BİR OKUMA MODELİ; KİTAP SOHBET PROGRAMLARI

28 / 04 / 2018

Bir şey yapalım istedik, öyle bir şey yapalım ki; güzel olsun, huzura vesile olsun, şevk versin, hakikate işaret etsin, alsın bizi dışarılardan kendimize getirsin. ‘’Hiçbir gemi, bizi bir kitap kadar uzaklara götüremez” madem, kitap okuyalım dedik.Kitapla olalım, kitapla d/olalım istedik. Bir şey yapalım iyi olsun, iyiliğe vesile olsun dedik; kitap olsun, kitaba dair olsun istedik. Okumadan hiçbir şey olmayacak, kitapla olmadan, bilgiye bulaşmadan, irfanlabuluşmadan kekreliğinden kurtulamayacaktık yaşamın. Akı-ı selim için okumalıydık, ruh-u selim için, zevk-i selim için okumalıydık. İlim Yayma Cemiyeti Şanlıurfa Şubesini;  İlim Kitap Kafeyi kendimize mekân her Salı akşamını zaman belledik. Bismillah dedik; kitaplar vardı önümüzde, kitaplar ve yolumuzu aydınlatan yazarları vardı...

SadettinÖkten’le çıktık yola; “Fincanımda Cola Var” diyordu. Kendi medeniyetimizden vazgeçmiş idik, batılı mı?.. Hiç olamadık. Öylesine garip bir halde bir medeniyet krizi yaşıyorduk.

Medeniyetimize ulaşmalıydık, sahih sorular sormalıydık, insanlığın en eski sorusuna yöneldik; “İnsan Ne İle Yaşar”  İnsana dair hayati bir soru soruyordu Tolstoy.

Bir yol üzere idik ve bu yol zorluklarla kuşatılmış idi. “Ya Tahammül Ya Sefer” ile Mustafa Kutlu’ya başvuracaktık; aslında biliyorduk; sefer de içimizdeydi, tahammül de. O yüzden yeniden yola koyulmalıydık. 

Yol bizi İslam’a götürecekti, bir “İslam Deklarasyonu” lazımdı. Aliyaİzzetbegoviç’e uğrayacaktık. “Düşmanınıza benzediğiniz an savaşı kaybetmişsinizdir” diyen Bilge Krala.

Yolumuz Finlandiya’dan geçecekti; “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” bir gezintiye çıkaracaktı, GrigoryPetrov bizi. Bir model sunacak idi..

Bazen bir çocuğun dünyasından hayata bakmayı becerebilmek çok şey katacaktır insana. İşte bunu gösteriyordu bize “Küçük Prens.”; “büyükler çok tuhaf oluyor diye” serzenişte bulunarak.

Sorumuz insandı, ya cevabımız? Cevabımız da insan olmalıydı. Ve insan biraz da tereddüttür madem “Bir Tereddüdün Romanı” ile Peyami Safa’ya uğramalıydık.

Hep tereddüt olmayacağına göre tereddütten çıkabilmeliydik de. Nasihate ihtiyaç duyacaktık “Gençlerle Başbaşa” olan Ali Fuat Başgil’i dinleyecektik; tembellikten, kötü arkadaştan ve kısa yoldan amaca gitmekten bizi men edecekti.

Ve sonra Mehmet Akif Ersoy’la olacaktık Hüzün şairinin; “Gece”sine, “Secde”sine, “Hicran”ına tanıklık edecektik. Hüznünü, acısını, kederini yaşayacaktık.

Yaşar Kemal ile; “Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca”nınhikâyesinde buluşacaktık. Ustadan, Karınca insanlar ve fil insanların hikâyesini dinleyecektik.

Bazen en sağlam sığınaktır; yalnızlık… “Kürk Mantolu Madonna”da Sabahattin Ali bize Raif beyin yalnızlığını sunacaktır.  Raif Bey’in kim bilir belki de Sabahattin Alinin yalnızlığını…

Savaş her halükarda kötü; ama en kötü sebep ve en kötü sonuç; “Fitne; Kardeşlerin Savaşı.” Bu coğrafyada savaşlara tanıklık ediyorduk, Adnan Demircan; bize kardeşler arasındaki savaştan bahsederek bugünümüze yarınımıza dair bir pencere açıyordu.

Evet, belki bazen umudumuz tükeniyordu; bugüne ve yarına dair güzel şeyler söylemek istiyorduk. Her şeye rağmen Nurettin Topçu ile “Var Olmak” zorundaydık.

“Küresel Çağda Kaybolmak” kaderimiz olmamalıydı. O yüzden var olmalıydık. Atasoy Müftüoğlu bize, “yara ve merhem” diyerek bir reçete sunacaktı.

