YOLU İNCİTMEYEN ADAM; AKİF EMRE

25 / 05 / 2017

“Yol ve menzil inşa edici bir süreçtir, yolda olmak güzeldir." Evet, böyle demişti Rahmeti rahmana kavuşan Akif Emre. Yolda olan, yolu incitmeyen, yoldan çıkmadan, yol kesicilik yapmadan yürüyen sahih ve bilge biriydi Akif Emre. İlk gençliğimden beri takip ettiğim, en zor zamanlarda bile nerede ve nasıl durmamız gerektiğini göstererek yolumuzu aydınlatan biriydi Akif Emre.  Doksanlı yıllarda yayın hayatına başlayan Yeni Şafak gazetesinin ilk gününden bu yana yazmaya devam ediyordu. Şehit Metin Yüksel’e yol arkadaşlığı yapmış, yolda yolun nimetlerine tenezzül etmeden yürüyen bir refik, derin bir mütefekkir, ahlaklı bir duruş, sahih bir ağabey, gösterişsiz bir kişilik, dürüst bir kalem, ilkeli bir yazar, ahlaklı bir duruş,  öncü bir şahsiyet Akif Emre. Allah Rahmet eylesin mekânı cennet olsun.

Ölüm de esasen yolun devamı değil mi, Müslüman ölümle devam eden yolu bir başka aşamasına geçmiş oluyor esasen. Hayatı ne kadar anlamlandırdığınız sorusunun cevabı onun için birazda ölümü nasıl anlamlandırdığınızla ilgili. Onun için hayat ve ölüm birbirinden ayrılamaz. Peki, Akif Emre için ölüm ne anlam ifade ediyordu;; “Ölüm yoksa hayat da yoktur. Ölümle irtibatlı değilseniz hayattan da kopuksunuz demektir. Ölümle barışık değilseniz hayatı anlamlandıramazsınız."

Akif Emre bizden biriydi; bizden, içimizden, kültürümüzden, medeniyetimizden, kendi gök kubbemizden hoş bir seda idi. Kapitalizmin bireyci anlayışının karşısına bizi, bizim değerlerimiz koyuyordu. Şehri, mahalleyi, sokağı önemsiyordu. Onun için “Mahallesiz Şehirler” diyordu.  “Sitelerin birey ve bireyselciliği yerine özgüveni dirilterek şahsiyet olma imkânı verir mahalle. Mahallenin her geçen gün kaybolması; insan ilişkilerimizin yozlaşması, bireyin, bireycileşerek bencilleşmesi, sevincin, hüznün tek başına yaşanması, insanın olanca kalabalıklar içinde tek ve tenha kalması sonucunu doğurur. Her tür destekten mahrum, mesnetsiz ruhlara dönüşen insanlığımız... Oysa bir şehrin kalbi sokaklarında, caddelerinde ve nihayet mahallelerinde atar…”

Burada idi, buradan konuşuyor idi, bu topraklara ait idi. O yüzden bu ülke aydının sürekli olarak yaşamış olduğu yabancılaşamadan uzak bir hayat sürerek yerli ve sahih bir münevver olmayı başarabilmiş idi. Mevlana’nın pergel metaforunda olduğu gibi, sabitesinin, mensubiyetinin farkında olarak, buradan, bu topraklardan dünyaya açılıyordu. “Yerlilik, yerli olmak bir ideolojik akım, siyasi görüş olmaktan önce haldir. Orada, oraya ait olma hali. Yerlilik herhangi bir dünya görüşüne bağlı olup olmamaktan önce duygusal bir bağdır. Yerli olmayı içine sindirebilmektir yerli düşünce, yerli sanat, yerli gelenek gibi kavramsallaştırmaların hepsi mümkün. Ama bir duyuş seziş yoksa yerli olmak zor. Bir yere ait olmak, oraya kök salmak, tarihsel ve kültürel ve dahi coğrafi boyuta sahip olmadan olmaz. Bir yer/ler/e ait olma duygusu orada olmakla yakından ilintilidir. Bir yere ait olsanız da orada doğup büyüseniz de oraya ait olamayabilir, oraya yabancılaşır, duygusal olarak oradan, o coğrafyadan kopabilirsiniz.”

Güzel insanın ardından güzel şeyler söylenir, güzel şeyler yazılır.  Akif Emre Hakkın rahmetine kavuştu Allah rahmet eylesin. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.