KOROLARDAN SOLOLARA

11 / 05 / 2017


Ortega Y. Gasset, kitlelerin isyanı adlı kitabında; “kitle kültürünün etkisiyle artık sadece korolar var, sololar bitmiştir.” Diyordu. Ses yok sesler var, ‘biz’lerin içinde kaybolan benler.  Söylenen her şey korolar eşliğinde ifade ediliyor, korolardan çıkmayan seslere kulak verilmiyor. Herkes kendini bir yerlerle bütünleştirmeye çalışıyor. Önce korolar oluşturuluyor, sonra ‘bize göre’ler başlıyor. ‘Bize göre’, o kadar çok ‘bize göre’ var ki, hangisine kulak vereceğinizi bilemiyorsunuz. Birde bu ‘bize göre’lerin kendi aralarındaki ‘çatışmalara bakacak olursanız koroların gürültüsünün söylenenleri anlamsızlaştırdığını görebiliyorsunuz.  İfade edilmek istenenin topluca ifade edilmesi metin değerlerini ortadan kaldırıyor. Zira ‘topluca söylenen şarkıların metin değeri yoktur.’

Her şeyde olduğu gibi moda akımlardan da vazgeçemiyoruz. Evet, şimdi moda akımlar var. Modernizmin ortaya çıkardığı ve tüketime dayalı bir giyim kuşam tarzı, giyim kuşamla kalmayıp zihniyetlerde, düşüncede de modanın etkisindeyiz. Dolayısıyla köklü düşünceler ortaya koyamıyoruz. Günü birlik yaşıyoruz. Günü birlik düşüncelerle var kılabiliyoruz kendimizi. Modaya uyuyoruz, dünyayı algılama şeklimiz, düşüncelerimiz, söylemlerimiz modanın ötesine geçemiyor.  O kadar çok kendimizden kaçıyoruz ki kendimize koşmaya yetecek mecali ortaya koymaya cesaret edemiyoruz. Sesimiz olmuyor, hep koroların sesi ile var kılıyoruz sesimizi.  Oysa kendi sesimize güvenip solo yapabilme çabasını ortaya koyabilmemiz gerekiyor.

Kendi sesimizi ortaya koyamadığımız için moda olanın peşinden koşuyoruz. Kendi tarzımızı ortaya koyamıyoruz. Bakın Fatma Barbarosoğlu ‘Moda ve Zihniyet’ adlı kitabında bu konuda ne diyor; “Moda bir üniformadır. Diğer üniformalardan ayrılan tarafı belli bir şekil içinde kalmaksızın bir tarzın savunuculuğunu yapıyor olmasıdır. Kitlenin üniformasının karşısında durabilmek için, ferdin kendine has bir üslubunun, dünya görüşünün estetik anlayışının olması gerekmektedir… Kişisel tekâmülünü tamamlayamamış fertler için kitlenin çekim gücü daha kuvvetlidir.”

Akletmez misiniz? Düşünmez misiniz? Tefekkür etmez misiniz? Sorularının muhatabı olduğumuzu unutuyoruz. Oysa ne çok defalar yaradan uyarır bizi, bu özelliklerimizi kullanmadığımız için. Herkesin konuştuğunu söylemek, herkesin düşündüğü gibi düşünmek, herkesin yaptığını yapmak, herkesin giyindiğini giyinmek… Her yönüyle modanın ardından gitmek sıradanlaştırıyor. Önemli olan korolara dahil olmak değil kendimize has bir bakışa sahip olmak. Hikmetin birazda kalabalıklardan uzakta olduğunu anlamamız gerekiyor. Kitle olmanın uyuşukluğundan kurtulabilmemizin,  gürültüden uzak kalabilmenin yolunun, kalabalığın niceliğinin yerine ben olabilmenin niteliğini ortaya koyan derinlikli bir zarafette olduğunu görmek gerekir.

Aidiyet problemi üzerinde yeniden düşünmek gerekiyor. Evet, bir kimliğimiz olacaktır. Bu muhakkak ancak, kimliğimizin olabilmesi kim olduğumuz bilmemize bağlı, kim olduğunun bilincine varılmadan kimlikten bahsedilen ortamlarda, bahsi geçen kimlikler ancak çatışma unsuru olabilecektir. Kendi olmak adına belki bütün bağlardan kopabilmektir aslolan. Çarkların arasında birer vida olmamızı isteyen yapıların bize bir şey sunamayacağını bilmemiz gerekiyor. Biz olacaktır, olmalıdır, ancak önce ‘ben’i şahsiyeti oluşturabilmeliyiz. ‘Ben’i olmayanın, ‘biz’i olmayacaktır. Benlerden oluşmuş bizleri oluşturabilmeliyiz. Aklını kiraya vermiş insanlardan oluşmuş ‘biz’lerin insanları birer uysal alet haline getirerek cüceleştirmekten öte bir işlevi olmayacaktır.

Hepimiz kocaman bir koronun söylediği şarkıya ağzı kımıldatarak eşlik eden ama kendi sesini çıkarmaktan aciz bir noktadayız. Önce sololarımız olmalı. Moda akımların, kalabalıkların sığlığından kurtulabilmemizin yolu derinliği olan benliği olan, tınısı olan sese kulak kabartmamızdan geçiyor. Yani korolardan sololara geçebilmekten geçiyor. Sözün özü; korolar yalan, sololar gerçek.vakilli@hotmail.com