HÜZÜN VE MELANKOLİ

21 / 06 / 2018


“Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme üstüme ey sürûr,

Olamaz bir hanede mihman mihman üstüne.” 

Rasih

Dünya denilen oyun başlı başına bir hüzündür.  Kime aitti bu söz? Hatırlayamadım. Bir de Ahmet Haşim var; “Melali anlamayan nesle aşina değiliz.”Hüznü yok sayan, hüznü hayatta görmeye tahammül edemeyen modern zamanların hüzünle olan mücadelesinin vardığı nokta ne acıdır ki koca bir melankoli…

“Hüzün sözcüğü bir umman. Kararlı “ha” ve keskin” ze”ye eklenen sakin “nun”ünaçıldığı büyük bir sükûn… Teslimiyet rıza ve boyun eğiş hüznün karakterleri. Nerede, ne zaman yok; sorgu yok, sual yok, masiva yok. Teslimiyet halinde sen varsın ve senin bu halini halk eden Allah var.Hüzün... Cennetten gelen beşerin geliş zamanından, oraya dönüş zamanına kadar yaşadığı bir ruhsal oluşum. Ki biz hüzünlü ümmetiz; cennetten çıkarıldığımız için eksik, ona duyduğumuz özlemle tamız...” (Ömer Lekesiz; Mimlerin Abecesi)

İnsan biraz da hüznü kadardır,  üzüldüğü kadar, kederlendiği kadardır. Dertleri kadardır ve dertlendikleri kadar. Yaralarımız kadarızdır, yüreğimizin sızladığı kadar, hüznümüz kadar...  “Hep kahır” elbette böyle demiyoruz, hüznümüzü sevelim, hüznümüzle olalım, hüznümüzle var olalım. Asıl mesele hüzünden bir şeyler devşirebilmek te, hüznümüzün bizi götürdüğü yerde sanırım. 

Formun Üstü

“Elde var hüzün denir. Bazen elde kalan hüzün olur.” Kemal Sayar’ı dinleyecek olursak; Doktorumuz bize sanıldığının aksine hüznün kovulacak değil, elde tutulacak, elde kalacak bir sermaye olduğunu hatırlatır. “Hüznü bir misafir olarak görmek gerek misafir size yeni bir dünya getirir ve size bir şeyler katarak ayrılır… Keder, ıstırap hayattan kovulması gereken bir şey değildir. Sadece katlanmamız gereken bir şeydir. Çünkü onun gelişiyle de biz bir şey öğreniriz; hayatın kırılganlığını, geçiciliğini öğreniriz. Her zaman mutluluğun kaim olmadığını öğreniriz... İnsanlar, hayatlarında ıstırabı, sıkıntıyı hemen kovmak istiyorlar ve dirençsiz insanlar ortaya çıkıyor. Istırap def edilmesi gereken bir şey değil. Eskiler ya tahammül ya sefer derlerdi, artık ne tahammül ne sefer sadece prozac… Hüzün ve melali tedavi etseydik bugün herhalde birçok edebi şaheseri okuyamazdık. “

“Yalnız hüznü vardı, kalbi olanın.” Evet, anlaşılacağı üzere hüznü önemsiyoruz. Zira hüzün, gam, keder,efkâr; hayatta “hayat” bulabilmemiz için yaşamamız gereken bir durum. Ama asla melankoli değil. Mesele yaşadığımız durumun hüzün mü, melankoli mi olduğu hususunu tespit edebilmekte. Hüzün ve melankoli... Çokça birbirine benzeyen ve çokça karıştırılan iki kavramı nasıl birbirinden ayıracağız?

Hüzün bir düşünme biçimi; melankoli düşme.

Hüzün derinliktir; melankoli irtifa kaybı.

Hüzün kendine kaçış; melankoli kendinden kaçış.

Hüzün emniyettir; melankoli huzursuzluk.

Hüzün Allah’a yaklaştırır, melankoli Allahtan uzaklaştırır.

Hüzün beyazdır; melankoli siyah.

Hüzün teslimiyettir; melankoli isyan. 

Hüzün bidendendir, bizimledir; melankoli bizden ayrıdır ve de bizden uzaktadır.

Hüzün doğuludur; melankoli batılı.

Melankoli bağımlılıktır; hüzün özgürlüktür.

Melenkoli absürdün hiçliğidir; hüzün “hiç”liğinde var olmaktır.

Hüzün cennete dairdir; melankoli cinnete.

Hüzün sükûnettir; melankoli yıkım.

Hüzün sağlıktır; melankoli marazi hastalık.

Hüzün kalbi fark ediştir; melankoli kalbi yitiriş. 

Hüzün ruhla yükseliştir; melankoli ruhun düşüşü…