AHLAKİ DURUŞ

18 / 01 / 2018


Ahlak her geçen gün biraz daha hayatımızdan uzaklaşıyor, bir takım ritüellerin dışında bir şey ifade etmiyor. Ahlâkımızla beraber insanî varlığımız da ağır bir imtihandan geçiyor. Her geçen gün daha fazla hissettiğimiz ahlaklı insan, itimat edilecek insan eksikliği, aslında yaşadığımızın ahlak krizi olduğunun göstergesi. Çürüyen ve kokuşan bir dünyada ahlaki bir duruş nasıl sergilenecek? Maddi dünyayı kurtarma duygusunun insanları ‘madde bağımlısı’ haline getirdiği, adalet duygusunun zedelendiği, ilkeler üzerinden konuşmanın anlamını yitirdiği, sahip olma adına deri değiştirme süreçlerinin hızlandığı, faydacı ve hazcı bir anlayışın toplumu çepeçevre kuşattığı, yağcılığın ve dalkavukluğun rağbet gördüğü bir durum, ahlaksızlığın getirdiği nokta değil midir?

Ahlaki değerlerin yerini çıkarlar ve fiyatlar almışsa, ahlâk telâkkilerimizi yeni baştan ele alıp tartışmamız ve tanımlamamız gerekecek. İnsanların ve toplumların yaradılışlarına, yani fıtratlarına uygun olan davranış biçimlerinin bütünü olarak tanımlanan ahlak kavramı, insanın yaradılışından gelen ve toplum içinde yaşanılarak kazanılan iyi ve güzel huylar olarak kendini gösterir. Ahlakın çekirdeği yaradılıştır. Ahlakın vücut bulmuş hali, insanın yaradılışında kodlanmış olan özelliklerine uygun hareket etmesiyle ortaya çıkacaktır. Fıtrat, olması gerekenin olması gerektiği gibi olması, adalet yani, tersi zulüm, yani ahlaksızlık. Modern, seküler, ahlaki değerleri yok sayan, her türden, ahlaksızlığın gayet normal bir durum halini aldığı durum ahlak dışı bir haldir. Ahlaktan arındırmış olduğumuz hayatımıza, son yıllarda dilimize pelesenk olmuş ‘etik’ ve ‘moral’ kavramları şifa sunmuyor.


Hayatın labirentinin içinde kaybolmamak için ahlak ile kuşanmak gerek, ahlaktır bizi aslımıza çevirecek olan. İnsan kalabilmenin, insandaki derinliliğe ulaşa bilmenin ve hayatı gerçek kılmanın yolu ahlak dışılığın sıradanlığından kurtulmaktan geçecektir. Paranın, servetin, şöhretin, makamın, kışkırtmaları karşısında her şeyin sektöre döndüğü günümüzde, her insan tekinden hayatın her alanında ahlaktan feragat üzerine kurulu bir hayatı yaşaması istenmektedir. Ahlaksızlığın darağaçlılığında ruhumuzu ve özümüzü satmamız isteniyor. Oysa ulaşılabilen hiçbir nokta yitirilen ahlakın yerini tutmayacaktır. Ahlaki olmayı önemsemeyenler vicdanlarında mahkûm olacaklardır. Dünyada insanın, insan da dünyanın doğabilmesi ahlakla mümkün olabilecektir. Hayatı inşa edecekler; yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, tavrını ahlak ilkeleriyle belirleyecek ahlak erleridir.

Nurettin Topçu’nun yaklaşımı kayda değerdir; ‘Kuran harikası olan ilahi ahlak, İslam diyarında çoktan gömülmüştür İslam dünyasının içinde bulunduğu kötü durumun sebebi; ne siyasi ne iktisadi ne ilmi ne de fikridir. Asıl sebep Kuran’ın özü olan ahlakın kaybedilmesidir. Bizim ahlakımız değerlere karşı hürmet, mesuliyet duygusuna dayalı hizmet ve merhamet prensiplerini kendinde birleştiren aşk ahlakıdır. Hak ve adalet duygusundan kaynaklanan bir ahlaktır bu.’ Evet, Kuran’ın işaret ettiği ahlaktır ihtiyacımız. ‘Şüphesiz ki sen en güzel ahlak üzeresin’ dediği habibinin ahlakıdır bu ahlak ki bu ahlakın cazibesiyle çağrısına koşulmuştur. Güç ve sahip olma adına, ahlaksızlıklara prim veriliyorsa, Müslüman olmakla ahlaklı olmak arasında mesafe açılıyorsa, inandıklarımızla yaşadıklarımız bir birleri ile çelişiyorsa, özümüzdeki dünyanın yerine, modernizmin ‘görünürlüğü’ üzerinden bir dünyayı kuruyorsak, piyasanın şartlarının şekillendirdiği bir hayatı yaşamak durumunda kalıyorsak ahlakî yozlaşmayla karşı karşıya olduğumuzun farkında olmamız gerekiyor. 


Ya ahlakilik üzerine kurulu bir dünyayı inşa edeceğiz, ya da dünyevi arzuların, hazların, heveslerin şekillendirdiği dönüştürücü bir ahlaka bürüneceğiz. Unutulmamalı ki; ahlakın şekillendiremediği hayatı, ahlaksızlıklar üzerine konumlandırmak zorunda kalırsınız. Çözüm; temiz kalabilme adına ahlaki duruşlarımızda yatıyor. İnsanı hayvani yanına götüren ahlak dışılığın karşısına, insani yöne yaklaştıran ahlakın esas duruşunu koymalıyız.