Hiç Bir Yer

02 / 03 / 2017

Yaşamış olduğumuz hayatı ne kadar hissederek yaşayabiliyoruz? Hayatın içinden; geçiyor muyuz, bakıyor muyuz,  yaşıyor muyuz,  duyuyor muyuz, hissediyor muyuz?...  Yoksa tüketiyor muyuz, harcıyor muyuz, habire bir telaş, habire bir koşturma içinde mi yaşıyoruz?

Sorular, sorular, sorular...  Soru bile soramıyoruz, çünkü zaman bir sabun köpüğü gibi akıp gitmekte, avuçlarımızın arasından kayıp gidecek zamanı yaşamak gibi bir derdimiz var! Habire bir telaş içindeyiz, habire bir koşuşturmaca hali...Nereye…  Kadar…

Hayatın içinden geçiyoruz, içinden sadece geçtiğimiz bir hayatı yaşıyoruz. Durmuyoruz, durulmuyoruz, konuşuyoruz mesela, habire koşuyoruz, habire izliyoruz ya da dinliyoruz. Geçiyoruzsadece… Bakmıyoruz,  bakamıyoruz…Neredeyiz…

Burada değiliz…

Bir yerde değiliz...

Her yerdeyiz…
Hiçbir yerde değiliz…
Bir kaybolmuşluk, bir boşluk, bir huzursuzluk hali...
Cevapsız kalmış bir soru gibi yapayalnız çöldeyiz suyu arıyoruz…
Neyi kaybettiğimizi hatırlamıyoruz. Bulduğumuz tatmin etmiyor bizi...Bir arayışı olmalı insanın, bir yeri olmalı, önce neyi kaybettiğini hatırlamalı, nereye ait olduğunu bilmeli. Hakikate bir yol bulmalı, hakikati aramalı... Biliyoruz ama yol? Bulabiliyor muyuz?

Ne yapıyoruz, nereye koşuyoruz, nereye gidiyoruz, nereye gidiyorsunuz…  Kendinizle, hayatla, doğayla, yanınızdaki insanla konuşuyor musunuz? Her şeyi izliyoruz, her şeyi izliyorsunuz, ya kendinizi, ya kendimizi? Kendimizle konuşmuyoruz, kendimiz dinlemiyoruz kendi sesimizi çığlığımızı duymuyoruz…

 “Siz gerçekten dünyayla hiç konuşmuyorsunuz!Âlemin etrafınızda dönüşü sizi hiç ilgilendirmiyor. Toprağa söyleyecek bir şeyiniz yok. Suya söyleyecek bir şeyiniz yok. Havaya söyleyecek bir şeyiniz yok. Güle ve bülbüle seslenmiyorsunuz. Renge ve ışığa dokunmuyor sözleriniz...Siz gerçekten yaradanla hiç konuşmuyorsunuz!Seslerin duaya dönüştüğü bir seyrü seferden haberiniz yok. Küçük itiraflarda bulunmuyorsunuz O'na. Günahlarınızı tutup getirmiyorsunuz huzuruna... O’ndan istemeyi bilmiyorsunuz. O'nu yaşamayı dillendiremiyorsunuz...(Gökhan Özcan; Ruh Yordamı)

Sürekli bir telaşı yaşıyoruz. Durmaya durup düşünmeye tefekkür etmeye zamanımız yok. Zira durduğumuz zaman, durup düşündüğümüz zaman aslında kendimizle yüzleşeceğizdir. ‘Hız Kültürü’nü yaşamamızın sebebi biraz da kendimizle yüzleşmekten çekinmemiz, yüzleşemiyoruz, yüzleşmekten korkuyoruz, bir yavaşlayabilsek, bir dura bilsek, bir ‘nereye bu gidiş’ diye sorabilsek, kendimizle bir baş başa kalabilsek, belki o zaman bu hızlı yaşamın içinde baktığımızı, ancak göremediğimizi, temaşa edemediğimizi anlayacağız. Yaşadığımız dünya, bizden koşmamızı istiyor. Bu hız, bu telaş, bu heyula her geçen gün biraz daha bizi bizden uzaklaştırıyor. Çarkın dişlilerinin arasına ezilen biziz, ancak gariptir ki çarkı son sürat çevirende biziz.vakilli@hotmail.com