RUHUN DİRİLİŞİ

08 / 03 / 2018

Ölü toprakların yağmurla dirilişi gibi,

Ölü arzın baharda uyanıp kabarışı ve yeşilliklerle donanması gibi,

Ölü insan ruhu da Allah'a inanmakla dirilecektir... (Sezai Karakoç; Ruhun Dirilişi)

Önce ruhu düşer insanın, ruhu düşünce insanın kendisi düşer, insanlığı düşer, insanlık düşer. Her yok oluş ruhun ölümü ile gerçekleşir. Onun için ruhun dirilişi gerçekleşmelidir. Varlıktan varoluşa ruhun dirilişi ile ulaşıla bilinir. Ve madem insan için yok başka bir yol, ruhun açlığını gidermek zorundadır. Çağın insanı, çağın ağları arasında ruhunu yitirmiştir. Ruhundan habersiz bir şekilde bocalamaktadır. İnsanlığı, düşmüş olduğu cehennemi çıkmazdan kurtaracak yegâne yol ruhun dirilişi olacaktır.

“Kur'an ki ruhun dirildiği çağlarda bize armağan edilmiş kutlu bir belgedir... Ruhun ölümünden kastettiğimiz onun kökten yok oluşu değil varoluş hikmetinden habersiz oluşu, uzak kalışıdır... Ruhun ölümü insanın Allah'tan kaçışıdır.” Böyle diyordu Sezai Karakoç; yazımıza ilham olan  “Ruhun dirilişi” kitabında. Ve devam ediyordu. “ALLAH'sız var olma mümkün değil. Ne var, ne yok, gökte ve yerde, soluk alan ve almayan, kımıldayan ve kımıldamayan ot, böcek, kelebek, taş ve insan. Ancak Allah’ın varlığıyla vardır.O’nsuz var olma; imkansız..! Ruhun çilesi, o yurttan bir ses, bir yankıdır Ruhun dirilişi, cennetten bir yansıma; Ruhun ölümü cehennemden bir yansıma…”

Allah, insan ve doğa arasında ahenge ulaşabilmenin yolunu bize açacak olan, ruhun dirilişi olacaktır. Ruhu selime ulaşabilmek, bedenimizin, kendimizin, insanlığımızın ve dünyamızın hay’at bulabilmesi ruhu diriltmek ile mümkün olabilecektir. Evet, ruhu yok eden, ruhu öldüren, ruhu felçli hale getiren Allah ’sız bir yaşamdan, hayatın her alanında Allah’lı bir hay’ata yol bulabilmek. Allah’lı olmak, Allah’la olmak... Sahi Allah’la aramız nasıl? Bu garip soruya vereceğimiz cevap, esasen bizi ruhumuza götürecek, kendimize, özümüze, insanlığımıza ulaştıracak.  Bizi kendimizle buluşturacak, o kadar mı, elbette değil kendiyle buluşan insanı dünyayla barıştıracak, hayata iki dünyalı bir bakışa götürecek, iki dünyalı olmanın kalbi selimine ulaştıracak. Ve nihayet bu bakış, insanı Allah’la buluşturacaktır.

Ruhu diriltebilmek insanın putlarından; -ruhunun dirilişinin önündeki en önemli engel olan ve onu Allah’tan uzaklaştıran her unsurdan- uzaklaşarak mümkün olabilecektir. Zira putlar, sadece ruhu öldürmeyecektir, insanıda tehdit edecektir. O yüzden insan; ruhunu tehdit eden,  kendisini, insanlığını, var oluşunu tehdit eden çağın ağlarından kurtulabilecek inancı kuşanmalıdır. Bu inanç; insanın kendine olan inancıdır, halifetül arz olan insanın yüklenmiş olduğu emanetin neye karşılık geldiğinin bilincidir. Kâinat içinde şahsının sorumluluklarının kendisine yüklemiş olduğu misyonunşuurudur. Bu bağlamda ruhun dirilişi; insanın yüklenmiş olduğu mükellefiyetin ve de taşımış olduğu mensubiyetin, kendisine yüklemiş olduğu mesuliyete uygun bir hayat görüşü, dahası bir hayat duruşu ile mümkün olacaktır.  Çağın fırtınalarından, bizi kurtaracak olan, bizi Nuh’un gemisinde kılacak olan yol budur.

Ey insan! Dirilt ruhunu, yaklaş Rabbine, yeter kaçtığın Allah’tan, yeter uzaklaştığın. Bak Nuh’un gemisi bekliyor seni, tufandan kurtulabilmek için, selden, borandan dünyanın felaketlerinden korunabilmek için yok başka yolun. Gemiye binmeye bak, kuyudan çıkmaya bak, kurtul karanlıklardan sabaha ulaşmaya bak! Dön ruhuna, dön kendine, dön insanlığa ve insanlığına. Dön Rabbine…