C/AN SIKINTISI

27 / 04 / 2017

Can sıkıntısı bugünün insanının en belirgin özelliği, belki de en belirgin rahatsızlığı. Canım sıkılıyor denir, can sıkıntısını gidermek için bir sürü uğraş verilir, bir sürü etkinlik, faaliyet, program yapılır, ama ne yaparsa yapsın can sıkıntısını gideremez, sürekli bir can sıkıntısı yaşar modern insan. Peki, nedir can sıkıntısı; bazen boşluk, bazen öylesine sebepsiz huzursuzluk, bazen anlamsızlık. Yarınsızlık bazen, ileriye dönük hiçbir şey yapmak istememe durumu, sonrasızlık hali. Bazen öylesine çokta kafaya takılmaması gereken, gelip geçici bir durum, bazen hastalık belirtisi olarak görülecek kadar ileri düzeyde, insanı tüketen, kemiren bir rahatsızlık tablosu..

“Can sıkıntısı, modern insanın anlam buhranının en önemli belirtisi” Evet böyle der, Kemal Sayar.  ‘Ruhlarımıza yön tayin eden kutup yıldızını yitirmiş gibi, anlamın olmadığı bir dünyada kaybolmuş ve şaşkın bir haldeyiz. Her sokak başında anlam krizi karşımıza çıkıyor. Anlamın yerine koyacağımız, anlam yanılsaması yaratacak her şeye umutsuzca yapışıyor, geçici nesnelerde kimliğimizi arıyoruz.’

İnsanın can sıkıntısını yaşamasının altında yatan en önemli sebep; an/lam eksikliği. Evet, modern insan “an”ını anlamlandıramadığı için, anlam yetmezliğinden sürekli bir c/an sıkıntısı yaşıyor. İnsan yaşamı anlamlandırabildiği kadar insandır. Hayatımızın anlamı en küçük zaman dilimi olan “an”dan itibaren zamanı, ne ile doldurduğumuz, nasıl yaşadığımız, ne kadar değerli kılabildiğimiz ile ilgili. Değerli kılamadığımız, değerle buluşturamadığımız “an’ın bizi götüreceği yer anlamsızlık olacaktır. Bu açıdan baktığımızda hayat bizim için; ya değerle buluşturularak anlamlandırılmış olacak ya da anlamsızlığın, boşluğunu, huzursuzluğunu ve hayatı hep kemiren yanı olan can sıkıntısını yaşayacağız. “Anlamın anlamını kavrayamadan/ hayat yaşanılmaz anlamı anlamadan.” Yaşayabileceklerimizi yaşanılır kılabilmek adına yaşıyor olduğumuz zamanı, bugünü, şu anı anlamlandırabilmemiz gerekiyor. İşte o zaman belki c/an sıkıntısını yaşayamayacağız ya da en aza indirmiş olacağız.

Hakikatle ve anlamla, sahih bir ilişki kurmaktır amaç. Ve bu sahih ilişki olmadıkça ne kendimizle, ne insanla, ne de doğayla, salih bir ilişki kurulamayacaktır.  Hayatın bir anlamı olmayacaktır her şey absürt yani anlamsız gelecektir insana. Var oluşun saçmalığı “saçmalığına” düşen insan, varlığın doluluğuna karşı bulantı duyacaktır. Hiçbir şey teselli etmeyecektir insanı, gittikçe yalnızlaşacaktır. İnsan-insan, insan-doğa, insan-yaradan ilişkisi yoksullaşacaktır. Dünyevi tüm şeyler denenecek ancak insanın içindeki boşluk doldurulamayacak. Ve sonuçta elde kalan koca bir can sıkıntısı olacak.

Hayat bir yolculuktur, insan; hayatını anlamlandırabilmek için yoldadır. Kendini arar, kendini bulmaya çabalar, var olmak derdindedir. Kendini bulduğu, var olduğu, olduğu oranda huzurlu olacaktır. İnsanın kendine olan yolculuğu önce bir insan olarak kendisi ile buluşturacak, sonra diğer insanlarla buluşturacaktır. An”ı anlamlandıran insan hayata tesir edebilecektir. Canla buluşacaktır,  canla buluşarak cana yakın olacaktır. Cana yakın olduğu için de can sıkıntısı yaşamayacaktır. Sözü,tam da burada Hüseyin Akına bırakarak sonlandıralım. C/an sıkıntısı yaşamayın efendim, vesselam. “Cana yeterince yakınsanız, Can sıkıntınız yok demektir. Hiçbir şey yapmamak insan için sıkıntıların en trajik olanıdır... İnsanın hayata tesir edememesi, ya da hayatın insan üzerindeki lakayt tavrı 'can sıkıntısı' dediğimiz durumu ortaya çıkarır. Sahip olduğu her şeye 'görece' sahip olan, mutlak anlamda arzularını karşılayacak her şeyin sıkıntısını çeken biçare insanın, nihayetinde hissettiği en derin sıkıntı can sıkıntısıdır... Yaşamınız can sıkıntılarının barınamayacağı ağırlık ve mukavemete sahipse hiçbir zaman onu yitirme tedirginliği yaşamazsınız... Dışınızdaki dünya duruşu ve oturuşuyla size ve canınıza ne yakınsa, şu andan itibaren size sunulmuş zamanı en iyi şekilde ağırlıyorsunuz demektir.vakilli@hotmail.com