Gelen/Ekten geleceğe

12 / 01 / 2017

Gelenek, ölmüşlerin yaşayan ruhudur, Gelenekçilik, yaşayanların ölmüş ruhudur... Abdurrahman el-Vekîl

Gelenek küllere tapmak değil, ateşi[közü] korumaktır... GustavMahler

Sözün başında ifade edelim; geleneksizlik, geleceksizliktir. Bugün dünle beraber vardır, geçmişle beraber vardır. Sadece bugün mü, gelecek de geçmişle olan yürüyüşle daha anlamlı olacaktır. İfade etmek istediğimiz bir gelenek kutsaması değil elbette, bugünü ve yarını gelenekle beraber yekpare bir zaman olarak görerek hareket etmekten bahsediyoruz. Onun için gelen ek diyoruz. Geçmişte olana, gelenekte olana bugün yapacağımız ekten bahsediyoruz. Nedir, gelene ek yaparak oluşturduğumuz gelenekle birlikte yürüyen bugün, geleceği ancak aydınlık kılacaktır. Geleceğe, dünden aldıklarımıza bugün bir şey katarak ulaşabilme gayreti sahih bir gelenek yaklaşımı sunacaktır bize.

Bugünü yaşarken gelenekle bir bağ kurabilmektir aslolan.  Gelenek; geçmiş değil, bitmiş değil, ölü hiç değil. O yüzden gelenekten kopuşu, geleneği terk edişi bir anlamda insanın ve toplumun kendini unutuşu olarak değerlendiriyoruz. Süreklilik; gelenekle bugün arasında devam eden süreci anlayabilmemize yarayan kavram olarak karşımızda duruyor.  Onun için olması gereken, gelenekten kopuş değil, onu olduğu gibi almakta da değildir. Oradan aldıklarımızı süreklilik anlayışından hareketle yarına daha iyi bir şekilde taşıma düşüncesi, evet ifade etmek istediğimiz husus burası. Geleneğin bugünle ve dahası yarınla arasında sürekliliği oluşturarak bir yürüyüş halidir. Statik bir durumdan bahsetmiyoruz, sürekliliğin oluşturduğu dinamik bir halden bahsediyoruz. O yüzden devam eden bir durumu ifade ediyor gelenek bizim için.

Millet olarak varlığımız orta koyabilmemizin yolunu bize açacak olan düşünce gelenekle birlikte yürümekten geçtiğinden gelenek olmazsa olmazımız olmalıdır. Bugünle gelenek arasında bir sürekliliği ortaya koyabilirsek ancak geleceği inşa edebiliriz. Geleneği hayattan kovma üzerine kurulu olan modernizm, varlığını geleneğe sırt dönme üzerine kurmuştur. Modernizmin bize sürekli olarak yaşatmış olduğu patinaj halinden kurtulabilmenin yolunu geleneği yeniden keşfederek bulabiliriz. Uygar olmak adına kendi medeniyet anlayışımıza, kendi düşüncemize, tarihimize, geleneğimize, hayat tasavvurumuza sırtımızı döneli sürekli bir patinaj yaşamaktayız. Sürekli bir kopuşu yaşıyoruz, köksüzlüğümüzü, geleneksizliğimizi, geçmişsizliğimizi kutsuyoruz. Tam da bize ait kadim kültürü keşfetmek gibi bir derdimiz yok.  Çünkü bizden istenen, batılı medeniyet anlayışından hareketle yönümüzü bulacağımız ve gelişmek, kalkınmak modernleşmek medenileşmek için bize sunulanın izinde gitmemiz gerektiğidir. Klişeleşmiş bir modern gelenek ayrımı yapmıyoruz. Çünkü biliyoruz ki modern gelenek ayrımı en baştan geleneği yok saymaya varacaktır. 

“Geleneksel modern ayrımı daha başlangıçtan itibaren sizi sinsice geçmişten, bize ait geçmişten bir kopuşa davet eder… Gelenek eleştirisi çok zaman bindiğiminiz dalı kesmekle eşdeğer neticeler doğuruyor. Bizim geleneğimiz Müslümanların modern post modern karşısında yollarını şaşırmadan sürdürecekleri çabanın tek imkânıdır.” (Abdurrahman Arslan; Nehri geçerken)

Millet olarak gelenek ile modernlik arasında yaşadığımız med-cezirin bedelini çok ağır ödedik. Modernizmin kıskacında geleneksel değerleri sakınmadan topa tutan çatışma hali trajediye dönen bir uçuruma dönüşmüştür. Modernizm derdimize derman olmamış, kendi geleneğimizden de biz uzaklaşmışız. Sonuçta bu durumun bizi karşı karşıya bıraktığı durum; sürgit bir huzursuzluk hali. O yüzden diyoruz ki; geleneği sürekli kılarak, gelen/ekten geleceğe bir yol bulabiliriz.