“BİZ”LEŞTİRMEYEN ÖTEKİLEŞTİRİR

12 / 07 / 2018


‘Ötekileştiren güç, ötekileştirdiğini aşağılar, suçlar.Ötekileştirilen ise suçsuzluğunu ispatlayana kadar suçludur.’  Diyordu Franz  Fanon. Biz birilerini ötekileştiriyoruz, birileri bizi ötekileştiriyor, bir başka birileri hepimizi ötekileştiriyorlar. Bir kısır döngü, herkes kendi durduğu yere göre bir başkasını ötekileştirmek ile konum aldığını düşünüyor. Biz kim isek, bizim yaptığımız, düşündüğümüz, durduğumuz yer iyi ve güzel, başkaları her kimse onların düşündüğü, durduğu yer kötü. Ne kadar güzel ve iyi varsa biz onun sahibiyiz ve dünya sadece bizim gibi düşünenlere ait!

Ötekileştirmek; bir insanı, bir topluluğu, bir grubu vb. düşüncesi, dini, dili,ırkı, mezhebi, kimliği, fikri nedeniyle yok saymak, görmezden gelmek, değersizleştirmek, kabul etmemek, düşman görmek. Nedir, Kendisi gibi düşünmeyenleri dışlama hali.Hakikatin kendi tekellerinde olduğunu iddia edenlerin, muhalif seslere kulak vermeyenlerin, idealleri bağnazlığa dönüştüren yapıların, sürekli öteki oluşturma halinin sorgulanması gerekiyor. Kendimizi doğrulara göre konumlandırmamız gerekirken, doğruları kendimize yontar bir tavır içerisinde davranıyoruz. Bu yaklaşımdan kuşatıcı bütünleyici bir sonuç çıkmıyor.

Her bakış, yeni ayrılıklar yeni ötekiler oluşturuyor. Bakışlarımızın farklılıkları bizi bölüyor, ayrıştırıyor, uzaklaştırıyor birbirimizden.Ötekileştirmeye hazır bir bakış açısı, durumu ötekiyle çatışmaya dönüştürüyor.Oysa olması gereken farklılıklarımızla var olabilmek, farklılıklarımıza tahammül edebilmek. Dünya farklılıkların birlikteliği ile hayatiyetini devam ettirebilir.  Herkes birbiri gibi olmak zorunda değil, birbiri gibi düşünmek zorunda değil. Ancak bu durum bizim başkalarını ötekileştirmemizi gerektirmez. Bir tek rengin hâkim olup, diğerlerini yok etmeye koyulması hayata yönelmiş büyük bir tehlikedir.

Ötekileştirme toplumun genelinde bir tavır olarak karşımızda duruyor. Ötekileştirme hastalığı dersek fazla mı abartmış oluruz, bilmem ama tarafgir yaklaşımların, kendini var kılmanın yolunu başkalarını yok saymaktan, aşağılamaktan, dahası düşman kılmaktan geçtiğine inanılan bakışın toplum için birçok tehlikeyi barındırdığı aşikâr. Ve bu hastalıklı tavır önüne geçilmesi gereken bir durum olarak karşımızda duruyor. Kendi dışındaki her şeyi düşman, kendi dışındaki her yer, kötü, başka yeri cehennem kendi bulunduğu yeri cennet olarak görmek bir toplumu huzursuz edebilmekte.  Toplumda öteki beriki, biz onlar eksenli kutuplaşmaların bizi götüreceği yerin sağlıklı olmayacağının idrak edilmesi gerekiyor.

Nasıl kendimizin, kendi hikâyelerimizin bizim açımızdan biricikliği var ise ötekinin de kendi hikâyelerininbiricikliğine, saygımızın olması gerekiyor. Kendi hikâyelerimizi başkalarının hikâyelerin yok sayarak var kılamayız. Birilerinin yokluğu üzerine kendimizi var kılamayız.Biz düşersek öteki de düşecek, yada öteki düşerse biz de düşeceğiz. Zira insan düşerse, insanlık düşerse hepimiz kaybedeceğiz. İnsan tanımadığını düşmanıdır denir ya, çözüm öteki olarak gördüğümüzü, ötekileştirdiklerimizi tanımada. Ötekini tanımaktan, bilmekten hepsinden öte anlamaktan geçiyor. Anlaya anlaya bir ‘başka’sını kendimizi, bizi, birliğimizi öreriz.

Öteki ile ötekileştirmeden yaşayabilmek... Yapmamız gereken, ötekini kendi içimizde duyumsayabilmek,  benimseyebilmek.Dahası öteki ile birlikte biz olabilmekte, bizi var kılabilmekte. Birleştirmeliyiz, ‘biz’leştirmeliyiz. Varlığımızı ötekine rağmen değil,  öteki ile var kılmalı. Öteki ile var olmalıyız.  Biz olmadan, ‘biz’leşmeden, ötekini benimsemeden, ötekileştirmekten kurtulamıyoruz. ‘Biz’leştirmeyen, ‘biz’leştiremeyen, birleştiremiyor ve ötekileştiriyor.  O yüzden ötekileştirmenin soğukluğundan, ‘biz’leştirmenin sıcaklığına yol bulmalıyız.