KİTAPLA D/OLMAK

29 / 03 / 2018

“Okumaktan mana ne, kişi Hakk’ı bilmektir.

Çün okudun bilmedin, ha bir kuru emektir.”

Kütüphane haftası kutlamaları yapıyoruz. Kitaba dair, okumaya dair, kitapla olmaya dair birçok etkinlikler düzenleniyor. “Hiçbir gemi, bizi bir kitap kadar uzaklara götürmez” Bu yılki kutlamaların öne çıkan mesajı. . Evet okumalı insan, okudukça yanmalı yandıkça okumalı. Okumadan hiçbir şey olmuyor, okumadan dokunmuyor, hayat. Hayatı dokumanın yolu okumaktan geçiyor. İlk emriydi yaradanın; “oku” diyordu. Yaşadığımız birçok sorunun temelinde esasen okumaktan uzak oluşumuz yatmıyor mu? Kahvehanelerini bile kıraathane (okuma yeri) kılarak okumanın önemini kavrayan toplumun yeni nesillerinin okumaktan bu kadar uzaklaşmış olmaları değil mi, canına okunmuş hayatları yaşıyor oluşumuzun sebebi? Hayatımızı ve dünyamızı yaşanılır kılabilmek, dünyanın ve hayatın yazıya geçmiş halini okumaktan geçiyor.

“İnsanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım.” Böyle diyordu Cemil Meriç. Okumak insanın hayatı keşif, çabası, var olmanın anlamını kavrama çabası. Hayatı anlamlı kılma gayreti. Evet, insan okuyarak hayatı anlamlı kılacaktır. Hayatı değerli kılabilmenin yolunu bize sunacak olan anlamlandırılmış okumadır.

Niçin okuyacaktır insan; bilmek için değil, Öğrenmek için değil, yaşamak için okumak. Bilgi ile d/olmak için.  Bilgiyi bilince çevirebilmek için. Bilince dönüşmeyen okumanın, hakikate götürmeyen kitabın insanı kafa karışıklığına götürmekten öte bir işlevi olamayacaktır.

Toplum olarak çok az okuyoruz ya da hemen hemen hiç okumuyoruz. Bu yargı çoğumuzun kanıksadığı bir durum artık. Bu durumun birçok sebebi sayılabilir; görsel medya, kitap okuma alışkanlığının olmaması, aile, internet gibi birçok sebep sayılabilir. Bu anlamda sorunun; doğru insanın, doğru kitabı, doğru zamanda okuma sorunu olduğunu ifade edebiliriz. Zira kitabın tadına doyulmaz zevkini yaşatacak olan, doğru kişiyi, doğru kitapla, doğru zamanda buluşturabilmekten geçer.

Okumak en soylu eylemidir insanın. Ve okuyarak uzaklaşırız yakınlığından bunaldığımız her şeyden. Yüreğimizin sıkışıklığından, zihnimizin bulanıklığından, hayatın kalabalıklarından kaçmak için kitaba sığınırız. Hayatın ruhumuzda açtığı yaralara merhem ararız; merhem olur kitap. Kimsesizliğimizde kimsedir kitap, karanlığımızda ışık, sıkıntımızda huzurdur. Hemhal oluruz kitapla; yüreğimizi ferahlatır, zihnimizi açar, yol olur, yoldaş olur, arkadaş olur kitap…

 Kitaba sığınmalı insan, kitabın gölgesine, kitabın huzuruna varmalı, kitaba kaçmalı insan. Her kitap biraz kaçıştır,  biraz gitmektir, başka âlemlere açılmaktır. Tanıdık bütün simalardan uzaklaşarak başka dünyaları tanımaktır, bildik her şeyi bir tarafa bırakarak yeni bilmelere yelken açmaktır.

Bilgiye araçtır, zihne ilaçtır, zekâya harçtır okumak. Düşünmeye yoldur, karanlıktan çıkabilmek için ışıktır okumak. Huzurdur, sükûnettir ve en asil eğlencedir okumak. Var olmanın anlamını aramaktır, bilgi ile d/olmaktır. Okumak hayatın merkezine kitabı koymaktır, bazen yangındır, bazen yangından kurtuluş. Kapısı her zaman açık dosttur kitap.

Bir de Fatma Barbarosoğlu’nu dinleyelim. “Her kitap bir davettir. Nereye gitmek istiyorsanız oraya davet eder. Sığınaktır, saklanmak istediğimizden koruyor. Aynadır sizi gösterip muhafaza eder.” Küçük dünyamızın sıkıntılarından alır götürür kitap bizi başka dünyalara. Her kitapla başka dünyalara temas ederiz, her kitap başka bir âlemle tanışmamızı sağlar.

Hayatın her alanında kitapla, okumayla, kütüphaneyle her dem bir ilişkimizin olması gerekiyor. “Okuyun” diyordu Ali Şeriati; “okuyun çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akacaktır.” Evet, okuyor muyuz, kitapla aramız nasıl, kitaba dokunuyor muyuz, kitap hayatımızın neresinde? Bu sorular önemli ve elbette bu sorulara vereceğimiz cevaplar…