UCUNDA ÖLÜM VAR YA!

22 / 02 / 2018

“Öldüğüm gün, taşınırken tabutum,

Acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından,
Ağlayarak; yazık oldu, diye konuşma,
Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?
Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur.
Zindan gibi görünüyor mezar, oysa ruh
Özgürlüğe kavuşur.
Hangi tohum büyümez ekilince toprağa?
İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa?”

MeşaSelimoviç ( Derviş ve Ölüm)

Modern zamanların en belirgin özeliklerinden birisi hiç kuşkusuz ölümden kaçışıdır. Hızın, hazın ve konforun esiri olan modern insan için ölüm,hayatın dışına atılması gereken, düşünülmemesi gereken bir gerçektir. Bu anlamda; ölüm hayatın içinde, hayat ölümün içinde anlayışını barındıran kadim geleneğimizin zıddı bir anlayışı ortaya koymaktadır modernizm. Evet, ölüm ve ötesini birlikte yaşamak, yabancılaşmamak için ölümle birlikte yaşamak. Ölümün hayatın yanı başında olduğu hayatlar yaşamak. Ölümün hayata dokunması, hayatları ölümün nefesiyle diriltmek…

Ölüme bakışımız esasen hayata bakışımızdır. “Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden bir yolcu gibiyim,” diyen Resulün baktığı gibi bakmak ölüme… Ölüm, kendinden kurtulmak, kendinden kurtularak kendini bulmak belki, daha öteye geçebilmek için ten elbisesinden arınmak, ölümsüzlüğün ipine tutunmak, ölümle hayata tutunmak…Ölüm insanın yeni yaşamının başlangıcı, yeniden dirilişinin açılış sayfasıdır. O yüzden ölüm sevgiliye kavuşma anı olarak görülmüştür, bir düğün gecesi olarak anılmıştır. Şeb-i Arustur yani. Hayat ölümden kaçışta değildir, belki ölüme kaçıştadır, ölümle hayat bulmaktadır. “Düşünsek bize ölümden korkmamak lazım gelir, zira yerin altında üstünden ziyade akrabalarımız var.”

Nedir ölüm? Yokluk mudur, hiçlik midir, Karanlıkmıdır, muamma mıdır ölüm. Asla. Dirilmektir ölüm. Dirilmek için ölmek gerekecektir. Ölmeden ölmek gerekecektir. Ölmeden ölenler dirilmenin hazını yaşayacaklardır. Ölüm dirilmenin yolunu açacaktır. Ölmeden önce ölmeyi bilmeyenler gerçekten öleceklerdir. Ölmeden ölenler ölümün ol/durduklarından olacaklardır. İşte onlar “Ölüm bize ne uzak/bize ne yakın ölüm/Ölümsüzlüğü tattık/bize ne yapsın ölüm” diyebileceklerdir.

İyisi mi gelin sözün burasında Mevlana’yı dinleyelim. Ölüm gününde tabutum götürülürken, bende, bu dünyanın dert ve gamı var sanma! Dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum zannetme! Sakın ola ki, öldüğüm için bana ağlama! Yazık oldu, yazık oldu, deme! Eğer ben yaşarken nefse uyup şeytanın tuzağına düşersem, işte hayıflanmanın sırası o zamandır! Ben ruhumla büyük bir heyecan içerisinde vuslata doğru kanat açtığımda sakın ola ki cenazemi görüp de; ayrılık, ayrılık! Deme. Bilesin ki o vakit, benim ayrılık vaktim değil, Rabbimle buluşma, yani vuslat vaktimdir! Beni toprağın kucağına verdikleri zaman sakın; veda, veda! Deme! Çünkü mezar, öteki âlemin, cennetler mekânının perdesidir! Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de doğmayı gör! Düşün ki, Güneş’le Ay batıp gözden kayboldukları zaman onların nuruna bir ziyan gelir mi? Bu hâl, sana; batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslında doğmaktır, yeniden hayata kavuşmaktır! Hangi tohum toprağa atıldı, ekildi de tekrar bitmedi; vakti gelince topraktan filizlenme­di? Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin? Hangi kova suya sarkıtıldı da dolu çıkmadı? Can Yusuf’u neden kuyudan zarar görsün, niçin feryad etsin?

“Onlar hayatta ölüm sükûneti,  ölümde hayat kaynağı bulmuş saadet sahipleri, onlar yaşayan ölüler. Aşkta ölmeyi bilenler ölmeden ölen ve öldükten sonra yaşayan kimselerdir. Onlar gezer ölülerdir. Benliğin varını, canını aşkla değiştirmiştir. İnsanı; insanlığından uzaklaştıran, beşeriyet kirlerinden, arızalarından kurtulmuştur uzaklaşmıştır… Ölmeden yaşamak ise can çekişmekten başka bir şey değildir.” Evet böyle diyordu; “Yaşayan Ölü” de Samiha Ayverdi. Ölmeyenler aslında ölmüşlerdir. Ölüm hayatlardan uzaklaşmışsa mezarlığı toprağın üstünde aramak lazım gelir. “Toprağın üstü mezar zevke dalmış ölüler/ can sıkmaya yetiyor canlı kalmış ölüler.”

Mezarlıkları şehrin orta yerine inşa ederek ölümü hayatın tam orta yerine koyan anlayış; yaşamayı emaneti gezdirmek olarak gören, hayatı bir ağaç gölgeliği kadar kısa algılayan bir idrakin ürünü idi. Bugün milyon yıl yaşayacakmış gibi davranan insanın algılayamayacağı bir durum bu. Bir idrak meselesi yani. Evet, her nefis ölümü tadacaktır. Ve ölüm İlmelyakîn, aynelyakîn ve hakkelyakînşuurunda olunması gereken bir hakikattir. Şiirle başladığımız yazımızı şiirle,Erdem Bayazıt’ın“Ölüm Risalesi” ile sonlandıralım.

Toprak

Ölüme aç
Ölüme muhtaç

Hayat

Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün