DERİN BOŞLUKTAN KURTULMAK

17 / 08 / 2017

 “Onların her şeylerini tahrip ettik. Felsefeleri ve dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler… “ Bu sözler ünlü oryantalist Louis Massignon’a ait. Geçen yüzyılın başında Müslümanlar için böyle diyordu. Evet derin bir boşluk. Belki de Müslümanlar olarak hali hazırda yaşamış olduğumuz dünyayı en iyi anlatan kelime bu; “derin bir boşluk”Farkında mısınız, habire tartışılıyor, inancımız habire tartışma konusu ediliyor. “Alimlerimiz, aydınlarımız, yazarlarımız, ilahiyatçılarımız,” habire tartışıyorlar.  Müslümanlar olarak birçokcan alıcı sıkıntı ile boğuşurken, birçok sorunumuz varken tüm bunlar sanki sorun değilmiş tüm bu sorunları çözmüşüz gibi, tüm sorunları halledip bitirmişiz gibi teferruat bile denilemeyecek meseleleri koca koca adamlar tartışıyor. Kurancı Müslümanlar, hadisçi Müslümanlar, gelenekçi Müslümanlar,  modernist Müslümanlar, muhafazakâr Müslümanlar,  liberal Müslümanlar… Ilımlılar,  kapitalistler, antikapitalistler bir sürü sıfat yanında Müslüman. Ne oluyoruz, nereye bu gidiş.  Bütün İslam âlemi yok edilmeye çalışılırken Müslümanların bu farklılıklarını kaşımaları,  sürekli olarak kısır tartışmalar içinde olmalarını derin bir boşluk olarak görüyoruz.

Ve bu süreçte bu derin boşluğu daha da derinleştirecek artıracak olan tüm yaklaşımlara karşı olmak gerekir diye düşünüyoruz. Şunun farkına varmamız gerekiyor; öyle bir süreçle karşı karşıya bırakılıyoruz ki, inancımızdan umudumuzu keselim istiyorlar, bizi boşluğa mahkûm etmek istiyorlar, “biz Müslümanlardan hiçbir şey olmaz” dememizi bekliyorlar. İşte tam da bu noktada yaşanılan süreci ters çevirebilmemiz için; umuda dair sözümüz olmalı, dirilişe dair, Müslümanlığımızın bizim için en büyük gurur olduğunu ifade edebilmemiz gerekiyor. Bizi boşluğa mahkûm etmek isteyen anlayışa karşı sahih bir yaklaşım ortaya koymak durumundayız.

Bizi karanlığa mahkûm etmek istiyorlar, yaşadıklarımızın sorumlusu olarak inancımızı sorgulamamızı istiyorlar, inancımızdan utanmamızı istiyorlar. O yüzden her şeyimiz tartışma konusu olsun istiyorlar. Hakikatle aramızı açmak, bizi hakikatten uzaklaştırmak için uğraş veriyorlar. Bu kirli oyuna gelmemek için, karanlıklardan hakikate yol aramak zorundayız. İşte tamda bu arayış içinde başka bir yol bulmamız, başka zemine, başka iklime, başka bir dünyaya açılabilme imkânını bize sunacak olan,umudu aşılayacak olan düşüncelereihtiyacımız var. Bu kısır tartışmaları ve tartışanları bir tarafa bırakarak dirilişe talip olmak zorundayız. Ölmemiş isek, ölü değilsek dirilişin kapısını çalmak zorundayız. Zira diriliş ancak yaşayan için geçerli, ölüler için dirilişten söz edilemez. “Ey iman edenler iman edin” kutlu sözüne kulak vererek, yeniden imana, yeniden dirilişe, yeniden amentüye dönmek.  Bir oluş çağrısı, bir varoluş ilanı, bir diriliş ilanı, dirilişin karşısında her ne var ise kendinin ve çağın yakasına yapışarak, sorguya çekmek, meydan okumak. Tavrımız bu yönde olmalıdır. Sözü bu bağlamda bizi tam da bu derin boşluktan kurtaracak, umuda, dirilişe götürecek bir kitaptan,  “Diriliş Neslinin Amentüsü” kitabından yapacağımız alıntı ile sonlandıralım.

“Allah'a inanıyorum. Ben bir diriliş işçisiyim... Allah'ın övdüğü, beğendiği İslam toplumunu ören, toplumun örülen duvarında en küçük bir kum tanesi olmaktan öte öğüncüm olamaz... İnsanı ancak Allah özgür kılar... Allah'a inanma ışığı ve ona inanma aydınlığı. Sesimi yükseltirsem bunun için yükseltirim yoksa bunun dışında dünyada hiç bir şey ses yükseltmeye değmez. Yaşamayı ve ölmeyi, zaman ve mekânla diyalog kurmayı, ancak ve ancak bu inanç uğruna göze alabilirim. Aşktır o benim için. Yoldur. Anlamdır. Sestir. Ülküdür. Varoluştur… Evet, biz diriliş erleri son peygamberin sancağı altına sığınıyoruz. Bu sancağın yere düşmemesi görevimizdir. Var oluş hikmetimizdir. Bu sancak Allah’a inanma sancağıdır…Evet, tarihi ve hayatı şöyle yorumluyoruz; “Hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşlar, başkaldırmalar.” Ve insanları da hakikatin yanında olanlar ve karşı çıkanlar... İnanç ab-ı hayatını içmek.İslam uygarlığının yeniden diriliş bengisuyunu içip dirilmektir bu. Umutsuzluğu yıkmak. Yeniden umut yoluna, kapısına çıkmaktır… Müslümanlar, coğrafyalarını, tarihlerini birleştirme, bu yolla da tek bir kültüre erme zorundadırlar. İslam uygarlığının yeniden dirilişine katkıdabulunma gücüölçüsünde her Müslümanın borcudur…”vakilli@hotmail.com