BAKANLAR VE GÖRENLER

14 / 09 / 2017

Bakıyoruz peki görebiliyor muyuz, hissedebiliyor muyuz, anlayabiliyor muyuz? Bakmak ve görmek; birbirinden çok farklı durumlar. Bakmak salt gözle gerçekleştirebileceğimiz bir durum iken, görmek gözün dışında unsurlarında varlığı ile ancak mümkün olabilmektedir.

Görmek; bakma eyleminin şuura bürünmüş hali. Görmek; seyir halinden çıkıp temaşa edebilmektir hayatı.Görmek; gözün sınırlarının dışına çıkarak baktığı şeyi anlamlandırma faaliyeti. Görmek; gözün dışında aklın, yüreğin, dimağın faaliyete geçirilebildiği, bakmanın şuura dönüştürülebildiği, bilinçle buluşabildiği, irfanla yoğrulabildiği muazzam olaydır.

“Dünyaya bakmayı aşıp dünyayı görme noktasına ulaştığımızda neye talip olmamız gerektiğini de anlarız.” Evet, böyle diyordu İsmet özel “Bakanlar ve Görenler” adlı kitabında. Bakmak salt bir duyu organının bir görev ifası iken, görmek başlı başına farklı bir durum olarak ortaya çıkıyor. Bir mesuliyet durumunu ifade ediyor, bir mükellefiyet durumunu, bir mensubiyet durumunu ifade ediyor. O yüzden bakmak; nereden baktığımıza göre, hangi noktadan baktığımıza yani bakışımıza göre şekilleniyor. Ve dolayısıyla baktığımız nokta ve bakışımız bağlamında, neye talip olduğumuzu belirliyoruz. Daha doğrusu baktığımızı Gördüğümüze çevirerek, bakışımız anlamlandırıyoruz.

Çokça bakıyoruz ve fakat göremiyoruz, çokça duyuyoruz ve fakat dinlemiyoruz, dokunuyoruz ve fakat hissedemiyoruz. Hakikatle aramızdaki en önemli engel bakar olduğumuz halde göremeyişimiz.  Gözü olan herkes bir şeylere bakar. Fakat bakmak demek, her zaman görmek demek değildir. Aslolan baktığını görmektir. Bundan dolayı her şey görebilen kimse için anlamlıdır. Göremeyen için hiçbir şey anlam taşımaz.

“Görenedir görene! Köre nedir köre ne.” Gözlerimiz olduğu halde körlükten kurtulabilmek için görebilmemiz lazım, bakmaktan görmeye ulaşabilmemiz lazım, bakar körlükten kurtulabilmemiz lazım. Bakar kör olmaktan kurtulabilmek, bakmanın ötesine geçebilerek görebilmek. Gözün dışına çıkabilmek, görüşü güzelleştirebilmek; gözü yüreğin emrine sunabilmekle gördüğüne hikmet nazarı ile bakabilmekle mümkün olacaktır.

“Kişi kalbiyle göremedikçe, gözleriyle gördüklerinin ona bir faydası olmaz” Baksanıza ne de güzelde görmüş ehli hikmet. Birde Gazali’ye kulak verelim. “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.” İşte bakmak ile görmek arasındaki fark; zarfa takılmayıp mazrufa odaklanabilmek.

Görmek, bakma eylemini derinleştirebilmek, bakışı öz/elleştirebilmektir. Değilse gözümüz var olsa da körlükten kurtulabilmek ne mümkün. Kalp ile bakabilmek, kalp gözü ile görebilmek, kalp gözü ile baktıklarımızı gördüklerimize dönüştürebilmek. İşte “bakanlar” olmaktan kurtulup “görenler” olabilmemizi sağlayacak yol; kalplerimizi körlükten kurtarabilmekten geçecek… Son sözü yüceler yücesine bırakalım. “Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur...”vakilli@hotmail.com