Sanatın ve Sanatçının trajedisi

04 / 01 / 2017

Onun gözünde her şey mat, bellisiz, belirsizdir. Dini, bilimsel ve felsefi her iddia olumsuzlanmaya müsait birer hipotez yığını. Dokunduğumuz ve hissettiğimiz evren bilinçli bir tasarımın eseri olabilir, fakat bu kesin olmayıp izafidir, yani olmayabilir de. Kainat ve içindekilerin asli ve bağımsız bir gerçekliklerinin olup olmadığı şüphelidir. Her söylem ve iddia aynı oranda hem doğru hem yanlış olabilir. Önemli olan bu söylem ve iddiaların kendisi de değil dile getiriliş biçimi. Bilimsel, felsefi, mistik ve mitik açıklamalar göreceli ve olabildiğince sıkıcı, tek teneffüs kaynağı sanat, belirsizlik ve bilinemezlik yani. Onun büyülü cazibesi her şeyin üstünde ve ötesinde.

Evren ve ona bağlı her unsur insanın iç dünyası üzerinde tanımsız bir etki bırakır. Ağaç, yıldız, ay, güneş, sonsuz uzay hayalimizin birer süsü, birer parçası. Onların bilinmeyen ve görünmeyen bir varlığa [tanrı] işaret edip etmemesi önemli değil o kadar, asıl önemli olan duygularımız üzerinde bıraktıkları anlamlı te’sir.Bizi, bihuş edip kendimizden geçirmesi. Mevsimlerin akıp gidişi, gece gündüzün birbirini biteviye kovalayışı, tabiatın değişik görünümleri insan muhayyilesi üzerinde tarifi imkansız bir duygu çağrışımı yapar. Onun için dini ve felsefi soru ve sorunlardan ziyade, kısmi kaos, meçhulün belirsiz efsunu, kapalılık ve müphemin ruhi melankolisi yani kaçış ve sığınış önemlidir. Hiçbir sorunun net ve kesin cevabı yoktur, tek bir sorunun kesin cevabı vardır: hiçbir şeyin hiçbir zaman tam ve kesin olarak bilinemeyeceği.

Sanat, belirsizliklerle örülü esrarengiz bir alem olduğundan bilimsel ve mistik dünyadan daha sevimli, daha çekici. Açık yanıt yok, yanıtların parıltısı, esamesi ve yansıması var sadece. Bir mısraın deruni ahengi ve musikisi, sürrealist bir tablonun değişik ve absürd çağrışımları, bir heykel veya mimari eserin ölüme ve yokluğa meydan okuyan asil duruşu… İkilik [dualite] ve tezat en büyük sığınak. Onun [sanat] hareket alanı yerin üstü bulutların altıdır, bunun ötesi mat, lekeli, karanlıktır.Onun talihi her iki dünya arasında gidip gelme ama kesinlikle birisine ait olmama. Arada, arafta, ortada kalma.Onun için felsefi ve mistik lisana kıyasla masal, destan, hikaye, şiir kısacası hayal daha çekici, daha teskin edici bir lisan.

Hisseder, sezer, sezdirir ve fakat açıkça söylemez/söyleyemez. Dayandığı perspektif buna izin vermez çünkü. Şiire yaslanır, musikiye dayanır, mermere sığınır, renklerle bütünleşir, kelimelerle savaşır, haksızlığa ve zulme uğrayan insanları görünce hüzünlenir, hatta zaman zaman gözyaşı döker, ancak buna, açıkça karşı çıkıp kınamaz/kınayamaz. Onun gözünde ölüm, oldukça korkunç ve ürperti verici ancak bu durumu çözmek, halletmek için hiçbir çareye başvurmaz, ölümsüzleşmeyi iliklerine kadar arzu ettiği halde, bunun kaynağının nerede olduğu, çaresinin ne olduğu üzerinde durmaz, kafa yormaz, geçiştirmeye çalışır daima. Zira büyünün bozulmasından korkar. Bir çeşit bunalım ve melankoli.

Bilimsel, felsefi ve mistik yaklaşımlarda cevaplar açık ve net. Ama onun için bu netlik ve açıklık bir nevi ölüm. Çünkü efsun bozulur, ilham perileri gelmez olur, melankoli ve kapalılık sona erer yani sanat [oyun ve eğlence]biter. İki reel dünya arasında kendince hayali bir alemkurar, kurgular. Onun duvarları, ayakları hep hayaldendir, reel dünyanın azıcık bir teması o yıkmaya yeter. Sanat denen büyü bu sıkışmışlık ve ezilmişlik arasında bir terennüm. Hafakan ezeli ilaç. Her şeyin sathı, yüzeyi, kabuğu onun biricik tesellisi. Sonsuzlaşmak ister ama bu dünyada. Öte alemdeki sonsuzluk tatmin etmez onu, daha doğrusu ona tam olarak inanmaz/inanamaz. O, sonsuz ve sınırsız mutlu bir yaşamı [cennet] ister ama bu dünyada olması koşuluyla. Öte alemdeki cenneti bu dünyaya çekmeyi, onu burada yaşamayı ister ancak bunun imkansız olduğunun farkındadır. İşte tezat ve trajedi burada başlar ve aynı paradigma [sanat] üzerinde yürüdüğü sürece bu şifasız ikilem devam edip gider. Sanatın ve sanatçının trajedisini en iyi anlatan mısra yine bir sanatçıya ait:

Ne içindeyim zamanın

Ne büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmaz akışında…

   (Ahmet H. Tanpınar)