-i Urfa” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı görünce çok mütehassis oldum ve zat-ı âlilerine gönülden teşekkür ettim. Evetinsan iltifata susuz ama ondan daha çok eleştiriye. İltifat eden çok fakat hakkıyla eleştiren bir elin parmakları kadar az. Bir kitabı iltifatlar değil sadece eleştiriler olgunlaştırır. Misbah Hicri hocamın yazısını bu bakımdan çok kıymetli buldum.Katılmadığım ve tavzih edilmesi gereken yerler tabii ki var ama önemli olan onlar değil, eleştirilmeyi hak etmek. Yazıyı aynen takdim ediyorum.   

“Her ne kadar bu kitabın yazarı "Şehr-i Urfa" demişse de ben "Şehr-i Ruha" demekten haz alırım. Bu ibare bana daha kadim ve otantik gelir. Kente dönük düşlere duygusal yaklaşımları yükleme arzusunda olan yazar, politik tercihlerden uzak desek de dinsel olguları referans gösterdiği gibi sahiplendiği düşünce ekseninde kendini ifade etmektedir.

Şimdiye kadar yerel ve ulusal gazetelerde, dergilerde yazıları yayınlanan Şahin Doğan bu kez yazdıklarını birleştirerek bir kitapta toplayarak baş-göz etmiş. Yazar, tarihsel özellik taşıyan, belgesel içerikli, anı, gezi ve deneme yazılarından oluşan mistik bir hava içerenleri bu kitapta bizlerle paylaşmakta...

Daha önce görev yaptığı Yozgat'ta "Yozgat Kent Tarihi" adı altında mesleği gereği bir çalışma yapmış. Yine mesleği olan sanat tarihçiliğini öne çıkararak "Şehr-i Urfa" ile tarihe not düşmüştür. Şahin Doğan'ın ismi bana aşina gelse de ilk kez tanışıyorduk.

Benzer kitaplar, renkli fotoğraflarla vilayet ve belediyeler tarafından yayınlanmış. Onun "Sanat Tarihi Ana Bilim Dalından" yetişmesi bu alanda yüreğinden gelen serzenişleri, tarihe ve geçmişe olan saygısıyla yeniden paylaşması takdir edilir. Bazen bir memlekete neyin yaşanıp neyin yaşanmadığını geriye bakıp tarihi görev ve sorumlulukları olan kişilerle konuşup görüşmek, yazılı eserleri tarayarak önemli bulgulara erişilmesine neden olur. Yetenekli ve başarılı bir edebiyat dili kullanarak farklı kelimelerle adeta yazı yazma yeteneğini ortaya koymuştur. Fazla ve sıradan kelimeler kullanmadan, tarih hakkında ki yeteneğini ve edebiyata olan sevgisini ortaya koymayı başarması mutluluk verici. Önsözün tarihine baktığımız da Ağustos 2014 de basılmasına rağmen ben kitabı yeni gördüm. Bu birazda Urfalı yazarların ilişki ve iletişim kopukluğu yaşadığını göstermektedir.

Kitabın yazılarını ara başlıklar altında toplayarak gruplandırmış. "Dibace"(önsöz, sunuş) ile başlamış. "Rıdvaniye (Rızvaniye, Zulmiye) ve bazı intibalar" başlığı altında yorum ve tahlillerde bulunmuş. "Bir günlük gezintiden arta kalan" başlık altında yazdıkları hayli ilginç, okumaya değer yazılar.

Yazar "Garip çizgilerle dolu Gümrük hanı ve diğer bazı hanlar" deyip tanıtıcı bir üslup içinde sıralamış. Gezip gördüğü hanların tarihte önemli misyon yüklendiğini belirtirken, bu hanlardan biri olan "Bêkesler Hanı" (kimsesizler hanı) ndan haberdar olmadığı anlaşılıyor. "Harran Kapısı'nın" dışın da kapının hemen yanında bir yerde... Kimseleri olmayanların, yolda kalmışların, yoksul insanların sığıntı yeriymiş. Askeri kışla, ardından ahır olarak kullanıldı. Yapısı duruyor, durumu meçhul.

Kitaba gelince; kitap bir albüm niteliğinde... Keşke o fotoğraflar konulmasaydı. Haydi fotoğraflarla süsledin neden siyah beyaz olmasına katlandın. Biliyorum, renkli fotoğraflar kitabın maliyetini artıracağı bir gerçek. Şahin Doğan "Ruhumun masalı" dediği Şehr-i Urfa'yı kitabını ortaya koyarak muradına ermiş, okuyucusuyla paylaşma fırsatını bulmuş, ancak siyah beyaz fotoğraflarla (üzülerek yazıyorum) kitap adete kirlenmiş.

İlkönce bir tarih kitabı sandım. Ancak okudukça felsefi, sosyolojik ve ruhsal anlatımlarla farklı bir kitap olduğunu gördüm. "Minnacık bir hayat sergüzeşti" diyerek "verili ve kurgulu bir dünya içinde" yaşananları paylaşması, "cami avlusu, hüzün ve melankoli" ile "buruk bir hesaplaşmaya" girip "son söz yerine" bir şeyleri paylaşmanın hoşnutluğunu yaşamaktadır. Düşüncelerini inançsal bir yapıya büründüren ve felsefi boyutuyla düşünsel bir yapıya kavuşturan yazar, gelecek adına umut verici... Bir kaç trajik vakayı okuyucularla paylaştığı gibi, hiç alakası yok iken birden bire bir porteyle okuyucuları buluşturup minnet borcunu öder bir hal içine girmiş. Eminim o da bu ilk kitabı olmasından dolayı nasıl yaparımın hesabına girmiş.

Hayat hikâyesine farklılık katma adına tarihi mekânları bir gezginci edasıyla gezmiş. "Çukur Han" dediği kendi gördüğü veya bir fotoğrafta gördüğü şekliyle anlatmış. Oysa Çukur han'ın ortasındaki kümbet şeklindeki havuz eskiden yoktu. Ben onun hatırladığım yıllarda hanın ortası boştu. Taştan bir yuvarlak yalak vardı. Hanın batı kapısının köşesinde bir musluk ve önünde küçük siyah bir curun (kurna) vardı. İnsanlar suyunu o musluktan temin ederdi. O sudan kovalarla bu havuza aktarılırdı. Gümrük hanı ihracat, Çukur han ithalat yerleriydi.

Yazar bir sanat tarihçisi olarak gezdiği mekânlarla sınırlı kalmadığını, yeni tarihi kültürel varlıklarla bizleri buluşturacağını tahmin ediyorum. Urfa coğrafyasının çevrelediği sınırlar içinde tarihi mirası sahipleneceği gibi şehirleri ayakta tutan, insan manzaralarını da görmezden gelmeyeceği, dolayısıyla insansız şehir, şehirsiz insan olamayacağı bilinmeli...

Yazar hafızasında yer etmiş yaşamdan parçaları, tablolar halinde sunmakta... Tıpkı şehrin o girift sokaklarını arşınlarken gördüklerini paylaştığı gibi... Bildik ve defalarca yazılmış kültürel varlıkları, tarihi abideleri, kadim güzellikleri yeniden kucaklama çabasına yeniden girmiş. Geçmişin derin izlerini paylaşırken bu konuda az sayıda da olsa araştırma yapanlarla el ele tutuşması sevindirici. Ancak geniş bir çevreyle diyalog kurması daha etkili olurdu. Başarı dileklerimle...”