İDLİP… UTANIYORUZ…

06 / 04 / 2017

YâRâb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? 

Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ

Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?

Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın

İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!

Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

Mehmet AKİF ERSOY

Bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha fotoğraflar dolaşıyor her tarafta… Her tarafta acıya dair görüntüler, izlemeye tahammül edemediğimiz görüntüler. Her tarafımız kanıyor, her tarafımız acıyor, yara bere içindeyiz. Görüntüler, görüntüler, görüntüler… Acıya dair görüntüler, çaresizliğe dair görüntüler, gözyaşına dair görüntüler. Görüntülerden geriye, bize ne mi kalıyor? Eziliyoruz… Utanıyoruz… Kahroluyoruz… Çaresizlik, acizlik, utanç, koskocaman bir utanç kalıyor payımıza. Başka da hiçbir şey gelmiyor elimizden.

Suriye’de, acının bu seferki adresi, zalimlerin bitmeyen zulümlerinin yeni merkezi İDLİB.  Kahrolası zalimlerin kullanmış oldukları kimyasal bomba sonrası çoğu çocuk yüzden fazla insan. Yüz insan, sadece rakamlar,öylesine geçiyor ekranlardan. Ardından görüntüler. Acı içinde boğularak ölen çocuklar,  nefes almakta zorlanan,  ağızlarından köpükler gelen, kamyonet kasasında maruz kaldığı kimyasal gazdan kurtarılmak için üzerlerine su sıkılan minicik çocuklar. İdlip’te çocuklar nefes alamıyor, dünyayı solumak istiyorlar ama dünya nefeslerini kesiyor, dünya dar geliyor onlara,ölüyorlar… Büyüklerin, kahrolası büyüklerin, kahrolası hesaplarının, kahrolası stratejileri için çocuklar ölüyorlar…

Söz bitiyor, elimizden bir şey gelmiyor. Çocuklarımıza bakıyoruz, ekranda İdlip’te ki çocukları izliyoruz, utanıyoruz. Elimizin aciz kaldığı yerde duaya duruyor dilimiz, dilimizden utanıyoruz, semaya kalkan elimizden utanıyoruz, dua ediyoruz duamızdan utanıyoruz, gözyaşı döküyoruz gözyaşımızdan utanıyoruz, sesimizden, sözümüzden, duyarsızlığımızdan utanıyoruz, kendimizden utanıyoruz, insanlığımızdan utanıyoruz… Böyle bir dünyada yaşıyor olmaktan dolayı kahroluyoruz.

YA KAHHAR, Ya Kahhar, Ya Kahhar, diye biliyoruz başka da bir şey diyemiyoruz, duyarsızlığımıza da kahrediyoruz. Görüntüler, fotoğraflar çepeçevre kuşatıyor her tarafımızı sadece izliyoruz,her geçen gün biraz daha hissizleşiyoruz, her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz insanlığımızdan, her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz Müslümanlığımızdan. Suriyeli çocukların gözlerindeki acıyla kahroluyoruz, yüreğimiz daralıyor, sıkılıyoruz, utanıyoruz.

Bir kez daha çocuklar ölüyor, bir kez daha söz tükeniyor, bir kez daha sessizliğin çığlığında boğuluyoruz, bir kez daha annelerin payına ağıt düşüyor ve biz bir kez daha sadece ve sadece utanıyoruz…vakilli@hotmail.com