SANATIN DİLİ

09 / 11 / 2017

Sanat eseri diyordu Turgut CANSEVER; “Varlık-kâinat tasavvurunun yapılana yansımasıdır. Eserini ortaya koyarken aldığı her karar, sanatkârın varlık ve varlığın güçleri hakkındaki tasavvuruna göre şekillenir. Bu özellikleri ile sanat, din ve ahlâk alanında yer alır.”  Sanat önce zihinde oluşur. Tahayyül edilir yani. Önce tasavvur edilir, tasavvuru güzel olmayanın elinden zuhur edecek olan ‘estetik’ kaygıyla yapılmış olsa bile güzelliğe dönüşmeyecektir.

Sanatın amacı güzelliğe ulaşabilmek, estetik olana, etik olana, ahlaki olana, fıtri olana ulaşabilmektir. Estetik olan etik olandan tezahür etmeli, ahlaki olandan, yaratılışın bizatihi kendisinden, özden gelmeli. Güzellik öze ulaştırmalı yani. Zira güzellik, Güzel olan, g(öz)el olandır, Özün göze gelmiş haline ulaşması, güzellikle buluşmasıdır. Sanatçı elindeki esere içinin güzelliğini işleyendir. Gayesini içinde taşıyan eylemdir sanat. Nedir, estetik duyuş insanın kendi eksiğini tamamlama, estetik olan yani kendilik bilincimiz yani özümüzdür. Ahlakımız, yaratılışımız, fıtratımız. Ne diyordu ehli irfan, cemal kemaldedir. Ya da hani sorulmuştu ya bir hak dostuna, dünyaya niçin gönderildik diye. Şöyle cevap vermiş idi: kemali bulmak, cemali görmek için.  Sanat insanın eksikliğini elindeki eserle tamamlama çabası. Parçadan bütüne ulaşabilmek; Kesret’de Vahdet’i ve Vahdet’de de Kesret’i görebilmek ve gösterebilmektir.

Görünenden görünmeyene ulaşmak, görüneni taklit eden sanatın; renk, şekil, ses, ritim vs.den yola çıkarak manayı ortaya koyan, anlatan sanata dönüşmesi. Yani amaç göstermek değil görünenin ardındaki hakikati görebilmek. Görünene bakarak, görünmezi görmek, mutlak güzelliğe ulaşabilmektir.  Sanatı trajik olandan, şuurlu olana, manası olana, değerli olana ulaştırabilmektir gaye.

Sanatçı hakikatin bilgisine sahip olmadıkça ne kendisiyle ne eşyayla nede dünyasıyla sahih bir çizgide buluşamaz, Peki hakikati bulur mu sanat, belki işaret eder. Salt sanata bakmak değil, sanatsal bakabilmek. Pencereye değil, pencereden bakabilmek. Sanatsal bakabilmek; hayata sanatın bakışı ile sanatın dili yaklaşabilmektir.  Bu dil, aşkın dilidir aşkın olanın dilidir. Hangi sanat eserinde olursa olsun aşk dili hep var olacaktır.

Sanat insanın güzelliği arayışıdır. Sanatın asıl vazifesi dünyayı güzelleştirmektir. Zira güzelliğin özgürlüğünü ortaya koyamayanlar, tutkunun esaretine kapılacaktır. O yüzden sanatçı bir güzellik işçisidir. Sanatçının yapmaya çalıştığı, hayatın eksikliğinin, bozulmuşluğunun, kirlenmişliğinin karşısına güzelliğin, saflığın, masumiyetin konulduğu duruma ulaşma çabasıdır. Sanatçı arayışın gerilimini yaşayan kişidir. Hakikat arayışının gerilimini taşıyordur.  Cihanda, cihanın canını aramaktır. Sanatı ve sanatçıyı trajediden öteye taşıyacak olandır aslolan. Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Anladım işi; sanat Allah’ı aramakmış/Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.” 

Yaşanılası bir dünyayı şaşılası hale getiren insanın sanatın diline ne çok ihtiyacı var. Dünyaya güzelliğin penceresinden bakabilmemizin yolunu açacak olan, sanatın aşk olan, aşkın olan dili olacaktır. Ancak bu dil dünyayı sıradanlıklardan, çirkinliklerden, kötülüklerden kurtaracaktır.  Dünyayı yaşanılır kılabilmenin yolu, sanatın dili ile tınısı ile sözü ile sesi ile rengi ile tasarımı ile musikisi ile tınısı ile sanattan geçecektir. Sanatın dilinden, sanatın güzelliğinden, güzelliğin sanatından geçecektir.