Dünyaya müslümanca bakmak

02 / 02 / 2017

“Müslüman olarak bizim dünyadaki gayemizin yani gelecekteki idealimizin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Zira modernleşmeyle birlikte Müslümaninsanın; insanın tanımladığı gelecek tahayyülünden büyük oranda uzaklaştığını görüyoruz...Çünkü batılı insan kendi insan tipini tanımlarken ona geleceğe ait yeni idealler sundu ve bir takım vaatlerde bulundu. Ve insanlar o ideallerin peşinde dört yüz senedir koşmaktadır. Bizde zihinsel kırılmaya uğrarken aynı zamanda bu idealleri içselleştirdik. Dolayısıyla da bizim dünyaya ait ideallerimiz, ahirete ilişkin ideallerimizden giderek çok daha fazla ağır basmaya başladı. Yani dünya hakkında çok uzun emeller besler olduk.”

Bugün Köşemizi yazar ve kitabı bağlamında Abdurrrahman ARSLAN’ ayıracağız. Yazımızın girişini de yine onun kitabından alıntıladık. Abdurrahman Arslan bize, “Dünyaya Müslümanca Bakmak,” dahası bakabilmek için “Yeni Bir Anlam Arayışı” sunuyor. Elbette bu hakikat arayışı öyle kolay olmayacağından “Sabra Davet eden Hakikat” diyor bu arayışa. “Modern Dünyada Müslümanlar”  “Nehri Geçerken” Kıbleyi Kaybettiren Dönüşüm” denen değişimden ne kadar uzak kalabileceklerdir. Meraklısının görebileceği üzere; yazarımızın tırnak içine aldığımız kitap isimleri bile başlı başına bir duruşu ifade ediyor. 

Abdurrahman ARSLAN modern dünyada yaşayan Müslümanların zihinsel olarak nasıl da felce uğradığını ortaya koyuyor. Bu anlamda ARSLAN’ı modernizmin felce uğrattığı zihinlerimizi prangalarından kurtarabilecek, yeniden ve yineden bir zihinsel inşa için yola ulaştıracak bir imkân olarak okuyabiliriz.  Bu zihinsel inşanın nasıl olacağını sorduğumuzda “Müslüman zihnin yeniden inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnşa ise kavramları yeniden eski anlamlarını kazandırmakla mümkündür.” Cevabını alıyoruz.

Müslümanlar olarak, modern paradigmalar bağlamında yaşamış olduğumuz hayatın içinde kullanmış olduğumuz birçok kavramı masaya yatırarak; bize her yapının kendine ait bir felsefesinin olduğunu, bir dünya görüşü olduğunu dolaysıyla hayatı bu paradigmalar üzerine kurduğunu göstererek bizim dünyaya Müslümanca bakabilmemiz için inancımızın bize sunmuş olduğu bağlamda bakabilirsek ancak hakikatle buluşabileceğimizi ifade ediyor.  Onun için; bizim zamandan mekana, kentten şehire, özgürlükten değişime, cemaatten sivil topluma, bireyden cemaate, modernden geleneğe, aileden topluma, kamusal alandan “ev”e,  kadar bir çok kavramla ilgili bir çok zihinselkabullerimize karşı esaslı bir duruş ortaya koyuyor.

Müslümanların gelecekle ilgili bir şeyler söyleyebilmesi için fıkıh toplumuna işaret ediyor. Yaşadığımız ve fark etmediğimiz, fark edemediğimiz zihinsel durumdan kurtulabilmemizgerekiyor. Çünkü idrakimiz inşa ettiğimizedönüşüyor. Tasavvurumuz tasarımızı belirliyor. Oysa biz Müslümanız ve hayata Müslümanca bakmakdurumundayız. Evet, zamanımızı ve mekânımızı ve de kavramalarımızı, kaygılarımızı, korkularımızı hatta sevinçlerimizi belirleyen ne?  “Müslüman olmakaynı zamanda Müslümanca düşünen bir zihne sahip olmak anlamına gelmektemidir? Dün böyle bir meselemiz olmamış olabilir ama bugün öyle değil artık. Müslüman oldukça modern, yani rasyonel olarak düşünmektedir. Ben Müslümanım demekte fakat düşüncesiyle hayat biçimiyle önüne koyduğu geleceğe ilişkin idealleriyle büyük ölçüde İslam’ı anlayışa uzak bir yerlerde bulunmaktadır.”

“İslam, ya Müslümanların ellerinde modernitenin -değerler dünyası ile; ilerleme, eşitlik, bireycilik, demokrasi, liberalizm, sivil toplum, kapitalizm ve tüketimin- öngördüğü süreçlere katılarak ona yeni bir “ruh” verecek; ya da kendi “teorik” temellerine yaslanarak içine kapanmadan ve daha önemlisi, anti olmak için “anti” olmadan, öncelikle bir hayat biçimi olarak kendini görünür kılmanın ve korumanın imkân ve çıkış yollarını arayacaktır. Buna rağmen eğer İslam -tabii ki onun anlaşılma ve yaşanma biçimi- söz konusu sürece katılırsa İslam’dan geriye “ne” kalacağı sorusu bugün ciddi bir cevap beklemektedir. (…) Artık biz Müslümanlar olarak bugün önümüze, kendisiyle ilgilenmemizi ve onu içselleştirmemizi mecburiyet olarak koyan bir “dünyada” yaşamaktayız; mesele onun istediği onayı verip vermemekte düğümlenmiş haldedir.  Modernite dine ait olan bir varlık alanında kendisi için bir “yer”  kazanmak, oluşturmak ve var olmak istemektedir.”

Müslümanlar olarak emin olmak vasfını ne kadar taşıyoruz. Yapıp ettiklerimizi ne kadar sorguluyoruz, bugün kendi yaptıklarımız üzerine düşünmüyoruz. Tam tersine yaptıklarımızıöteki bağlamında değerlendiriyor…Abdurrahman ARSLAN’ın şu cümlelerini ise hakikaten Müslüman olarak her birimizi belki bulunduğumuz durumdan kurtaracak bir şok etkili nasihat olarak okuyabiliriz. “Bugün bütün sarsıntılar içinde kendine göre şekil bulmuş Müslüman zihniyetinden artık korkuyorum. Çünkü bu zihin yaşadığı sarsıntının farkında değil. Ciddi şekilde İslam’dan kopmuş, İslami kaygıları ertelemiş bir zihindir… Bu Anlamda söylüyorum iman ve amel tutarlılığını. Biz bu dünyada, bu tutarlılığın hesabını öbür dünyada vereceğimize inanarak yaşıyoruz. Modernlerin dünyayı sevdiği gibi dünyayı sevmekten vazgeçelim, bu hastalıktan kurtulalım. Ne diyor Cenabı Allah; ‘Kıskanmasaydınız evlerini altından yapacaktım.’ Bakınız bunu unutmayın! Onlarla yarışmaktan vazgeçelim, kulvarlarımızı değiştirelim…”

Kitaplarından hareketle Abdurrahman ARSLAN fikirleri üzerine bir hulasa sunmaya çalıştık. Her zaman ifade ettiğimiz gibi sadece hazineye işaret edebildik. Gerisi için hazineye, yani kitapların kendisini okumaya davet ederek yazımızı sonlandıralım. vakilli@hotmail.com