HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı'ndan 'Referandum' açıklaması

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, 16 Nisan’daki anayasa değişikliğine ilişkin olarak "Biz de bu darbe anayasasından şikayetçiyiz" dedi.

18 / 02 / 2017 21:37

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, 16 Nisan’daki anayasa değişikliğine ilişkin olarak "Biz de bu darbe anayasasından şikayetçiyiz" dedi.

Yavuz, partisinin il binasında düzenlediği basın toplantısında, anayasa değişikliği çerçevesinde 16 Nisan'da yapılacak referandumla ilgili açıklamalarda bulundu.

Yavuz, “Bilindiği üzere Türkiye, anayasa değişikliği ve 16 Nisan 2017’de yapılacak referanduma kilitlenmiş durumdadır. Bizler de geçtiğimiz günlerde genel başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu’nun dilinden 16 Nisan referandumuna yönelik resmi tavrımızı belirledik. Kararımız klasik olacak ama ‘bir kez daha yetmez ama evet’ şeklinde ifade ettik. Neden bir kez daha yetmez? Çünkü biz 2010 referandumunda da aynı ifadeyi kullanmış ‘yetmez ama evet’ demiştik. Şimdi ‘bir kez daha yetmez ama evet’ diyoruz” diye konuştu.

‘HALKIN İSTEDİĞİ BİR ANAYASA DEĞİL’

Referanduma neden ‘Evet’ dediklerinin iki gerekçesi olduğunu dile getiren Yavuz, birinci gerekçe olarak Türkiye’nin hala bir darbe anayasasıyla yönetiliyor olmasını ikinci gerekçe olarak ise yeni düzenlemenin ileride yapılacak daha kapsamlı bir anayasa için ön ayak olacağını kaydetti.

Yavuz, “Türkiye maalesef hala darbe anayasası ile idare edilmektedir. Mevcut anayasa 1982 faşist cunta ürünü darbe anayasasıdır. Dolayısıyla askeri vesayetin ruhuna sindiği bir anayasadır. O açıdan Türkiye’nin büyün kesimlerinin şikayetçi olduğu gibi bizler de bu darbe anayasasından şikayetçiyiz. Ve bu anlamda bu darbe anayasasına, darbe vuran her hamleye ‘evet’ diyoruz. Bizim gönlümüzden geçen tamamen değiştirilmesidir. Yeni ve sivil bir anayasa, yeniden yapılmış olmasıdır. Halkın inanç ve değerlerini farklılıkları bir zenginlik sayan ideolojik yapısı olmayan, tekçiliği ve tek tipliği dayatmayan bir sivil anayasa istiyoruz. Bizim gönlümüzden geçen de budur. Peki mevcut düzenleme bunu temin ediyor mu? Hayır.  Bunu net söylemek lazım. Mevcut sistem, bizim ve halkın istediği bir anayasayı temin etmiyor. Gönlümüzdeki ve hayalimizdeki yere oturmuyor. Buradaki en önemli husus, somut bir şekilde açıklamak gerekirse bu hamlenin tümden değiştirilecek bir anayasanın ilk adımı olarak temenni ediyoruz. Bu adım atıldığında biz diliyor ve temenni ediyoruz ki yeni ve tümden değiştirilecek bir anayasanın kapısını aralar” dedi.

‘ASKERLER KENDİLERİNİ BU ÜLKENİN SAHİBİ GÖRÜYORLARDI’

Yavuz sözlerini şöyle sürdürdü:

“İkinci gerekçemiz, bilindiği üzere her askeri darbeden sonra askerler, askeri vesayeti darbeye yansıtır. Askeri cuntanın hazırladığı bir darbe anayasası olur. İşte mevcut anayasa da böyle. 1924 ile başlayan bir süreç var. 1960 ihtilali, 1971 muhtırası, 1980 darbesi, 28 Şubat, 27 Nisan ve en son 15 Temmuz darbesi. Hamdolsun 15 Temmuz darbe girişimini Müslüman millet püskürttü Allah'ın yardımıyla. Gerçekleşmedi eğer gerçekleşseydi çok şedit bir anayasa ile karşı karşıya kalacaktık. Allah onlara nasip etmedi. Ama bu askeri vesayetin içerisinde iki anayasayı çok önemsemek gerekiyor. 1960 ihtilalinden sonraki 1962 anayasası ve 1980’den sonraki 1982 anayasası. Neden bunları önemsiyoruz? Çünkü burada bir hinlik ve sinsilik yapıldı. Yani askeri cunta, askeri vesayet bir elde toplanması yerine anayasal kuruluşlara dağıtıldı. Çünkü askerlerin şöyle bir mantığı var. Siviller bu ülkeyi idare edemezler. Bu ülkenin gerçek sahibi askerlerdir. Bu ülke askerlerin ganimetidir. Her bir askeri lise öğrencisi geleceğin kudretli bir generali ve cumhurbaşkanı adayıdır. Bu anlayış anayasal kurumlara dağıtıldı. Bunu bir kişi üzerine alsa ve bununla toplumun karşısına çıkıp oy istese bu Müslüman halk, bu millet asla yetki vermeyecektir. Bunu çok iyi bildiklerinden halka güvenmediklerinden, açıkça bunu ifade ettiklerinden bu otoriteyi, bu bürokratik oligarşiyi, bu zorbalığı ve bu despotluğu anayasal kurumlara dağıttılar. Böylelikle kimse hesap soramayacak. Siyaset kurumu ne kadar güçlenirse güçlensin, bir parti hangi çoğunlukla iktidara gelirse gelsin millet adına hesap soramayacaktı. İşte bizim ikinci gerekçemiz budur.”