Küresel çağın kuşatılmışlığından bir yol bulabilmeliydik; Bu yüzden yolumuz Derviş Yunus’tan geçmeliydi. Yunus’la beraber, “çıktık erik dalına onda yedik üzümü…”

İç ülkemizden dış ülkemize yolculuk edecektik; “Bu Ülke”yi Cemil Meriç’ten dinleyecektik. “Biz ne kendimizi tanıyoruz, ne Avrupa’yı. Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine.”

Dedik ya insan sorudur, ama aynı zamanda cevaptır insan.  Yanıtsız kalmış her soru bir zindandır insan için. Sonra Ali Şeriati çıkacaktı karşımıza bize “İnsanın Dört Zindanı”nı gösterecekti.

Bugün modern insan Realizmin dar kalıplarında zindandadır. Benim üstadım “Don Kişot”tur... İdealin, gerçekten daha doğru olduğuna inanan Don Kişot ile Garaudy bizi ideale çağıracaktır…

“Ruhun Dirilişi” diyecektir, Yüce Diriliş adamı Sezai Karakoç. Ölü toprakların yağmurla dirilişi gibi, Ölü arzın baharda uyanıp kabarışı ve yeşilliklerle donanması gibi, Ölü insan ruhu da Allah'a inanmakla dirilecektir.

Sadece ruh mudur, diriltilmesi gereken? Aklını ihmal edemez insan. Aklını kullanmayan hiçbir varlık için özgürlüğün değeri yoktur. İşte bak “Hayvan Çiftliği”nde  George Orwel, bize, biz insanlara hayvanlar üzerinden mesajlar veriyor.

Yolda yolun uyulması gereken kuralları vardır, bizi sapmaktan, yolun cazibesi karşısında şaşırmaktan koruyacak olan “Yoldaki İşaretler”dir. “Şehit tahtında Rabbe gülümseyen bir büyük adam” gösterecekti işaretleri.

Yolda yöntemsiz yürüyoruz. Yolu bilmiyoruz, yolcuyu bilmiyoruz, hancıyı tanımıyoruz. Bütün kâinatı dolaşsa da insan, “Kendini Aramak”la işe başlayacaktır. O yüzden İhsan Fazlıoğlu’na uğrayacaktı yolumuz…

Hani şair diyordu ya; “Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek.” Hızlıydık ve hız ayinleri bizi baştan çıkarıyordu. “Yavaşlayın!”diyordu Kemal Sayar; sadece görmek için değil bakmak için temaşa edebilmek için yavaşlayın…

“Dinle, küçük adam” diye sesleniyordu,  WılhelmReıch. Sevdiği ve de önemsediği için kızdığı küçülmüş adamlara sesleniyordu. Insanlığın geleceği senin düşünmene, senin eylemine bağlı.

Her şeyin bir finali olacaktı, biz de finalde ölümü hatırlayalım istedik, dirilten ölümü. Ölmemek için ölümü anmalıydık anlamalıydık. Ve sonra DücaneCundioğlu bize “Ölümün Dört Rengini ”anlatacaktı.

Okumak En soylu eylemidir insanın. “Her kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır.” Diyecekti sonra Kafka… Evet, biliyorduk bir “Kitab”ın dışında hiçbir kitap kusursuz değildir. Hiçbir yazar sorgulanamaz değildir. Derdimiz güzele ulaşmak idi, meselemiz iyiyle buluşmak idi. O yüzden okumalıydık, Evet böyle başlamıştık.  25 hafta boyunca, 25 kitap üzerinden 25 yazarlahasbihal ettik. Bazen sessizce dinledik ustalarımızı, bazen tartıştık, bazen çok sevdik bu yeni tanıdığımız adamları, bazen kızdık o iş senin bildiğin gibi değil dedik. Bazen güldük, bazen duygulandık, bazen umudumuz kırıldı, bazen illa da umuda dair bir şeyler oldu masamızda. Derdimiz insandı, derdimiz kendimizdi. Her kitapla kendimizi aradık aslında, kendimize dair bir yolculuğa çıktık her kitapla. İyi de ettik,  güzel oldu. Emeği geçen tüm dostlara teşekkürler. İlim yayma Cemiyeti Şanlıurfa Şube Başkanı Cüneyt Altıparmak’ın şahsında emeği geçen bütün dostlara kalbi teşekkürler. Nokta mı koyuyoruz, elbette değil şimdilik bir virgül sezon finali diyelim.Eylül’de yeniden ve yine den kitapla buluşmak üzere inşallah…  Eylüle kadar HOŞÇA KALIN, KİTAPLA KALIN…

Bu yazı biraz da okumak isteyenler ve okumaya dair bir şeyler yapmak isteyenler için bir güzel örneğin kayda geçmesi adına yazılmıştır. Yazıyı uzun kılan da kitap okunmuş olan kitaplardan bahsedilmiş olmasıdır. Sabırla okuduğunuz için teşekkürler.