DEM BU DEMDİR

22 / 09 / 2017

Fikr-i müstakbel ü maziyi bırak ârif isen,

Böyledir hâl-i zaman, bir var imiş bir yoğ imiş.” Koca Ragıp Paşa

İçinde yaşadığımız an, yani bugün, burada, geçmişle gelecek arasında, bu ara-da yaşadığımız an; zaman kavramı açısından en somut gerçekliği ifade eder. Varlık ile yokluk arasında,  bir varmış bir yokmuş arasında, bugünle yarın arasında, her şeyin içinde cereyan ettiği an, ‘zaman.’ Sahih bir zaman tasavvuruna sahip olabilmemiz, ancak zamanın ruhunu kavramamız ve zamanı anlamlandırma biçimimizin hakikiliği ile mümkün olabilecektir. 

İnsan varlığını zaman içinde anlamlandırır. Var olmak zaman içinde anlam kazanır. Kendine özgü bir zaman içinde, özge bir zaman içinde yani anda anlam bulur. Bu yüzden tasavvuf geleneğimiz ’an’ın önemi üzerinde ısrarla durmuştur. İçinde bulunduğumuz her bir zaman birimini dolu bir şekilde, yani tam bir bilinç haliyle yaşamak, her zaman ‘hazır’ olmak demektir. Hazır olmak demek, huzurda olmak demek, hazır olmadan huzurda olmadan, huzur bulunamayacağına göre, anı hakkıyla yaşamak gerekir. Anı, yani insan için lehte ve aleyhte olan içinde bulunduğu zaman dilimini. "İbnu'lvakt" olmak yani, vaktin çocuğu, her anı şuurlu ve özde yaşayan olmak. Vaktin adamı ile zamane adamını karıştırmamak gerekir. Zamane adamı yaşadığı her devrin adamıdır devrinin gerekliliklerini yerine getirir, vaktin adamı vaktin hakkını verendir. Hakkıyla yaşayandır.

An; yani, bugün, yani şimdi; dünden ve de yarından da bağımsız değildir esasen. Belki geçmiş ile geleceğin bütünlüğü bugünde kendini gösterir. Tüm eserlerinin hülasasında ‘zaman’ı gördüğümüz,  tüm varlıkları ‘zaman’ içinde değerlendiren Ahmet Hamdi Tanpınar’ı dinleyelim.  “ Ne içindeyim zamanın,/Ne de büsbütün dışında;/Yekpare, geniş bir anın/Parçalanmaz akışında.”  Geçmişe özlem duymamalıyız, zaten zamanın sürekliliğiyle yanımızdadır geçmiş. Gelecek için de kaygılanmamalıyız, zaman önümüze çeşitli olaylarla çeşitli seçeneklerle karşımıza çıkaracaktır. Zaman onları yani geçmişi ve geleceği bizimle yani şimdiyle birbirimize bağlar. Yaşayabileceklerimizi yaşanılabilir kılabilmek, yaşamış olduklarımızdan edindiğimiz tecrübeler doğrultusunda; yaşıyor olduklarımızın yani şimdimizin, içinden geçtiğimizin bu “dem”in anlamlandırılması ile mümkün olabilecektir… 

Her şey bir zaman içinde oluyor. Biz zaman içinde ‘ol’uyoruz ve ya ölüyoruz. ‘Ol’durmak ve öldürmek arasındadır zaman. Sahi zamanı olduruyor muyuz, öldürüyor muyuz? Tüketiyorsak, zamanı,  zamanı öldürülen bir hale getiriyorsak, zamanı öldürüyorsak, zamanla ölüyoruzdur.  Öldüğümüz zamanda, ‘ol’mamızın imkânını bize sunacak olan, zamanı öldürmekten kurtarıp oldurmakta.

Kitaba dokunuyor zaman, sonra Kitap değiyor zamana. ‘Zamana andolsun ki’, diyor.  Akıp giden,  döndürülmesi mümkün olmayan, olamayan zamana andolsun ki; insan zarardadır, ziyandadır, hüsrandadır. Geceye andolsun ki, gündüze andolsun ki, kuşluk vaktine andolsun ki… Andolsun zamanın her anına. Zamanın ve mekânın sahibi, zamana yemin ediyor.  Zamanı dikkatlerimize sunuyor. Hani zamanımız yok diyoruz ya, bitirdiğimizden, tükettiğimizden, öldürdüğümüzdendir. Çoğaltmıyor zaman bizi, bereketlendirmiyor hayatımızı, bereketlendirmeyince de çığırından çıkmış hayatlar yaşıyoruz ve zaman kötü oluyor. 

Zaman bir çizgi, geçmişle gelecek arasında, bu gün,bu an, bu dem.Bütün mesele zamanın hakkını vermede, zaman üzerine, zamanımız üzerine düşünmede.Zamana zaman ayırmada yani hemde şimdi şu demde. Başa dönecek olursak ne demiştik, Arif isen geçmiş ve gelecek endişesini bırak, içinde bulunduğun anı değerlendir. Zira zamanın tabiatı böyledir; bir varmış bir yokmuş. Dem bu demdir madem, bu demde olmalı insan, oldurmalı zamanı. vakilli@hotmail.com