ORUÇLA OLMAK

08 / 06 / 2017

Orucu gerçek manada anlayabilmemiz oruçla olmamızla ilgili. Dahası hayatımızı oruçla doldurmamızla ilgilidir. Orucu tutabilmemiz için ve her şeyden öte orucun bizi arındırabilmesi için; orucu anlamlandırabilmemiz, orucun üzerinde düşünebilmemiz, orucu niçin tuttuğumuzun sorusunu kendimize sorabilmemiz, niçin aç kaldığımızın, niçin susuz kaldığımız sorusunu sorabilmemiz ve elbette bu sorulara her şeyden önce bizi, kalbimizi mutmain kılacak cevabımızın olması gerekiyor. Nedir, oruçla olmak, oruçla hemhal olmak, oruçla hem dem olmak, hayatı oruç kılmak aslolan bu. Orucun; hayatımıza, anımıza, zamanımıza, mekânımıza her yönüyle dokunması…

Oruç dünyasını değiştirmesidir insanın. Dünyalık olmamak için dünyasını değiştirmesidir. Oyun ve eğlence olan hayatı hakikate çevirebilmek için en sahih yolculuğudur. Ki insan ancak bu yolculukla, nefs, heva ve haz gibi insanı esir eden her tür bağlarından koparak öz(ü)gürleşecektir. Orucu, oruç kılacak olan;  yaşamın her tür kirinden arındırması, temizlemesi ve böylelikle insanı korumasıdır. İnsan oruçla korunacaktır, oruç kalkan olacaktır insana, koruyacaktır.

“Dünyadasınız” dedi yaşlı adam, dünyadasınız. Boğazınıza kadar dünyaya batmışsınız. Ve bu dünyadan kopmak istemiyorsunuz,  “oyun ve eğlence” devam etsin istiyorsunuz. Oruç tutmak istemiyorsunuz; oruçla hemhal olmak istemiyorsunuz, hem dem olmak istemiyorsunuz, oruçla kavrulmak istemiyorsunuz, yanmaya mecaliniz yok, oruç tutmak istemiyorsunuz… Güne takılıyorsunuz, gündeme takılıyorsunuz, siyasetin girdabının dışına çıkamıyorsunuz, habire tartışıyorsunuz, habire konuşuyorsunuz, kitabı tartışıyorsunuz, imsakı tartışıyorsunuz, iftarı tartışıyorsunuz, teravihi tartışıyorsunuz tüm bu dünya yutmuş halinizle orucunuz oruç olsun istiyorsunuz. Oruç dünya değiştirmektir. Siz dünyadan kopmak istemiyorsunuz…

Dünyanın kirlerinden arınabilmek için başka bir dünyaya yolculuktur oruç. Oruç insanı insan kılmak için ‘hayvani’ yönlerinden ‘insanlaşma’ sürecine yolculuğudur. Arınmak için temizlenmek için başka dünyalardan iç âleme bir yolculuktur oruç. Oruçla insan dışarılardan içerilere, taşradan merkeze, yani kendine, yani yüreğine kutsal bir yolculuk yapar.  Oruç; insanı aczin zirvelerine çıkartarak terbiye eder, Oruç fakrını ve de haddini bildirerek kulluğunu hatırlatır, Oruç sahibinin kalbini cennete açılan kapı kılar.

DücaneCündioğlu’nu dinleyelim. ‘Oruç; nefsi tutmaktır, tutulması gereken ne varsa, ondan: yiyecekten, içecekten, şehvetten, öfkeden, kinden, nefretten, hasedden, sevgisizlikten, hayvanlıktan... İştah ve şehvet... Aynı kökten. Adem ile Havva, yaşam ağacından yedikleri için cennetten kovulmuşlardı. Ne garip değil mi, iştah ile şehveti bir araya getiren bir eyleme kalkışmaktı bütün suçları. Yemek… Oruç, kalbin kapılarını açabilmek için, zihnî melekeleri daha kuvvetlendirebilmek için, nefsin mâlâyâni işlerinden kurtulup ruhun derinliklerine dalmak için, bir süreliğine de olsa hayvanlığı bırakıp insan olduğumuzu hatırlamak için… Orucu ne kadar ve nasıl tuttuğun çok önemli değil, asıl önemli olan, orucu nasıl açtığın. Sen, Muhammed'in yetimlerinden ol, orucunu, asıl açarken tut!’

Evet, Ramazan geldi, bizi dünyamızdan başka bir dünyaya götürmek için geldi, karanlıktan nura götürmek için geldi,  kirlerimizden arındırmak için geldi, yozlaştığımız hayatı öze dönüştürmek için geldi, tutmak için geldi. Bizi oruçla kılmak için geldi. Öldürdüğümüz hayatlarımızı “ol”durmak için geldi. vakilli@hotmail.com