ÖDÜNÇ HAYATLAR

29 / 06 / 2017

Yaşamış olduğumuz hayat ne kadar bize ait, ne kadar sarıyor hayat bizi, ne kadar sıcaklığını hissediyoruz, ya da biz ne kadar kendimizi yaşamış olduğumuz hayata ait hissediyoruz? Yaşamak durumunda kaldığınız hayat sizin mi? Bizim için başkalarının biçmiş olduğu bir hayatı mı yaşıyoruz? Sorular çoğaltılabilir, bizim bu sorulara vereceğimiz cevaplar yaşamış olduğumuz hayatla ilişki biçimimizi de ortaya koyacaktır. Bugün insan kendi hayatını değil başkalarından ödünç aldığı hayatları yaşıyor.

Modern insan her alanda kendinden uzak, her alanda kendisine sipariş edilmiş hayatları yaşamak durumunda, her alanda ödünç hayatlardır yaşanılan. Tüketim alışkanlıkları ödünç; ne sunuluyorsa onu tüketiyor,  fikirleri düşünceleri ödünç; nasıl düşünmesi isteniyorsa zihni bu sınırlar bağlamında düşünüyor. Bakışı, yaklaşımı, idraki ödünç; baktığı yer kendisine ait değil, durduğu yer, yaklaşımını belirleyen nokta-i nazar, kendine ait değil. Başkalarının aynasından bakıyor hayata kendi aynalarını kırmış.

Evet; “İnsan kendi dünyasını değil, başkalarının dünyasını yaşıyor.”  Yemesi, içmesi, giyim tarzı, oturduğu konutu, bindiği arabası her şeyini başkaları belirliyor. Her yanıyla ödünç hayatlar yaşıyor çağın insanı. Başkaları için yaşıyoruz, başkaları için giyiniyoruz, başkaları için konuşuyor, başkaları için dinliyoruz. Kendimizi; kendimize ve kendi dünyamıza ait kılamıyoruz.Hep sipariş üzerinize oluşturuyoruz hayatları. Ve sonuç ödünç ve sipariş hayatların girdabında insan her geçen gün daha fazla yalnızlaşıyor. Her geçen gün daha fazla huzursuz oluyor.

Ödünç hayatların insanı, tüketiyor; hayatı tüketiyor, insanı tüketiyor umudu tüketiyor,  iyiliği tüketiyor, güzelliği tüketiyor. Kendini tüketiyor. Ödünç hayatlara verdiği ödünlerle daha bir eksiliyor insan, daha bir azalıyor,  daha bir küçülüyor…

Bugün; insan, insanlık, dünya, çağın ağına takılmıştır, çağın ağları tarafından örülmüştür her taraf. Bakın bu konuda, Yusuf Kaplan’ın tespitleri kayda değerdir. “İnsan, özünü ve sözünü, dilini ve gözünü, idrak kapılarını ve görme biçimlerini yitirdi: Kendini de, dünyayı da başkalarının gözüyle, gözlüğüyle görüyor: Ödünç gözlerle, ödünç perspektiflerle, ödünç kavramlarla yaşıyor ya da yaşadığını sanıyor.O yüzden kendini ve kendi dünyasını, kendinde ve dünyasında yaşamıyor, başkalarını ve başkalarının dünyasında yaşıyor.Ödünç ve dolayısıyla sahte hayatları yaşıyor ç/ağdaş insan: Başkalarının sırtından yaşıyor.Başkası olarak yaşıyor kendini. Kendinde değil başkasında insan. Çağda değil, devâsâ bir ağ'da! Kendi yerinde değil, başkasının yerinde ve başkasının yerine yaşıyor.”

Kızılderili; beyaz adamın getirdiği aynalardan kendimize baktığımız an yenildik, demişti. Yaşadığımız hayat bizim değil, başkalarının yorumladığı bir hayatı, başkalarının istediği gibi yaşıyoruz. Başkalarının reçeteleriyle bakıyoruz hayata, başkalarının reçeteleriyle sorunlarımıza çözümler getirmeye çalışıyoruz sonuç; sürgit bir patinaj hali. 

Mesele kendi hayatını yaşayabilmekte, kendi perspektifini, kendi dünya görüşünü, ortaya koyabilmekte: insan; kendi bakışını, kendi yaklaşımını, kendi nokta-i nazarını ortaya koyabilirse ancak o zaman daha iyi bir manzara ile karşılaşabilecektir. Ödünç ve sahte  hayatlaryaşıyoruz; ödünç hayatlar bizi mutmain kılmıyor, ödünç hayatları yaşarken ödün veriyoruz hayatlarımızdan, kendimizden ödün veriyoruz, oysa ödün vermeden yaşanmalı hayat ve ödün vermeden yaşayabilmeli insan… vakilli@hotmail.com