Biyoemperyalist kuşatmada tarım ve hayvancılık bağımsızlığımızı kaybettik.


27 / 12 / 2017 10:01

İthal et,  saman, arpa, buğday, mısır, fasulye, nohut ve daha niceleri... Oysa Türkiye, iklimi ve coğrafyası ile tarım ve hayvancılık yapılabilecek en uygun ülkelerden bir tanesidir. İthal etmediğimiz gıdalar arasında zeytin  var; umarız Rumlara, “bre komşu bize zeytin ve yağ ver” diyeceğimiz günleri görmeyiz.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar durumu var. Neymiş efendim tarımsal hasılada Avrupa birincisiymişiz! Peh, peh ,peh !

Tarım ve hayvancılıkta güncel durum adeta bir çöküştür. Günümüzde biyoemperyalizm, biyoteknolojinin ve  gen teknolojisinin de gelişmesine paralel olarak şekil değiştirmiş ve insanlığı topsuz tüfeksiz gıda yoluyla kontrol edebilecek bir duruma getirmiştir. 

Patent hakları koruma hikayesiyle kolayca dokunulmazlık zırhına bürünmüş emperyalist güçler, orduları devreye sokmadan patentli hibrit tohumları eline geçirerek, ülkelerin bağımsızlığını ellerinden alarak yeni kolay bir emperyalist sömürü düzeni kuruyorlar ve bunun adı biyoemperyalizimdir

Güneydoğu’da toprak kiralayıp tarımsal faaliyetleri bulunan Arap görünümlü firmaların aslında İsrail’e ait olduğu bilinen bir durumdur. Yetkililerin tarım arazilerini İsrail’in kontrolüne geçmesine izin vermesi de bir o kadar acıdır ! 
Çünkü buradan kazandıkları para, Kudüslü günahsız çocuklara kurşun olarak geri dönüyor !

Biyoemperyalizmin üst aklı siyonizim “insanların size güvenip inanmalarının, size bağımlı olmalarının ve bu şekilde sizinle işbirliği yapmalarının yolunu arıyorsanız, onları gıdaya bağımlı hale getirmek mükemmel bir yöntem,” diyerek sinsi planlarını tarım potansiyeli olan ülkelerde devreye koydular.

Resmi kaynaklar ve Uzmanlara göre Türkiye'nin tohumculukta adeta teslim alınmasını amaçlayan kanun, 2004 tarihinde yasalaşan 5042 sayılı Islahçı Haklarının Korunması Kanunu ile başladı. Ülkemizi tamamen yabancı tohum şirketlerinin eline düşürecek ikinci adım 2006’ da, 'Tohumculuk Kanunu’ ile atıldı bu kanun tohum ıslahı kisvesi altında binlerce yıldır kullandığımız kendi kendine üreyen doğal tohumlarımızın ticaretini yasakladı’ şaka gibi ama maalesef gerçek!   Yabancı şirketler ellerine aldıkları patentli, hibrit ve Genleri Değiştirilmiş Tohumlar yoluyla dünyadaki biyo çeşitliliği tek tip hale getirmeye çalışmaktadırlar. Dünyanın biyo çeşitliliği hızla azalması demek dünyanın gıda güvenliği bakımından çok büyük bir riske girmesi demektir. İnsanlığı bekleyen ve sinsi ve sessiz şekilde ilerleyen en büyük tehlike budur. 

Şimdide tarım topraklarının yabancılar tarafından madencilik, turizm kanunları, kiralama, özelleştirme adı altında gasp ediliyor. Popülist fakat içi boş  politikalar sonucu oluşan ekonomik sorunların çözümü için çiftçiler taleplerde bulunurken, mevcut duruma yeni sorunları dahil edilmesi herhalde milli politika değildir! Sorun üzerine sorun gele dursun, , sağlıklı bir gıda bulma hayali artık başka bir bahara kaldı ve genleri değiştirilmiş tohumla bitki, hayvan ve toplumun sağlığını bozup aynı zamanda ilaç satarak da büyüyen biyoemperyalizmin kıskacında Türkiye, yani kısacası sözün özü, tarım ve hayvancılıkta bağımsızlığımızı kaybettik

Tarım için, uzun vadeli  bir politikanın oluşturulması  için geç kalınmış olabilir. Stratejik gıda kaynaklarının  yabancı sermayenin eline geçmesi, ıslah adı altında küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda çıkan kanunlar korkunç bir aymazlık ve biyoemperyalizme ve dolaysıyla siyonizme teslim olmaktır. 

Küresel ısınma gıdayı etkili bir silah haline getirdi. Su ve gıda  küresel savaş çıkarır! Dünyanın en zengin ülkesi Katar 48 saat içinde açlıkla yüz yüze kalınca, parasının işe yaramadığını gördü ve aldığı karar ‘ hazır balık alıp yemek kolay mühim olan istediğin zaman balık tutup yemektir’.

Sonuç olarak, tarımsal üretimi güçlü olan devletlerin  küçük bir hareketi bütün dünyayı etkiliyor. Biz  tarımsal potansiyelinin yüksekliğine rağmen dışa bağlı yaşayan bir toplum olmak istemiyoruz. Tarımsal maliyetlerinin düşürülmesi, desteklerin doğru  kullanılması,  uzun vadeli istikrarlı politikalarla  yolumuza devam etmeliyiz.