İNSAN, MEKAN VE İMKAN.

21 / 12 / 2017

İnsanın şahsiyetinin ve bilincinin oluşmasında en temel unsurlardan birisi hiç kuşkusuz yaşamış olduğu mekândır. İçinde yaşadığımız mekânlar anlam değer dünyamızın şekillenmesinde başat rolü oynar.  Bu anlamda sahip olduğumuz, ‘mekân tasavvuru’ bizim hayata bakışımızın ipuçlarını ortaya koyacaktır. Kendimize ait bir mekân tasavvurumuzun olması medeniyet anlayışımızın olmazsa olmazıdır.  Evimizden, sokağımıza, mahallemizden, şehrimize; yaşamış olduğumuz tüm mekân esasen düşüncemizi, idrakimizi,  fikrimizi, bilincimizi, hayat tarzımızı inşa eder. Dahası bize varoluşumuzun, varlığımızın imkânını sunan mekândır. Mekânın; insana imkân sunan alan ve zemin olarak tarif ediliyor olması da dikkate değerdir. 

İnsan mekân ilişkisi birbirleri ile o kadar iç içedir ki; insan mekânı oluştururken bir yandan da,  yaşamış olduğu mekân tarafından şekillenir. ‘Nagehan ol şare vardım/ olşarı yapılır buldum/Ben dahi bile yapıldım/ taş ü toprak arasında’ (Ansızın bir şehre vardım/ O şehri yapılır gördüm/ Bende birlikte yapıldım/ Taş ve toprak arasında) diyen, Hacı Bayramın ifadeleri; şehirde taş ve toprak arasında yani mekânda şekillenen insanı ifade eder. Taş, toprak esasen yaşayan unsurlardır. Yaşamış olduğumuz mekânın yaşayan bir olgu olduğu, bir ruhu olduğu zaman ancak insanı şekillendireceği unutulmamalı. Yaşamış olduğumuz çevreyi derinliği olan bir dünyaya çevirebilmenin yolu yaşayan yani ruhu olan mekânları oluşturabilmekten geçer. 

Ya kendi düşüncemize, inancımıza, fikrimize, köklerimize, hayat tarzımıza uygun, ruhu olan yaşayan mekânlar inşa edeceğiz. Ya da bize ait olmayan mekânların dayattığı hayat tarzını yaşamak durumunda kalacağız. Ve dolayısıyla bu yeni hayat tarzının ortaya koyduğu garabetle karşılaşacağız. Evini, sokağını, meydanını, mahallesini yitiren, hepsinden önemlisi, şehrini yitiren bir toplum halini aldık. Ruhu olmayan, sıcaklığı kalmamış ‘kent’te yetişen çocukların, uyuşturucu, tiner ve bilumum madde bağımlısı olmaları ve de büyüklerin kazancı uğruna mekânı alt üst etmesine şaşırmayalım dersem abartmış olmam herhalde. Alt üst olan sadece binalar değil aslında ilişkiler ve hayat. Evet, mekân insanı kendine benzetir ya da insan mekânı kendine.

Var olana saygıyı esas alan mekân bilincinin yerine, ikame edilen modern mekânların, insanın faniliğini yansıtacak alçak gönüllülük ve estetikten yoksun, ahlaki kaygıları olmayan kapitalist yaklaşımla gösterişe dayalı mekân anlayışı çevresini, dünyasını güzelleştirmekle görevli insanı kendinden uzaklaştırmıştır.  Azameti, gösterişi esas alan insanın; zarafetten ve tevazudan uzak şahsiyetsiz yapı yığınları arasında hüsnü muhafaza edemeyeceğinin bilinmesi gerekiyor.

Bir imkânsızlıksa yaşadığımız, birçok konuda bir mümkün algımız yoksa mekânsızlığımızdandır. Mekânı imkân sunmayan hale getiren insan, insani olmayan mekânlarla tatmini arar hale gelmiştir. Hayatın her alanını imkânlı kılabilmenin yani umudun ve de ümidin yolu kendimize ait bir mekân bilinci ile oluşturulabilir. Mekânlarımızın bir bilinç inşa edebilmesi mekânları bizim kılabilmemizle mümkün. Mekânın ruhunu anlayan bir bakış açısı ile ancak mekânın ruhunu kavrayabiliriz. Yaşamış olduğumuz çevreyi derinliği olan bir dünyaya çevirebilmenin yolu sahih bir mekân anlayışı ile mümkün olacaktır. 

Mekânlar gitgide aynılaşmakta, birbirine benzemekte, birbirinin aynısı gibi olmaktadır. Mekânları aynılaşan insanların kendileri de aynılaşmakta.  Her biri bir âlem olan insanların aynılaşması insanı sıradanlaştırmaktadır. İnsan mekân ile sağlıklı bir ilişki kurmak durumunda, zira mekân insan ilişkisinin sağlıklı olduğu bir toplumda ancak hedeflenen insan modeline ulaşabiliriz. Sözün özü; mekân insanın imkânı olmalı, güzelliği mümkün kılmalı.