Kendini Bulmak; İhsan Fazlıoğlu

16 / 03 / 2017

Yazar ve kitabı bağlamında yazılarımızın bugünkü konuğu; İhsan FAZLIOĞLU. O’nu, yine kendisinin Turgut CANSEVER için yapmış olduğu tanımlamaya atıfla ‘istikameti muhkem sahih bir adam.’ olarak tanımlayabiliriz. Hayatın anlamının peşinde bir yazar;  “Kendini Aramak” gibi bir derdi olan ve bu yolda belki “Kendini Bulmak” için çaba sarf eden, kendi gök kubbemizden, kadim kültürümüzden devşirdikleri ile “Nazari Ufuk” sunan bir bilge.  Kadimden bugüne “Kayıp Halka” yı önümüze seren, “Sözün Eşiğinde” sözü özle buluşturmak için;söze, muhabbete, sohbete önem veren bir akademisyen. Evet, “insan sorudur, ama aynı zamanda cevaptır.” Böyle der. Onun için  “Soruların Peşindendir.” Bilginin aşkla birleşimi olan irfanı önemser. Onun için de “Işk imiş her ne var Âlem’de ilim bir kil-ü kal İmiş” sözünün ardında “Fuzuli Ne Demek İstedi?” Sorusunun ardında bir yolculuğa çıkarır bizi. Tam da bugünlerde ülke olarak sırtlanların arasında yalnız kalmış halimizden bir dirilişin yolunu bize sunacak olanın, bizim, yani kendimizin, yani mensubiyetimizin bilincinde olmamız gerektiğini ifade ederki bu yüzden “Akıllı Türk makul Tarih” demiştir.

İhsan Fazlıoğlu ile ilk tanışmam daha kitapları basılmadan, kendi adına internet sitesi aracılığıyla olmuş idi. Doğrusu şaşırmış idim. Dopdolu bir internet sitesi, makaleler, denemeler, tarih, kültür, medeniyet, millet, gelenek, dün bugün yarın.  Muhteşem bir nazar ve fakat yayınlanmış hiçbir kitap bulamamış idim. Yazıların bilgisayar çıktılarının biriktirip altını çizerek okuma serüvenim kitapları basılıncaya kadar devam etti.

Bana bu ülkede Türkçeyi felsefe dili olarak kullanabilen birini soracak olursanız hiç kuşkusuz cevabım, İhsan Fazlıoğlu olacaktır. Bu ülkede yüzyılı aşkın bir süredir, aydınlarımızın başka kafalarla, başka dillerle konuştuğuna şahit oluyoruz. Buradayız ancak buradan konuşamıyoruz. Buradan düşünemiyoruz. Meselelerimize buradan yaklaşamıyoruz. Nokta-nazarımız yani bakışımıza sahihlik kazandıracak sabitemiz, mensubiyetimiz yok. O yüzden de karşı karşıya kaldığımız manzaramızdan hoşnut değiliz. Nerede duruyoruz, bir mekân tasavvurumuz var mı, yaşamış olduğumuz mekânlardaimkânsızlık içindeysek sebepleri üzerinde kafa yoruyor muyuz, geçmişle nasıl bir bağımız var, geleneğe nasıl yaklaşacağız, kadim kültürümüzü nasıl okuyacağız, bilgi ile nasıl bir irtibatımız olacak.  İhsan Fazlıoğlu bu ve benzeri birçok soruya sahih cevaplar veriyor kitaplarında. 

İhsan Fazlıoğlu; kendinin peşinde,  bizim, kendimizin, medeniyetimizin, tarihimizin peşinde bir yolculuğa çıkarıyor bizi “Düşünce ve eylemlerinde bu milletin tarihi tecrübesini değerlerini dikkate almayan hiç kimseyi ciddiye almam.” diyerek bastığımız topraklara, millet ortak değerine, dahası aynı anlam değer dünyasına, mensubiyete dikkatimizi çekiyor. “Yeri yurt edinenler ise, yabancının tersine yerli'dir; o yere aittir.Anahtar sözcükler ait olmak ve mensubiyet duymak. Mensubiyet sözcüğü ise daha derin bir anlama sahiptir ve kişinin sabitelerine işaret eder; Bir insan sabitelere sahipse, onlara mensubiyet duyar, kendini onlara nisbet ederek tanımlar. Sabiteleri bulunmayanın mensubiyeti de olmaz. Kısaca, insan kendisini anlam-değer dünyasındaki sabitelere göre tanımlar; bu nedenle ben-idrakinin en derin yerinde anlam-değer dünyasına ait sabiteler bulunur.Bir yer’ in, toprağın yurd'a dönüşmesi de insanın duyu, duygu ve düşüncelerini o yere, toprağa işaretlemesiyle mümkündür…Bir kişi, yaşadığı topraklarda yerli mi, yabancı mı, gezgin mi, işgalci mi yahut sömürgeci mi olduğunu öğrenmek istiyorsa, mensup olduğu anlam-değer dünyasının o topraklardaki işaretlerine ne kadar aidiyet duyduğuna bir baksın. Bu bakış ona hakikati fısıldayacaktır.”

İnsan için nokta-i nazar önemlidir. Bakış açısı, baktığımız yer; nazarımızın noktasında insan olmalıdır. “Hayatın ve varlığın en genel formu hazreti insan. Hakikatül hakaiktir.”“Nazar, manzarayı yaratır… Sizin bir nazarınız, bir bakış-açınız(perspektifiniz) yoksa manzara ortaya çıkmaz. Fakat her nazar, bir manzara yaratsa bile, sahih, doğru bir manzara yaratması için, bir nokta-i nazara gereksinim duyar. Nokta yoksa iyi bir yerde duramıyorsanız, yanlış yeri görürsünüz ya da istediğiniz yeri görmezsiniz. Dolayısıyla, iyi bir yer, nokta belirlenmelidir.

İnsan hayatı anlamlandırabildiği kadardır, anlamlandırma insan için olduğu kadar toplum içinde hayati öneme haizdir. Anlam değer dünyalarını kaybeden toplumlar çatışma içine girerler.  “Kişilerin olduğu gibi kültürlerin, milletlerin de anlam yetilerini kaybetmeleri söz konusudur. Anlamlandırma yetisini kaybeden milletler de bir süre sonra kendilerini imha eder yani birbirlerine düşer; neticede tarihten silinir giderler. Bir kültürün kendisini imha etmesi de o kültüre organik bütünlüğünü veren anlam-değer dünyasının yani maneviyatının ortadan kalkmasıyla başlar; vicdansızlaşan kültürün bireyleri de birbirlerini yemeye, soymaya, yok etmeye kalkışırlar.”

Tam bu noktada üzerinde düşünülmesi gereken nokta şurasıdır ki; yapılan kavgalar esasen başkalarının kavgalarıdır. “Bu ülkede başkalarının sorularına, bu soruların kendi topraklarında mevcut olup olmadığına bakılmaksızın yine başkaları tarafından verilen yanıtların kavgası yapıldı.”Evet, kitapları üzerinden İhsan Fazlıoğlu’nun düşüncelerinedeğinmeye çalıştık, hazineye işaret edebildiysek ne ala. Daha fazlasını merak edenler için ancak hazineyi yani eserlerini adres gösterebiliriz. Vesselam. . vakilli@hotmail.com