“EV”DEN UZAKTA

02 / 11 / 2017

Heidegger,  ‘Evsizlik dünyanın kaderi olmaya doğru gidiyor.’ demiş, Modern insanın en temel vasıflarından birisi “evsiz “liginde. Ev, hayat tasavvurunun yaşama biçimine yansıması.  insanların hayat tasavvuru, şehirde dolayısıyla evde kendine ifade imkanı bulabilir. İnsan şekillendirdiği ev tarafından, mahalle tarafından, şehir tarafından şekillenir.  Ev, şehrin en temel yapı taşı. Bu manada ev, medeniyet anlayışının tezahür ettiği ya da edemediği mekandır.

Yaşanılan mekanın bir şahsiyeti olduğuna inananların, topografyaya uygun ev inşa ederken düşündükleri bir şey vardı; ufku geniş insanlardan oluşmuş bir toplum. Bir yönüyle bahçeye, bir yönüyle, sokağa ve mahalleye açılan evde yaşayan insanların hayata bakışları ile kentin kimliksiz, insanların üst üste istiflendiği ev tipinde yaşayanların hayata bakış farkını görebilmemiz gerekiyor.  Ev, insanda kimlik duygusu oluşturabilmeli, kendi varlığına bir ses olmalı.  Bu anlamda gerek fiziki şartlar açısından, gerekse de ruhu açısından, yaşadığımız durumun  “ev”sizlik olduğunu ifade edebiliriz.

Evden uzakta olduğumuz için sıkıntılar sürgit devam etmekte. Leyla İpekçi’ye kulak verelim. “Her şey kendi ev'inden uzakta. Şeylerin yerli yerinde olmaması zulüm. Adaletsizlik… Şeylerin yerli yerinde olup olmadığını ölçen iç terazimiz vicdan. Hakkın asli evi. Ve onun yolunun kadim tarifi hepimizde var… Yeryüzündeki her yeri ‘ev' kılabilirsek, zulüm barınacak yer bulamaz. ”

Ev varlığı gerçekleştirme imkanı sunan alandır. Yani mesken, insanın içinde huzur bulduğu, sükun bulduğu yer. Yani imkan sunan mekan. Köklü bir kavram. Konut öylemi, konmaktan gelen göçebeliği çağrıştıran konut, kalınan mekan artık ev değildir. Huzursuzluktan huzura, sükûna ‘Ev’le ulaşabiliriz. İlk vahiy karşısında evine koşan peygamberin aradığı “ev” in sakinliğiydi. Huzur bulunan evin yerine konulan, mülkiyet üzerinden ölümsüzlük arayışının yansıması olan evlerin bize sunabileceği bir şey yok. Unutulmamalı ki, Şeytan Adem’i tükenmez bir mülk ve ölümsüzlük vaadi ile “ev ”inden etmişti.

“Evi kaybetmek insanlık tarihinde düşmeyi ifade ediyor adem yasak meyveyi yemekle evini kaybetmişti. Nihai bir geri dönüşü eve avdeti hatırında taze tutarak kendini toparladı. Modern adam, evsizliğini bir günah saymayacaktır. Evde olmamak başka bir yer başka bir hayat başka bir gelecek ihtimali için ‘evdekilerden’ uzaklaşmak demekti. Kutsalı yaşayamamakla tevhidi bölünmüş adam evini kaybetmiştir. Bizi evsiz bırakan kutsalı yaşayan bir biz olan ailenin ve içinde hayat bulduğu cemaatin yıkılışıdır. Tehdit edici dünyaya karşı ‘biz’i koruyan ev yıkılmıştır. Kalınan mekan artık ev değildir. İnsan evsiz kalmıştır.” (Lütfi BERGEN; Evlerimizi Kaybediyoruz)

“Ev”sizliğimiz, evden uzaklaşmamız bizi hep bir huzursuzluk içinde kalmaya mahkum ediyor. İnsanın her zaman kendini evinde hissetme dürtüsü var. Arayış “ev “imiz, peki nereye gidiyoruz, evimiz neresi. Gerçek evimiz. Yaşamak belki de eve dönmektir. Üşümemek için dışarıda kirlenmemek için eve dönmek. Bir tür evsizlik ve bir yere ait olamama duygusu, kendine yabancılaşma hissinden kurtulabilmek için, “ev”e dönmek. Varoluşsal sancıları dindirecek olan evin içine dönmektir. Onun için evimize, yani kendimize ait olana dönmenin yollarını aramalıyız. Kendi olabilmemizin yolu evden geçer. Kendimizden uzaklaşmışsak, kendimizi yitirmiş isek “ev”sizliğimizdendir. Evsiz kalmış yüzbinlerin sebebi mi? Belki garip gelecek ancak, yine “ev”sizliğimizdir asıl sebep. vakilli@hotmail.com