URFA İSTANBUL UÇAĞINDA YAŞADIKLARIM

28 / 08 / 2017

Mini minnak bir kız çocuğu yanımdaki. Bana göre 18-19 yaşlarında ama daha küçük ve daha da büyük olabilir. “Telefonu kapatmaya gerek yok” diyor uçak moduna aldığım telefonumu görünce.

"Olur mu gerek yok" diyorum ona. "Gerçi yukarıda çekmiyor, ne işimize yarar ki" diye devam ediyorum. 
İlk defa uçağa biniyorum diye devam ediyor genç kız. Uçak korkun mu var diye sorduğumda, tekerlekli her şeye karşı bir korkusunun olduğunu hayretler içerisinde öğreniyorum. 
Çok farklı gelen bu korkuyu düşünürken benim de meraklı olduğum bisikleti sordum. Onu hiç denemediğini söyledi ve bu beni biraz olsun rahatlattı. 
Ben elimdeki dergide Yaşar Kemal ile ilgili bir yazıyı okurken bir yandan da hayretler içerisindeydim. Nasıl bir fobi bu, tekerlekli her şeye karşı bir korku!!! 
Bir yandan da iyi ki bende yok modunu taşıyorum içimde. Düşünsene diyorum içimden; araba yok, uçak yok, bisiklet yok… Ayaklarım aklıma geldi birden. Yürümeyi sevmeyen biri olarak ne zor durumlar yaşayacaktım değil mi?
Ona doğru dönerek "okul falan var mı, nerede okuyorsun" diye sordum. Gelen cevap hiç iç açıcı değildi.
"Dışarıdan açık liseyi okuyorum" dedi. Nedenini sorduğumda sohbetimizin en can alıcı noktasına geleceğimizi tahmin edemezdim...
"Bende güneşe çıkma ve rüzgara karşı alerji var" dedi. O nasıl oluyor diye sorduğumda, güneşte açık alanda baş dönmesi, kusma gibi durumlar olduğunu ve rüzgara maruz kaldığında baş ağrısı yaşadığını, bu yüzden de eğitime ara vermek zorunda olduğunu söyledi. 
 O söyledi ama ben hayretler içerisindeydim. Yaşamın keşmekeşinden sıyrılamayan ben hayatından memnun olmayanlar sınıfındaydım ve kısır döngünün dışına çıkamıyordum.
”Ama bu genç kızın maruz kaldığı şeylere baksana” dedim kendi kendime. Nasıl bir yaşamı var acaba onun, nasıl mücadele ediyor bunca şeyle.
Uçak kalktıktan sonra sohbet etmeye çalıştım belki rahatlar diye. Elinde "Simyacı, Ölümsüz Nicholas Flamel'in Sırları" diye bir kaç sayfasını okuduğu kitap duruyordu. 
"Yolculuk nasıl gidiyor" dedim. Kafasıyla e işte gibilerinden bir şeyler yapıp midesini gösterdi. 
"Miden mi bulanıyor" dedim kendisine ve onaylar gibi başını salladı. O kendi dünyasına doğru camdandışarı bakarken ben de kendi dünyamda bu satırları yazıyordum. Karmaşa, düzensizlik, içinden çıkılamayan kısır döngü ve bizim olmayan yaşamın içinde savrulup giden biz hiç düşünmüyoruz kendi hayatlarımızı. Yarın olmayacak gibi yaşıyoruz bugünü ve dünü unutmuşçasına ileriye yönelik hayaller kuruyoruz. 
Ne mi oldu o minnak kıza? Beni daha üzen adını öğrenerek indim uçaktan. Adının anlamı gibi değildi yaşamı. Bahar, yaşamının ilkbaharında yaşamın çetin ve anlamsız sorunlarıyla daha tanışmadan yenik başlıyordu yaşama. Viranşehirli Bahar, bu yaz günlerinde yaşadıklarıyla kışa çevirmişti bu günümü…