IŞIK HIZINDA HİÇLİĞE DOĞRU GİDİYORUZ

28 / 06 / 2017

Geldiğimiz zaman zarfı o kadar karmaşık ki hangi duyguyu nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. Bunun en güzel örneği içinde bulunduğumuz bayram.

Sosyal medya, facebook, ingstagram bayram mesajları ile dolu. Tüm temenniler iyi yönde, şeker tadında bir bayram, içeriğine uyacak zamanlar geçirmemiz dilekleri ile dolu.

Telefona gelen mesajlar, whatshappa gelen videolar hep iyi dileklerle dolu ama ne yazık ki içi bomboş, kopyala yapıştır dilekleri.

Bayramlar ne yazık ki, çoğumuz için dinlenmek için fırsat kolladığımız bir durumdan ileri gitmiyor. Mecburi bir iki ziyaretten sonra evlerimizde boylu boyunca uzanıp televizyonun önünden kalkmıyoruz. Kapımızı da ara ara çalan dilenciler olmazsa zil sesini duymamış olacağız.

Biraz irdelemek gerekiyor aslında hangi ara bu hallere büründüğümüzü, hangi ara biri birimizden bu kadar uzaklaşıp, değerlerimizi yitirdiğimizi. Kent kültürü bizleri o kadar yoz hale getirdi ki bu başlı başına tez konusu gerçekten. Her şeyde olduğu gibi zararlı olan yönlerini almışızdır hep. Bir bütünün içinde bize zarar ne ise, bizden alıp götürecek ne varsa biz onu almışızdır. Kent yaşamının insana kazandırdığı onlarca fayda varken biz yine kendimize yakışanı yapmışızdır.

Kırk yaşıma girdiğim bugünlerde kırk değil dört yüz yaşındaymışım gibi hissediyor, onu ağırlığını omuzlarımda hissediyorum. Kan, gözyaşı, ölümler, yitip giden değerler, yalan dolan yaşamlar artık yetti gayrı dedirtiyor insana. Gün geçmiyor ki ülkede ölüm haberleri gelmesin, çocuk tacizi, sapık çocuk cinayetleri, kadın cinayetleri yaşanmasın. Bunlara ne yürek dayanıyor ne bünye kaldırıyor ama ne yazık ki kanıksadık gibi bu yaşananları.

İzlediğimiz dizilerde, takip ettiğimiz sosyal alanda güllük gülistanlık bir hayat sergileniyor tabi ki. Yatlarda katlarda yaşayanlar, yetmiş bavulla ülkeye dönenler, haftalık iki yüz otuz milyara tatilini yapanlar, bir lahmacuna altmış lira ödeyenler, yarışma programlarında kendi gibi olmayanlar, bu ülkenin hepsini temsil ediyormuş gibi gözümüzün önünde yedi yirmi dört.

Dejenere olmuş toplum ışık hızında bir hiçliğe gidiyor. Kendinden razı ama boş bir çuval gibiyiz hepimiz. Günü yaşayıp yarını bilmeden ya da daha doğrusu yarın ne olacağını kestiremeden yaşayıp gidiyoruz. İnsanı kendine getiren umutta olmasa yaşanacak bir durum yok, nefes alabiliyorsak bir çay koyup yeniden bir değerlendirmek gerekiyor bu gidişatı. Güzel günlere erişebilme ümidi ile...