“BUĞDAY” FİLMİNİN HATIRLATTIKLARI

15 / 02 / 2018

-  Niye bu yola çıktınız?

-  Sizi arıyordum.

-  Kendinizi arayın...  (Filmden)

Pazartesi günü akşamı Şanlıurfa, Semih Kaplanoğlu’nu ve “Buğday” filmini ağırladı. Bilge Sinemacı Semih Kaplanoğlu’nun senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı ve  galası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılımı ile Beştepe’de gerçekleştirilen “Buğday” filmi. Şanlıurfa Memur-Sen ve Genç Memur-Sen’in katkılarıyla emek Sinemasında, film gösterimi ardından semih Kaplanoğlu ile söyleşi programı gerçekleştirildi.

Önce kısa bir tanıtım; Film, parlak bir kariyeri, yorucu şehir hayatını ve bildiği her şeyi terk ederek modern hayata sırtını dönen bilim insanı Cemil Akman ile tohum genetiği uzmanı Prof. Dr. Suat Erin'in Ölü Topraklar bölgesine yaptıkları yolculuğu konu ediniyor.Yola yeşertecekleri tohumları aramak için çıkan ikilinin hayatı bambaşka bir hal alacak, Erol'un bugüne kadar öğrendiği her şey değişecektir. 

Bir film olarak “Buğday”ın yeterlilikleri ve yetersizlikleri üzerine söz söylemenin haddimize olmadığını biliyoruz. O yüzden teknik açıdan bir değerlendirme yapmayacağız. Bizim açımızdan filmi anlamlıkılan hikâyesive bu hikâyenin bize ne ifade ettiğidir.Modern hayat bir çıkmaz sokak ve insan her geçen gün daha net bir şekilde bu çıkmaz sokakta daha fazla bocalar bir haldedir. Hayatı tüketim anlayışı ve sahip olmak üzerine kurgulayan modern hayat tükettikçe tükenen insanın, kendisinden, özünden, insanlığından uzaklaştıran bir hale doğru, bir sona doğru sürüklüyor.

İnsan! Seni savunuyorum; sana karşı!” Evet, böyle diyordu Nuri PAKDİL. Buğday filminin bize söylediği budur aslında. İnsanın; insanın ve insanlığın ve doğanın ve tanrının yokluğuna karşı insanlık adına bir mesuliyeti var. İnsan her şeyi tüketiyor, bu cehennemi çıkmazdan kurtulabilmenin yollarını aramalıdır insan. İnsanlık adına, varlıktan varoluşa ulaşma çabasını kuşanmalıdır.  İnsanlığın sefaletten, açlıktan, yoksulluktan kurtuluşunun yollarını aramalıdır. Film bize bu noktada kurtuluş reçetesi olarak irfani geleneğe dönüşü gösteriyor. Kendi kadim geleneğimizi adres gösteriyor; Anadolu irfanını. Yunuslar,  Mevlanalar, Hacı Bayramlar, Hacı Bektaşi Veliler, Muhiddin’i Arabiler bu topraklarda maya tutmuş en müstesna değerlerdir. Bir yanda Haçlı saldırıları öte yanda Moğol vahşetinin Anadolu’yu her yandan kuşattığı bir zaman diliminde, bu kuşatılmışlığı kırma çabasıdır. Bugünde gerek dünyanın içinde bulunduğu durumdan gerek ülkemizinim içinde bulunduğu durumdan kurtuluşu sunacak olan kendimize kendi değerlerimize dönüş olacaktır. İnsanın kendine dönmesi, kendi özüne dönmesi olacaktır. Filmde konu edilen ve şahsen beni etkileyen sahnelerden olan “toprağın insana şifa sunması sahnesi” tam da buraya işaret etmektedir diye düşünüyorum. Özüne dönmelidir insan…

Film Hz. MusaileHızır (a.s.) kıssası üzerinden, esasen “o iş senin bildiğin gibi değil” mesajını veriyor bize. Böyle değil midir, bilim bugün insanlığı esarete mahkûm ediyor. İnsan kendi ürettiği bilimin kölesi durumundadır. Kendi ürettiği canavarın tehdidi altındadır. Bu noktada;  bilimin değil, Kitap’ın, rasyonalizmin değil irrasyonalizmin bak dediği noktadan bakacak olursak; o iş bizim bildiğimiz gibi değil. Sahi neydi ümmi olmak?...

Buğday filminde; hikmet var, arayış var, kendilik bilinci var, varlıktan varoluşa bir yol var, irfan var, kadim kültür var, bu topraklara bu topraklardan, kendi gök kubbemizden sahih bir ses var, kendimizle hesaplaşma, yeniden ve yineden başka bir yol denemesi var, mesuliyetimizi hatırlatma var… Hepsinden öte umut var….

Semih Kaplanoğlu yaptığı bu güzel filmle teşekkürü ve takdiri ziyadesiyle hak ediyor. Emeğine sağlık, yüreğine sağlık, eline sağlık diyelim. Tam bu noktada marifet iltifata tabi sözü mucibince Buğday filmi ve yönetmeni ile bizleri buluşturanlara teşekkür etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Memur-Sen İl BaşkanıİbrahimCoşkun’un şahsında tüm hizmet kolları başkanlarına ve yönetimlerine, Genç Memur-Sen Başkanı Veysi Bozdağ ve ekibine, bu program için yoğun emek verdiklerine şahit olduğum sevgili dostlarım Mehmet Nişancı ve Süleyman Çoban’a kalbi teşekkürler ve de tebrikler.