“EMİN” MİSİNİZ?

07 / 09 / 2017

Yazımızın başlığı, bir yarışma programında sunucu tarafından verilen cevap sonrası yarışmacıya sorulan ve her defasında karşısındakini daha fazla heyecanlandıran atmosferden mülhem değil elbette. Hepimizin, her birimizin öncelikle kendi kendimize sormamız gereken ve de her defasında soru karşısında bizi heyecana, kaygıya, derde sokması gereken bir hususu ihtiva eden bir soru soruyoruz; Emin misiniz?

Emin Misiniz? Evet, bu soru ve bu soru karşısındaki cevabımız bizim birçok konuda durumumuzu ortaya koyacaktır. Bu duruma bağlı olarak da duruşumuzu ortaya koyacaktır. Ya da kim bilir belki de düşüşümüzü. Bakışımızı, bakışımızın derinliğini ya da yamukluğunu ortaya koyacaktır. Manzaramızı belirleyecek olan nazarımızdır madem bakışımız doğrultusunda hakikateyaklaşımımız ya da uzaklaşışımız olacak.

Emin misiniz; siz kendinizden emin misiniz, yapıp ettiklerinizi güzel eylediğinizden, her ne iş yapıyorsanız yapın işinizi en iyi şekilde yaptığınızdan, ya da ne bileyim iyi bir anne, baba ya da eş olduğunuzdanveya iyi bir evlat olduğunuzdan Emin misiniz? Hadi siz kendinizden emin oldunuz diyelim, başkaları sizden emin mi? Hâsılı soru önemli. Ancak sorudan daha da önemli olan soruya verilecek cevabımızın niteliği.

Müslümanlar olarak en önemli sorunumuz ne, diye sorulacak olsa her halde herkes kendi açısından başka başka sebepler sıralayacaktır. Yaşamış olduğumuz çağda Müslümanlar olarak en önemli sorunumuzun “emin” olamamakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Emin olma vasfı hayatın her alanında yaşamış olduklarımızın ve de boğuşmuş olduğumuz sorunların en önemli sebebi. Evet,emin olmamak, emin olamamak, emin olunmamak. Her tarafımız güvensiz. Ne biz kimseye güveniyoruz ne kimseler bize. Ne biz kimseden eminizi ne kimseler bizden.

El-Emin” olan Resulün ümmetindeniz ama emin miyiz, emin misiniz? Hadi birlikte hatırlayalım; Cahiliye döneminin Mekke’sinde Kâbe tamiri sonrası Hacerülesved’i kimin yerine koyacağı ile ilgili olarak anlaşmazlığa düşmüşlerdi hani. Biri hakem olacaktı Kabe’nin kapısından ilk giren hakem olsun demişlerdi ya; Kâbe’nin kapısından girenin Muhammed olduğunu gördüklerinde istisnasız hep beraber  “Yaşasın, işte bu gelen El-Emîn olan Muhammed’dir. O adaletle hükmeder, o güvenilirdir. O’nun vereceği hükme razıyız!” İşte bu yüce elçi bize dirilişin yolunu gösteriyordu; “Müslüman; Elinden, Dilinden Emin Olunan Kimsedir.”İşte bu yüzden bu soru önemli o yüzden Emin misiniz diye soruyoruz. O yüzden bu soru bizim için hayati öneme sahip.  “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”işte esas mesele burası. Emin olabilmek için yüce emre uymak.

Nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu belirleyen husus emin olmamızla ilgili. İmanımızın bizi bulunmaya zorladığı yerde miyiz yoksa başka bir yerde mi? İşte bu sorunun cevabını bize “emin” olmak sunacaktır. Güven çıkıp gidiyor aramızdan, itibar usul usul uzaklaşıyor hayatlarımızdan. Her geçen gün daha az “emin” oluyoruz hem kendimizden hem birbirimizden. Ve biz her geçen gün biraz daha iyi anlıyoruz ki “emin” olmalı insan, “emin olmalı Müslüman, “emin” olmalı mümin. O yüzden bu kutlu soruyu sormalı insan kendine her zaman.  “Emin misin” diye sormalı kendine. vakilli@hotmail.com