Toplumda kadın ve olması gereken

04 / 02 / 2017

Yazın hayatına geçtiğimden bu yana yazdıklarıma bir bakıyorum da genelde sorunlar yumağına dönmüş yazılar. Ülke ve şehrimiz içinden çıkılmaz durumlara hapsedilmiş gibi. Dört bir yanımız dert tasa ile dolu ne yazık ki.

Bugün biraz kadınlara daha doğrusu kadınlarımıza değinmek istiyorum. Bizim kadınlarımız, evet bizim kadınlarımız; derdin tasanın, elemin kederin ayrılmaz parçası kadınlarımız.

O kadar yoklar ki, o kadar yalnızlar ki, varlıklarını bilebilmek meziyet gerektiriyor duyarlı insanlara. Tabi ki görüntüde ve fizik olarak varlar ama ne yazık ki yaşamı yönlendiren ve şekillerinden hiç bir yerde kadının izi yok bu ülkede hele de bu şehirde. Erkek egemen toplumun en büyük handikabı kadın ve kadının değeridir. Yaşamdaki işlevi yok denecek kadar azdır. Bu egemenler iyi bilir ki, kadın öğrenirse ya da bilirse kendi tekerleklerine çomak sokulmuş olacaktır.İnandığımız dinde bile kadının yeri çok aşikarken buna rağmen kadının  değerinin en az olduğu kesimde ne yazık ki, dini kendi emellerine, işlerine alet bu kesimler olmuştur. Onlar için kadın bir maddeden ileriye gitmez ve ona bahşedilmiş çerçevenin dışına çıkamaz.

Kadın bu gibi topluluklarda ne yazık ikinci sınıf vatandaş konumundadır ve kadınlarımızda bu duruma razı gelmiş bir haldelerdir ne yazık ki. Kader derler, yazgı derler ve bu yaşamlarına boyun eğerler. Bu yüzdendir kara yazgılı analarımız, kaderine boyun eğmiş bacılarımız, töre cinayetine kurban gitmiş kızlarımızla doludur bizim gazete sayfalarımız, belleklerimiz.

Ne yazık ki genel anlamda böyledir bizim toplumumuzda kadın. Şiirde, sanatta, sporda hep arka plandadır. Siz hiç şiir kadını diye bir tanımlama duydunuz mu? Bu estetik sanat ürününde kadının rolü yoktur. Duruma  bakılırsa kadın aslında ana temadır ama başrol roldedir. Gözleri, saçları, cilveli halleriyle başrol ona bırakılmıştır ki kadın bu durumdan bihaberdir. Şiir erkeğe özgüdür, şiir erkeğe yakışan bir durumdur ve şiir adamı oluverir bu erkek.

Şiir tabi ki, akla gelenlerden yalnızca bir tanesidir. Bunun örneklerini çoğaltmak tabi ki mümkündür. Kadın ve erkek eşitsizliği toplumun her kademesinde kendisini gösterir. Otobüste, yolda, evde, işyerinde ne yazık ki ‘’eksik etek’’ler bu baskının altında ezilip gitmişlerdir.

Kadının kendine gelmesi ve bu toplumda gerçek yerini alması gerekiyor. Bunun bir sürü yolu var. Siyaset sahnesinde ,sosyal alanlarda, sivil toplum kuruluşlarında söz sahibi olabilmeliler ki bu ülke ve bu şehir daha ileriye gidebilmeli ve güzel günlere erişebilmeli.