DÜNYANIZI GENİŞLETİNİZ

30 / 11 / 2017

Dünyayı sırtından indirince daha hızlı koşarsın.

Bak kuşlara.

(Mehmet Deveci; Yürüyelim Mi Biraz?)

İnsan âleme sığmıyor. Dünya milyarlarca insanı içine almışken, insan bir dünya ile yetinmiyor, yetinemiyor. Hep daha fazlasını istiyor; hep daha fazla şeye sahip olmak, hep daha fazla harcamak, hep daha fazla tüketmek istiyor. Hep daha büyük olmak…

Çokluk duygusu, çoğaltma çılgınlığı; insanı dünyadan siliyor, insanı tüketiyor, insanı yoruyor,  dünyasını karartıyor insanın. Ama yine de vazgeçemiyor insan; daha güçlü, daha çok, daha fazla olmak için girdiği yarışın içinde ölüyor insan.

Peki, çoğaltma duygusu, çokluk duygusu çoğaltabiliyor mu insanı, insan girdabına girdiği çoğaltma duygusu ile azalıyor mu çoğalıyor mu, büyüyor mu küçülüyor mu, oluyor mu ölüyor mu? Soru bizim dünya karşısındaki yaklaşımımızı, daha doğrusu soruya vereceğimiz cevap dünya karşısındaki bizi ortaya koyacak.

İnsan dünyadaki çoğaltma duygusu ile azaltıyor insan yanını. Kendini tüketiyor, kendini küçültüyor kendini bitiriyor. Hepsinden öte, her gün biraz daha ölüyor çokluk duygusuyla. Oysa her insan bir âlem olmalıydı, her insan bir dünya. Nedir, her insan bir dünya değil artık, zira her insan bir dünyaya ait bugün. Dünyaya sahip olma güdüsü insanı dünyanın kölesi haline getiriyor. O yüzden daralıyor yüreği, o yüzden sıkılıyor, o yüzden mutsuz, o yüzden huzursuzdur modern insan. Yaşam o yüzden hayat sunmuyor insana. Hayat bulamıyor insan yaşamın içinde.

Büyümeli insan, dünyanın içinde büyütmeli kendini, yaşadıkları hayat sunmalı, çoğaltmalı insanı. Nasıl her an bir şen üzere ise hayat, tıpkı onun gibi her an bir diriliş yaşamalı insan. Dünyasını genişletmeli, dünyayı çoğaltmalı, iyiliği, güzelliği, ahlakı, erdemi çoğaltmalı.  Hayatın içinde hayat bulmalı insan.

Dünyayı değiştirecek olanlar, dünya karşısında değişmeyenlerdir. Dünyanın başkalaştıramadıkları ancak dünyayı sahih manada çoğaltacaklardır. Değilse, dünya karşısında sağa sola savrulanların “hayy”a dair, hayata bir duruşları olamayacaktır. 

Yabancılaşıyoruz; ruhumuza yabancılaşıyoruz, kendimize yabancılaşıyoruz, insana yabancılaşıyoruz, âleme yabancılaşıyoruz. Çünkü tüm bunlara karşı yaklaşımımızı sahih kılamıyoruz. Hikmetli bir bakışla bakamıyoruz meselelere. Böyle olduğu için de dünyamızı azaltıyoruz, hayatı azaltıyoruz, kendimizi azaltıyoruz. İçeriği boşaltılmış bir dünya kalıyor ellerimizde. Yabancılaşıyoruz. Dirilişe ihtiyacımız var, her alanda bir diriliş duygusu ile yeniden başlayabiliriz. Yeniden hayata dönebilmemiz hayata dair yaklaşımımızı gözden geçirmemize bağlı. Çoğaltma duygusunun dünyamızı daralttığı zamanlarda dünyamızı genişletmenin yollarını aramalıyız. 

Evet, sözü tam da bu noktada, yazımıza ilham olan Sezai Karakoç’un ifadeleri ile sonlandıralım. “Dünyanızı genişletiniz... Beden yani fiziğimizle ilgili duygularımız bizi hep dar bir dünyaya hapsetmek ister.Dünyalar içinde dünyalar, dünyalar dışında dünyalar, dünyalar ötesinde dünyalar vardır oysa. Bu dünyaların anahtarları ise ruhumuzda gizli. 'Ben bir gizli hazineydim bilinmek istedim insanı yarattım' diyen kutlu söz, insan ruhundan başlayarak mutlak âleme giden bu sonsuz dünyalara işaret ediyor... Ruhun dünyası sonsuzca geniştir. Yeter ki, insan o dünyalara varmasını bilsin...”