VARLIK VE VAROLUŞ

05 / 10 / 2017

Varlıktan öteye geçebilme; işte var oluş burada başlayacaktır. Salt varlık olmaktan öteye geçebilmek; nasıl olacak, insan varlık olma halinden varoluşa, nasıl geçecek? Soru önemli. Yer gök doğa, cümle canlılar varlık olarak karşımızda dururken; var oluş başka bir yere, başka bir şeye, başka bir duruma karşılık geliyor kanaatimizce.

Varlık ve varoluş; sözlüklerde çokça bir arada geçen ya da birbirilerinin yerine kullanılan iki kelime. Varlık ve varoluşumun sizdeki çağrışımı nedir? Nedir, varlık tek başına var olmaya, mevcudiyete, nesnel olarak gerçekliğe karşılık gelirken, varoluş varlıktan öteye geçebilme girişimidir.

“Yeryüzünde bir halife yaratacağım” derken Allah, varoluşsal bir görev veriyordu insana. Ya da bir başka açıdan bakacak olursak; yerin, göğün, dağların yüklenemediği, altında ezildiği yüce emaneti yüklenen insan var oluşa talip oluyordu. Var oluşa talip olan insanın serüveni uzun olacaktı. Topraktan, çamurdan, bir damla sudan yaratılan insan beşer yönüyle salt bir varlık haline razı olmayacak, emaneti yüklenecek, halife olmanın neye karşılık geldiğini ortaya koymak için yaşamdan hayata, beşerden insana, varlıktan var oluşa bir yola girecektir. Bu yolculukta insan yüklendiği emaneti ve halifetülarz görevini ifa durumuna göre bir yerde duracaktır İnsan. Nerede duracağına; varlık ve varoluş arasındaki durumuna göre kendisi karar verecektir. Ya “esfelisafilin”e düşerek en alçak halini sergileyecek, varlık olmaktan başka bir şey ifade etmeyecek, beşer halinden ileriye gidemeyecektir. Ya da yüklenmiş olduğu emanet ve yeryüzünde halifelik görevinin bilincinde olarak; oluşa, var oluşa, dünyayı güzelleştirmeye adanmış bir hayatı ortaya koyarak görevini yerine getirmiş olacak ve “ahsen-i takvim”e uygun olarak yücelerin yücesine ulaşacaktır.

Filozof balığa şöyle demiş: “Hayatın amacı sorgulamak ve bilge olmaktır.” Balık cevap vermiş: “Hayatın amacı yüzmek ve sinek avlamaktır.” Filozof mırıldanmış “zavallı balık…” ardından bir fısıltı duyulmuş “zavallı filozof...”  MaxBlack’ın, filozofla balığı konuşturduğu temsili söyleşisi, varlık ve varoluş arasındaki farkı ortaya koyması açısından dikkate değer bir örnek. 

İnsan sorgulayabildiği kadar sorumluluk alacaktır, sorumluluk alabildiği oranda kendisine yüklenen görevi ifa edecektir, varoluşa hizmet edecektir. Yeryüzünde halifelik görevi var oluşa talip olan insana; varlık olan, yeryüzü ile arasında ahengi oluşturma görevini vermektedir. Var oluş ile varlık arasındaki uyum kâinatta uyumu getirecektir. Varoluş; var olan insanın sorgulaması ile başlar ve bu anlamda oluşa doğru bir yola ulaşabilirse eğer var olmuş olur insan. İnsan var olan haliyle varlıktır. Var oluş kaygısı ile insan beşer halinden insan haline yükselecektir.

Yazımıza ilham olan Yusuf Özkan Özburun’un “Hatırla Beni Hayat” kitabından yapacağımız alıntı ile yazımızı sonlandıralım. “İnsan mevcudiyetinin sırrından sual edene dek çok çok “beşer olan varlıktır.”  Ama bir kez var olmanın amacına dair soru sorunca “varlık”tan çıkar “varoluş”a dalar. Sormadan önce “varlık”ız, sorduktan sonra “varolur”uz. Sormadan önce beşer, sorduktan sonrainsanız. Varlık’tan çıkıp Varoluş’a yöneldiğimizde her “şey” bir sual olarak zahir olur; her sual bir meseledir artık. Çünkü “Her şey vardır, sadece insan var olur.”  Taş, toprak, kuş, ağaç, melek, şeytan vardır ama insan var olur… Meselenin tümü Varoluş: Tümü Oluş: Tümü Ol’uş.”