Hollanda’ya ortak tepki: Küstahça muameleyi Şiddetle kınıyoruz!

Memur-Sen öncülüğünde bir araya gelen 50 sivil toplum kuruluşu temsilcisi Hollanda’nın, Bakan Kaya'yı sınır dışı etmesini kınadı ve Hollanda’nın bu tavrının küstahça olduğunu vurguladı.

14 / 03 / 2017 11:07

(Adil HİLAL-İPEKYOL)

Memur-Sen Şanlıurfa Şubesi öncülüğünde bir araya gelen yaklaşık 50 sivil toplum kuruluşu temsilcisi Hollanda’nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın sınır dışı edilmesini kınadı ve Hollanda’nın bu tavrının küstahça olduğu vurgulandı. Aralarında Eğitim Bir-Sen, Sağlık-Sen, Birlik Haber-Sen, Şanlıurfa Sebze ve Meyve Komisyoncular Derneği, Medya Yazarları Derneği, Şanlıurfa Lokantacı Köfteci ve Tatlıcılar Esnaf Odası, Şehit Aileleri Derneği, Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası (ŞURO) ve Eyyübiye Belediye Meclis Üyelerinin de bulunduğu yaklaşık 50 sivil toplum kuruluşu; Memur-Sen Şanlıurfa Şubesi Binasında bir araya gelerek Hollanda’nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'ya yönelik tavrını ortak bir basın açıklamasıyla kınadı. Grup adına basın açıklamasını yapan Memur-Sen Şanlıurfa İl Temsilcisi İbrahim Coşkun, “Türkiye demokratik bir dönüşüm yaşıyor iken, ses ne hikmetse batıdan geliyor. Türkiye, iktidarıyla muhalefetiyle kendi iradesini test edeceği 16 Nisan'a doğru yol alırken, Almanya'dan, Hollanda'dan oligarşik kakafoni yükseliyor. Hollanda'nın bütün diplomatik kuralları alt üst ederek, Türkiye Cumhuriyeti Bakanına karşı gösterdiği küstahça muameleyi şiddetle kınıyoruz” dedi.


‘TÜRKİYE’Yİ TECRİT ETMEYE ÇALIŞIYORLAR’

Hollanda’da yaşananların batının iki yüzlülüğünü ortaya koyduğunu kaydeden Coşkun, popülizmin Avrupa’yı baştan aşağıya kuşattığını dile getirdi. Avrupa’nın manipülasyonlarla Türkiye’yi tecrit etmeye çalıştığını vurgulayan Coşkun, “Biliyorsunuz; uzun zamandır ‘Türkiye yalnızlaşıyor’ nakaratıyla ülkemizi hizaya getirmeye çalışıyorlar. Türkiye yalnızlaşmıyor. Yeni açılımlarla, alternatifler oluşturuyor kendine. Afrika politikaları ortada. Türkiye, geçmiş yüzyıllarda batı tarafından sömürülen kara kıtaya dönük, büyük diplomatik atılımlar yapıyor. Biz biliyoruz ki, Afrika, yenidünya sistemi İçin önemli bir bölge. Avrupa, işte bu bölgeden çekilmek zorunda kalacak. Çünkü kendi iç sorunlarıyla uğraşıyor Avrupa. Sömürü üzerine yükselttikleri refahın sonu göründü. Onun için telaşa kapılıyorlar. Onun için Türkiye'ye karşı bu küçük politikaları uyguluyorlar. Hollanda'nın son ırkçı ve kabul edilemez tutumu da bundandır” ifadelerini kullandı.


