DUR EY ZAMAN, DUR BİRAZ

28 / 12 / 2017

Yazın ortasında, güneşin altında, pazarın orta yerinde; buz satan adamın kaygısını yaşıyoruz her geçen zaman. Bir nidadır dile gelen; ”sermayesi hızla tükenen şu adama yardım edecek yok mu?” Ve bu nida karşısında, zamanı kavrayan arif adamın bayılarak yere yığılışı gelir akla. Arifin anlayıp, bizim anlayamadığımızdır zaman. Nedir, zamanın bilincine varabilmek, “eriyen ömür sermayesidir.” Sermayeyi tüketiyoruz, kayıp gidiyor ellerimizden zaman, geçiyor ömür denen sermaye.  Tüketiyoruz; Yaşayabildiklerimiz, yaşıyor olduklarımız ve kim bilir yaşayabileceklerimiz. Yaş(l)anıyor hayat. Bazen acı ya da tatlı, bazen hüzün ya da mutluluk. Bazen umut, bazen kapkaranlık umutsuzluğa dönüyor zaman. 

Zaman bir başka zamanadönmeli, mekân başka bir mekân olmalı. Olmuyor, zamanı tüketiyoruz, yitiriyoruz. “Ne çok acı var”dedirten günlerden geçiyoruz. Acının bin bir türlü şeklini yaşıyoruz, koma halindeyiz, çıkış yolları arıyoruz, hep yeniden çırpınma halini yaşıyoruz. Zamanı tüketen insan tükenmektedir, ziyan olmaktadır. Un ufak olmakta zaman, hep bir telaş, hep bir koşturma arasında küçülmekte. Küçültmekte insanı. “Geleceği düşünmek bize acı veriyor, geçmişte bizi geri çekiyor, işte o yüzden şimdiki zaman avuçlarımızdan kayıp gidiyor.” 

Kalbi yaralı hayatlar yaşıyoruz, bükülmüştür beli içinden geçtiğimiz zamanların, boğuşmaları bitmiyor içimizdeki deryaların. Akıp gidiyor bakamıyoruz zamana, canını okuyoruz, zaman canımızı okuyor, Anı yitiriyoruz, zamanının canını yitiriyoruz. Pişmanlıklar, mutluluklar, sevinçler, yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar; geçiyor zaman tüketiyoruz, tükeniyoruz. Dün ile yarın arasındaki kavgayı yaşıyoruz. Ve zaman bize sesleniyor yüceler yücesinden; zamana yemin olsun ki insan hüsrandadır.

Her şey bir zaman içinde oluyor. Biz zaman içinde ‘ol’uyoruz ve ya ölüyoruz. ‘Ol’durmak ve öldürmek arasında yaşanıyor zaman. ‘Ol’durduğumuz oranda ölmekten uzaklaşıyoruz, öldürmekten uzaklaştırıyoruz zamanı. Tüketiyorsak, zamanı,  zamanı öldürülen bir hale getiriyorsak, zamanı öldürüyorsak, zamanla ölüyoruzdur. 

“Sonsuza dek yaşayacağız bu gidişle.Hiç ölmeyeceğiz!‘Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır…’Böyle diyordu, Tarık Tufan. Kitabın sonlarından üç kısa, fakat çok uzun cümleler gelir, arzı endam eder önümüzde. Bakar yüzümüze, haykırır bütün zamanların hakikatini; “zamana andolsunki, asra an andolsun ki, geçip giden ana andolsun ki, insan zarardadır, ziyandadır, hüsrandadır.” Oysa insan, dünyaya sarılmıştır,dünyayla ebedi bir ilişki içindedir. Sahi ölecekmiydi insan. Sonsuza dek yaşayacak mıyız, bize de ulaşacak mı ölüm, hiç ölmeyecek miyiz…? Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır.

Dur ey zaman, ne olur dur biraz.. Durmuyor zaman, geçiyor kayıyor avuçlarımızdan, zaman hüsrana uğratıyor bizi. Kurtuluş mu? Kitaba dokunuyor zaman, sonra Kitap değiyor zamana. ‘Zamana andolsun ki’, diyor.  Akıp giden,  döndürülmesi mümkün olmayan, olamayan zamana andolsun ki; insan zarardadır, ziyandadır, hüsrandadır. Geceye andolsun ki, gündüze andolsun ki, kuşluk vaktine andolsun ki… Andolsun zamanın her anına. Zamanın ve mekânın sahibi, zamana yemin ediyor.  “Andolsun zamana ki, insan gerçekten hüsrandadır, zarardadır, ziyandadır içindedir. Ancak, imana erip doğru ve yaralı işler (salih amel) yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.” Evet, tüm yaşanmışlıklarıyla bir yıl geride kalıyor. Ve yeni yılın bizleri hüsranda olmayanlardan kılması temennilerimizle. Selam ve muhabbetle.