İSLAMCILIĞIN KUDÜS İLE İMTİHANI

20 / 12 / 2017

İslamcılık, kimine göre İslam’ın hayat bulması, hükümlerinin uygulanması, dünyanın her tarihsel ve toplumsal durumunda yeniden kurulması ideali.

Kimine göre belli bir yoruma indirgenmiş, siyaset ve siyasallaştırma biçimi.

Kimine göre liberalizm, sosyalizm ve milliyetçilik gibi bir ideoloji.

Kimine göre hiçbir zaman yitip bitmeyen bir ütopya, daha doğrusu bir rüya.

Kimine göre bir cümleyle dinin siyasette istismarı.

Kimine göre Müslümanların milliyetçiliği.

Daha ılıman, daha nesnel bir tanımlamaya göre İslamcılık, 19. yüzyıl ortalarında ortaya çıkan dini ve siyasi bir düşünce akımı. Bir tecdid (yenileme) bir ıslah (düzeltme) bir ihya (canlandırma) hareketi.

Siyasi hedef açısından İslam birliği (ittihad-ı İslam, Panislamizm) İslam’ı algılayış ve yorumlayışları açısından “modern İslam” veya  “reformist İslam” olarak değerlendirilebilir. Ama bu değerlendirme bizce isabetli değil.

Bazı temsilcileri: Mısır’da Afgani,  Abduh, Reşit Rıza ve Seyyid Kutup. Hindistan’da Seyyid Ahmet Han, Seyyid Emir Ali ve Muhammed İkbal. Türkiye’de Mehmet Akif, Said Halim Paşa,  Said Nursi, Necip Fazıl, Nurettin Topçu. İran’da Ali Şeriati…

Amaçları kabaca şöyle özetlenebilir: İslam’ın ilk dönemindeki heybet ve şevketini 20. Yüzyıl başlarına taşıyarak İslam toplumunu içinde bulunduğu bunalımdan kurtarmak.

Daha anlaşılır bir tabirle; Müslüman toplumların mâkus talihini küresel ölçekli siyasal bir inkılabın zafer tacı ile değiştirmek.

Eğer amaç buysa itiraf etmekten niye çekinelim “İslamcılık, siyasal bir ideoloji olarak çoktan çöktü. Omuzlarındaki ağır iktidar yükü onu çökertti.”

“Doğulu-batılı tüm sistemlerin ört pas edilemez iflası, laikliğin ortaçağ sakat din anlayışına dayanan temellerinin İslam karşısında gümbür gümbür yıkılışı, insanlığın kurtarıcıyı çağıran imdat sesleri ve tartışılmaz gerçeğin ifadesi: İstikbal İslam’ındır...”

Her kelimesi buram buram manifesto kokan bu satırlar İslamcı akımın belki de en sevimli ve en samimi siması olan merhum SeyyidKutup’a ait. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen bu temennilerden hangisi gerçekleşti?

Batılı hangi sitem iflas etti?

Laikliğin hangi temeli İslam karşısında gümbür gümbür yıkıldı?

Hangi istikbal İslam’ın oldu? (Çok yerde istikbal Müslümanların oldu ama İslam’ın hiçbir zaman olmadı)

Aslında dürüst olarak konuşmak gerekirse bu temennilerin tam tersi gerçekleşti. 

İslamcıların hiçbir rüyası veya hülyası reel hayat tarafından doğrulanmadı, daha doğrusu onaylanmadı. Onlar, çevrelerinde olup biten can yakıcı hiçbir sorunla direkt olarak yüzleşmediler, yüzleşemediler.

Mesela Türkiye’de ki İslamcılar en sahici bir gerçek olan Kürt sorunu ile hâlâ dolayımsız bir yüzleşmeyi göze alamıyorlar. Ya erteliyorlar, ya te’vil ediyorlar, ya atlıyorlar. Bütün ideolojilerin manevrasıdır bu.

Yakıcı gerçekler karşısında ya geçmişe sıçrarlar, ya da geleceğe atlarlar. Her iki durumda da rahatlar çünkü vakıadan, yani ‘şimdi’den kaçmışlardır. Reelden, hayattan, yalınkat gerçeklikten hep kaçtılar. Gözlerini kapadılar. Sonuçta realite baskın çıktı. 

Bir yazar  “İslamcı düşünürlerin bilinçaltlarında ümmetçilikten çok milliyetçilik var” diyor, haklı olarak.

Afgani, milliyetçi reflekslerle verilen direniş hareketlerini açıkça destekler. Türkiyeli İslamcı aydınlar anadilde eğitim ve eşit yurttaşlık konusunda amasız, fakatsız, lakinsiz bir cümle kurabilmiş değiller hâlâ. Anlayacağınız İslamcılık ile milliyetçilik arasında öteden beri süregelen görünür bir dirsek teması var.

Söyleme bakarsan katışıksız bir ümmetçi fakat eyleme bakıyorsun halis bir milliyetçi. Dünün alnı ak İslamcıları bugünün iflah olmaz milliyetçileri. Ahmet Hakan daha güzel söylüyor: “Dünün mücahitleri günümüzün müteahhitleri oldu.”

İslamcıların Kur’an ile kurdukları ilişki ise özsel-deruni değil, yüzeysel.  Amaç fert değil toplum, uhrevi-müteal olmaktan çok dünyevi, yani seküler.

İslam’ı bir kimlik olarak benimsemek ve öylece deklare etmek, AbdulkerimSuruş’un da bir yerde belirttiği gibi, mazinin tanımadığı, modern zamanlara özgü bir hilkat garibesi. İnancını, bir nevi madalya gibi taşımak veya gösterişli bir rozet gibi yakasına takmak…

Baksanıza, İsrail 57 İslam ülkesinin ortasında, hepsinin gözlerinin içine baka baka kadim İslam şehri Kudüs’ü başkent ilan edebiliyor. Buna karşılık bu 57 sözde İslam ülkesinin verebildiği tek tepki mahcup bir kınama, o kadar. Üstelik hepsinin değil, 16 tanesinin.

Hulasa, İslamcılık bugün bu zavallı devletlerin meşruiyetine bütün varlığını adayarak, bambaşka bir kalıba, bir iktidar gücüne dönüşmüş durumda.

Daha açık konuşmak gerekirse İslamcılık öldü galiba.