‘YABANCI DÜŞMANLIĞI KÜLTÜRLERİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR’

“Hollanda demek sömürgecilik demek. Hollanda demek koloni demek” diyen Coşkun

Zengin Hollanda resminin temelinde işte bu koloniler var. Yeri gelmişken söyleyeyim; Avrupa demokrasisi, refah üzerine inşa edilmiştir. Özgürlük, çoğulculuk hep bu mantık üzerine kurulmuştur. İşte görüyoruz; az bir sallandıkları zaman neler yaptıklarını. Irkçılık yükseliyor, yabancı düşmanlığı kültürlerini şekillendiriyor. Daha doğrusu, güçten azıcık düştüklerinde, kültürel kodlarının derinliklerinde bulunan yabancı düşmanlığı birden ortaya çıkıveriyor. Avrupa demokrasilerinin uzun zamandır kriz içinde olduğunu ve en iyimser rakamlarla söyleyecek olursak, Avrupa'da seçmenlerin sandığı gitme oranı yüzde 50-55. Yani bu kıtada yaşayan insanların Avrupa değerlerine, demokrasiye inançları kalmadı. Bir de bize bakın; 1 Kasım seçimlerinde katılım oranı yüzde 87. Bu bile aramızdaki farkı gösteriyor. Biz güçlü bir Türkiye için tüm gücümüzü ortaya koyarak toplum olarak irademize sahip çıktık; çıkmaya da devam edeceğiz. Ülkemizden de bazıları Avrupa'nın bu kakafonisine katılıp, "yalnızlaşıyoruz" nakaratını tekrar ediyor. Çünkü onların yüzü batıya dönük. Onlar batılıların ezberlerini tekrar ederek ahkâm kesmektedirler” diye konuştu.


16 NİSAN’DAKİ REFERANDUM

Yeni bir dünyanın doğduğuna dikkat çeken Coşkun, bu yeni dünyada Türkiye’nin kendi değerlerine yabancı olmayan bir sistem oluşturmaya çalıştığını vurguladı. 16 Nisan’a yapılacak olan referandumu da hatırlatan Coşkun şunları ifade etti: “Yeni bir dünya kurulurken, biz de değerlerimize söz söyleyeceğiz. Değerlerimize yabancı olmayan bir sistem oluşturacağız. Eğer bunu başarabilirsek; kartların yeniden karıldığı, yeni yeni ittifakların oluşturulmaya çalışıldığı bir dünyada masaya daha güçlü oturmuş olacağız. Türkiyesiz denklem mümkün değildir zaten. Asıl mesele, kendi değerlerimizle mi denklemde yer alacağız, yoksa iradesi belirlenen bir topluluk olarak figüran mı olacağız? Biz birincisi için çalışıyoruz. Biz güçlü bir Türkiye için tüm gücümüzü ortaya koyuyoruz, özgürlükleri daha fazla geliştireceğiz. Ekonomimizi farklı alternatiflerle güçlendireceğiz. Ekonomi demişken; kimileri, batıyla ilişkileri germek ekonomimize zarar verir diyor. Birincisi biz germiyoruz. Fotoğraf ortada. İkincisi ve daha da önemlisi, 2007'den bu yana yaşanan finansal kriz, en çok Avrupa ekonomilerini daralttı. Bu yüzden yeni pazarlar aramak zorundayız. Yeni ilişkiler kurmak zorundayız. Yani sistemimizi değerlerimizle yeniden inşa ederken, o kadim aklımızı inançlarımızla yeniden ihya ederek farklı arayışlar gerçekleştirmek zorundayız. Çok şükür bunu kısmen başardık.

Batı'da yaşanan ırkçı uygulamaların 16 Nisan'da gerçekleştirilecek olan halk oylamasının önemini daha fazla ortaya çıkarmaktadır. Yolumuz açık, ufkumuz açık. Yeter ki kendimiz olalım. Yeter ki, inancımıza ve tarihimize kulak verelim. Onlar oyun oynayacaktır. Biz yeter ki, aklımızı ihya edip, sakin bir şekilde bu oyunları karşılayıp, kendi oyunumuzu kuralım. Biz bu sebepten, önümüzdeki 16 Nisan'da çıkacak ‘evet'in önemli olduğunu önemsiyor ve biliyoruz.”