KÖY KENT İKİLEMİ ÜZERİNE

09 / 11 / 2017

Elazığ Karakoçan Çamardı (Alıkan) köyünde yer döşeğinde sabah altı gibi uyanıyorum. Yün yorgan döşek yorgunluğumu almış olacak ki aylardır uyumuşum hissine kapılıyorum. 

   Uzun zamandır böyle güzel bir uyku uyumamış, böyle zinde uyanmamıştım. Gün iyi başladı mı devamı da öyle olur düşüncesiyle yüzümü yıkamaya gidiyorum.

  Buz gibi suyu yüzüme çarptığımda daha da bir canlanıyor ve mutlu huzurlu hissediyorum kendimi. Dertten tasadan arınmış  bir ruh hali kaplıyor beynimi, yaşam tüm güzelliklerini sunacakmış gibime geliyor. 
  Eniştemin konuşmasıyla günün ilk muhabbetine başlıyorum bu arada. 
  " Günaydın. Nasıl, iyi uyudun mu Şerif? " diye karşıladı beni girişte.
  "Hem de nasıl, çok güzel uyudum" diye cevapladığım eniştem kahvaltının hazır olduğunu  ve aşağı inmem gerektiğini söylemişti.
   Aşağı indiğimde tandırlıkta sacın üzerinde ısıtılan köy ekmeğinin kokusu burnuma çarptı. En leziz yemekte bile bulamadığım bu koku beni kendimden geçirmeye yetmişti bile. Masaya yöneldiğimde tereyağından peynire, balından kaymağına, közlenmiş biberinden köy yumurtasına kadar her şey dizilmiş müthiş bir görsel şölene dönüşmüştü.
  Bu enfes tatları tandır ateşinin sıcaklığı ile mideye indirirken bir yandan da dışarıyı merak ediyor köy yerinde gezmeyi arzuluyordum.
  Ekim ayının son günleri ve bu bölgelerde hava soğumaya başlamıştı. Montumu üzerime geçirip köy yerinde gezinmeye çıktım. 
   Ağaçlar döktükleri sarı yapraklarıyla adeta bir tabloyu andırıyorlardı. Tertemiz havayı derin derin içime çekerek müthiş bir ambiyans yakalamıştım.

Toprak, hava, bitki ve müthiş coğrafya kendimizi şehir yaşantısına  ne denli kaptırdığımızı bir kere daha anlatıyordu bana.

Evet köy yeri ve köy hayatı gerçekten uzaklaştırmıştı beni dertten, tasadan ama gerçek hayat daha acıydı. 
   Bugün pazar ve ne yazık ki yarın pazartesiydi. Keşmekeşin, karmaşanın, trafiğin içine girilecek ve doğal olmayan bir sürü nesne ile amansız bir mücadeleye girilecekti.

  Para kazanma, yaşamı idame ettirebilmenin gerekleri ne yazık seni allak bullak bir kısır döngüye sokuyor ve beynini kemiren bir yaşam olgusuyla baş başa bırakıyordu. 
Evet yaşam bir şekilde devam ediyor ama ben en iyi yaptığım şeyi yani yaşamayı unutuyor gibiydim ve öze dönüşün çoktan gelmiş olduğunu  ne yazık ki yeni yeni anlamaktaydım.  Rahmetli Ecevit'in köy-kent projesi gibi bende iki arada bir deredeydim. İyi günlere erişebilme ümidi ile…