YA TAHAMMÜL YA SEFER!

16 / 11 / 2017

Dava delisi adamlar vardı ve sonra davalarını kucaklayıp gidenler. Terk edenler, sürüklenenler, yolda dökülenler…Yola çıkanlar vardı, sonra yolda gördüklerinin cazibesine kapılıp yoldan çıkanlar, yol kesiciler...Dava, değer, fikir, misyon her geçen gün daha da azalıyordu. Yeminlerin edildiği salonlar tenhalaşıyordu.Baş tacı edilmesi gereken değerlere basılarak yürünen bir yol vardı artık. Misyonun yerini vizyon alıyordu ve sonra komisyon…Dava geliyordu dile sonra vazgeçiliyordu davadan.

Oysa bir gün diyorduk, kahrolacak diyorduk, bitecek bizi bitiren her ne var ise.Bitiriyordu, tüketiyordu bizi, kahrediyordu kahrolasıcalar...Hareketimiz mesuliyet hareketi, davamız hayatımızı hakka uydurma davasıydı.İdealimiz Asımın nesliydi. Yaşama zevki değil yaşatma aşkıydı derdimiz. Oysa yaşama aşkı almıştı bizi bizden.Siyaset çirkefti, insanların birbirini yediği, insanların alınıp satıldığı yerdi. Tüketiyordu asımın neslini. Haysiyet kazandırılmalıydı, doğru ancak haysiyetlerin terkedildiği alan olmuştu siyaset. Siyasanın ve piyasanın şartlarına kurban ediliyordu her şey. Mazi her an peşimizdeydi. Ve bırakmıyordu yakalarımızı.Ne maziye dönebiliyorduk ne yeni hayat mutlu kılabiliyordu bizi… “Yürünebilen bütün yollara” girerek kaybolduk. Dar ve uzun yollara talip olmalıydık oysa.


Bir yerde, birçok yerde hata yapmış idik. Sofralarımızdan melekler, dilimizden Allah uzaklaştı.Değerlerle yürümekten bahsedenler, değerleriyle yürütmeye başlamıştı. İman, ibadet, fikir, değer; dudak bükülen şeyler halini almıştı artık...Kendimiz yapmıştık, kendimiz kendimizden uzaklaşmıştık, mutlu muyduk peki? Mutsuzduk, zira mutmain değildi yüreğimiz, uğruna değerlerimizi terk ettiğimiz yeni hayatın bütün dünyalıkları, bütün “güzel”likleri bizi mutlu kılamıyordu, huzursuzduk…

Yeniden başlamalıydık şiire; Rabbiyesir. VelatuasirRabbi temmimBilhayr… Nesli tükenmiş kuşlar olarak da görülsek yürümeliydik. Hayatta; paradan, makamdan, kariyerden daha değerli şeyler lazımdı, bize yol lazımdı, yoldaş lazımdı. O yüzden yolda olmalıydık, Umuda yol bulmalıydık. Yeniden yola koyulmalıydık. Fikir ruh cephesinde yeniden bir mücadeleye başlamalıydık. Hukukumuz ve ahlâkımızla, ilmimiz ve sanatımızla; bizim benliğimizin mimarı olacak güzide fedakâr bir zümrenin oluşması için yeniden Bismillah demeliydik.


“Sabahı beklemeyiniz dostum, geceden yola çıkınız. Olur ki uyuyakalırsınız. Sırtınızdaki çıkında ebedi gayenin dürülmüş azıkları varsa ne mutlu size. Gece serindir, yapraklarından süzülen yel, gözlerindeki yaşları kuruturken ruhunuzda kâinatın derin sessizliğini taşıyarak sabaha doğru yürüyüp fecri başlatınız…

Cemiyetin vahşi, zehirli bitkilerle dolu, her dalında uğursuz baykuşların manasız telkinler yaptığı sık ağaçlı ormanlarında çetin yolculuklarının başlangıcı sabahı bekleyemeyiz. Sabahı beklemek öğleni, öğleni beklemek akşamı, akşamı beklemek bir ruh gevşekliğini doğurur.

Beynimizi tırmalayan zaruretleri mi hatırlatıyorsunuz. Evet, hayatın zaruretleri ayaklarımıza dolanmış zincirlerdir ve ıstıraplarımıza çeşni katarlar. Fakat bu vahşi sahayı geçmek için hiçbir zaruret kâfibir mazaret değildir. Ruhumuzu aldatmayalım ebedi gayeye ihanet etmiş oluruz.

Durduğumuz nokta inançlarımızın eskidiğini, yabancılaştığını hiç tecrübe etmediniz mi? En acı kayıp budur; gerilemiş ruhların mütemadiyen tavizler vererek hayatla, zaruretle uyuşmaları…Filozofun öğüdü bütün hayatımızda takip edeceğimiz en esaslı metottur; “Uzun yolu seçiniz...”

Evet, uzun yolu seçeceğiz; Ne mevki makam, ne para servet, ne siyasa ve piyasa… Bir yol… Bir yoldaş… Uzun yola talibiz… Sefer de içimizde, Tahammül de...  Mustafa Kutlu’nun “Ya tahammül Ya Sefer”  Kitabından esinlenerek tarafımızca yapılan düzenleme ve derlemeler ile oluşmuş olan yazımızı, kitabın okunmasının tavsiye ederek sonlandıralım vesselam. vakilli@hotmail.com