İSTANBUL DENİZ YAŞAM

30 / 05 / 2017

                                                            

İstanbul'da Büyükada dönüşünde vapurun üst katındaki açık alandayım. Sigara içmiyorum ama ağzımda  nereden geldiğini unuttuğum  bir ıslak puro. Ne güzelde gidiyor böyle bu meret, ne kadar da akla getiriyor bilmediğim, özlem duyduğum duyguları.
Evet, yaşam karmaşası insanı lâl edecek cinsten, insanı duvardan duvara vuracak cinsten. Kendimizin olmayan yaşamlarımızı, kendimizin olmayan bedenlerimizde yaşıyoruz gibi.
En son ne zaman katıla katıla güldüğümü bile unuttum neredeyse. Hatırlıyorum tabi ki ama hangisi içtendi ki, hangisi katıksızdı.
Purodan derin bir nefes çekerek manzaraya bakıyorum. İnsanın içine işleyen bir büyük sessizlik var gibi, koskoca binalar, lüks rezidanslar bana çocukluğumun kartondan telden tahtadan oyuncakları gibi geliyor.
Evet Dragos Tepesine bakıyorum sanki eski devlet hastanesine çıkan yokuşun başındaymışım gibi hissediyorum kendimi. Topçu Meydan'ından çamlığa doğru çıkan rampa ne kadar da aşılmaz bir engel gibiydi çocukluğumuzda.
Tüm engelleri aşmamıza rağmen insan olabilme ve gerektiği gibi yaşayabilme erdemine hiç bir zaman ulaşamadık hiçbirimiz.
Evler, arabalar, teknolojik cihazlar yaşamımızın her alanında en önemli kıstasımız oldu bizim olmayan yaşamlarımızın.
Demin dedim ya kartondan oyuncakları andırıyor bana şu gördüğüm manzaralar. Evet uzaktan hepsi öyle, uzaktan masum oysa ki, yaklaştıkça beni ürküten ve bana ellerimi kaldırtıp "pes ediyorum" türünden  yaşantılara,  yenilgilere gebe bu kartondan oyuncaklar...

Açık havada, denizde ve alabildiğince gökyüzüne sahip bu günde neden daralıyorum İstanbul. Hadi artık sar beni, yok mu bana da bir çay bir simit.
Ben bunları yazarken puromda sönmüş aradan, tıpkı bizim olduğunu sandığımız hayatlar gibi kül olmuş gitmiş aradan.

Yaşam bir şekilde devam ediyor, biz pek müdahale edemesek bile. Kendi yaşamlarımızı bizimmiş değil gibi hovarda bir şekilde kullanıp sonradan yaşamın bize sunmadıklarından dolayı yaşama karşı isyankar durumlar takınıyoruz.

İyi olacak biliyoruz ama ne zaman, ne zaman ki, bu yaşamdan gerçek anlamda haz duymaya başlayıp kendimiz gibi olacağımız zaman mutlu mesut günlere erişebileceğiz…