UA-89691712-1

Son bir kaç yıldır; aylar öncesinden başlayacak şekilde, ülke, seçim atmosferine giriyor; sorunlar ve projeler daha doğrusu çözümler konuşulmaz oluyor; gemi su alırken, zihinlerimiz kan kaybediyor, ekonomik, sosyal ve ahlaki anlamda irtifa kaybediyoruz ve her defasında bu atmosferden çıkıldığında da; bir gözümüzü, birkaç dişimizi daha kaybettiğimizin farkına varıyoruz. Hayat mücadelesi daha da zorlaşıyor ve umutlar giderek umutsuzluğa dönüşüyor.

KUMAR, TOPLUMU ÇÜRÜTÜR

Piyango bileti alan vatandaşlarımızın sayısı gittikçe artıyor. Elbette ki; kimseyi yargılama veya suçlama niyetinde değilim. Gençlerimizin, öğrencilerin, ellerindeki okul harçlığını kumar oyunlarına yatırmaları bana dokunuyor, bu sistem çok çirkin. Sadece bu tabloyu ortaya koymak ve bu resmin doğru tahlil edilmesine yönelik katkıda bulunmak istiyorum; bazı şeyleri/bazı durumları anlamamaya ve gerçeklerle yüzleşmemeye dair kemikleşmiş tutumunuzu inatla sürdürüyoruz.

Bu arada birçok şey gözlerimizden kaçıyor/kaçırılıyor; kendi halimizle uğraşmaya koyuluyoruz. Ekonomik (artan bankalara borçlanma, faiz, kredi kartı borçları ve gelirlerin giderleri karşılamadaki uçurumun büyümesi) ve diğer sıkıntılarla uğraşmak da bizi sersemleştiriyor; dingin bir zihin yapısı ile olayları ele alma kabiliyetimizi kaybediyoruz.

MESELE POŞET Mİ?

Son birkaç gündür konuşulan poşet konusu; utanç verici bir şekilde üzerimize çökmüş olan ve Türkiye'de adım adım yürütülmeye çalışılan lgbt veya toplumsal cinsiyet ayrımı gibi faaliyetlerden fazla konuşuldu. Her iki konuda oldukça önemli...

Poşetlerin doğada kirlilik meydana getirdiği ve uzun süre yok olmadığı doğrudur ancak bunun çözümünün, poşetleri paralı hale getirmek olmadığı da doğrudur. poşet paralı olunca, doğada yok olma süresi azalır mı?

Esas bunu, doymak bilmeyen sermayenin; cebimize ve iliklerimize göz koymuşluğu bağlamında konuşmalı ve sorgulamalıyız. Zira cebimize göz koymak, artık onurumuza göz koymakla farksız bir duruma gelmiştir.

Eğer poşetler doğada dönüşmüyorsa; dönüşebilen, kolayca yok olabilen hammaddeden üretilmesi, meseleyi çözülebilirdi.

Kendim şunu yapmayı deneyeceğim: Birkaç ay market alışverişlerini olabildiğince azaltmak, ihtiyaçlarımı daha farklı kanallardan temin etme yoluna gitmek ve bunu sürekli hale getirmeye çalışmak. Umarım başarırız…

Evet; bu seçim, savaş, ekonomik zorlukarın ve kaygıların arttığı atmosferde; Yüzyılın Anlaşmasını unutmuşluğumuzu mu dersin, Cahit Zarifoğlu'nun rencide edilmesi mi dersiniz, lgbt okullarının açılışı mı dersin, toplumsal cinsiyet eşitliği denen saçma projeler elinde oyuncak olmuşumuzu mu dersin, istihdam sorunu, pahalılık, ağır vergi dilimi uygulamalarının sabit gelirlileri perişan etmesini mi dersiniz, sosyal medya paylaşımları gibi konulardaki tutuklamaların atması mı dersiniz (Hukukta tutuksuz yargılamanın esas olduğu ilkesini hatırlamanın toplumu rahatlatacağı kanısındayım), hepsi çözüm bekleyen sorunlar…

Özellikle Feminist ve toplumsal cinsiyet eşitliğini ülkemize dayatan Batı karşısında gösterilen tutum, geçiştirilecek gibi değil. Bu konuda, büyük ‘alimlerimiz’ de susmuş durumda. Sadece birkaç değerli akademisyenimiz olayı gündeme taşıyor ve yaklaşan büyük felakete dikkat çekiyor. Bunlardan biri de; Sayın; Mücahit Gültekin.

Yazısından bir kesit şöyle:

"Lgbt ya da feminist hareketler, Türkiye'deki İslami çevrelerden kesinlikle çekinmiyorlar. Onların ipe sapa gelmez, dünyanın en uçuk-kaçık tartışmalarıyla birbirlerini barbarlaştırdıklarını biliyorlar. Yukarıdaki pankartı kaldırdıkları sırada, İslami çevrelerin, özellikle kanaat önderlerinin, aydın ve alimlerinin "Kur'ancılık-Hadisçilik", "Evrenselcilik-Tarihselcilik" gibi tartışmaların içine gömülüp birbirlerini yemekle meşgul olduklarını biliyorlar. İslami çevrelerin iflah olmaz bir bölünmüşlük bataklığına saplandıklarını biliyorlar. İslami çevrelerin "tarih dışı" bir dünyada yaşamlarını sürdürdüklerini biliyorlar. İslami çevrelerin birbirlerine güvenmediklerini; rantla, makamla, koltukla girdikleri imtihanı kaybettiklerini biliyorlar. Onları ne caminin, ne cumanın; ne haccın ne de bayramın bir araya getiremeyeceğini; kimilerinin altı boş bir gururla, kimilerinin ise aşağılık kompleksiyle damgalandıklarını biliyorlar. 20-30 kişilik minnacık grupların bile dünyanın en tuhaf tartışmaları yüzünden bir kaç yıl içinde bir kaç parçaya daha bölüneceğinden eminler. Dünyanın en uyduruk meseleleri yüzünden birbirlerini tekfir edip durduklarını görüyorlar. O yüzden hesap kitap yaparken bu çevreleri dikkate almaya gerek duymuyorlar."

Gerek ülkemizin, gerek bölgemizin ve gerekse iç siyasette ve ekonomik anlamda ve diğer ülkelerle ilişkiler noktasında yaşanan süreçlerden de kaynaklanan bazı durumların, genel anlamda bir gerginlik veya agresiflik oluşturabileceği düşünülebilir ama tüm bunlara rağmen iyi yönde yapılan eleştirilerin, yakınmaların, kolayca mahkum edilmesi de önlenmelidir.

Her şeye rağmen iyimser olmak, geleceğe güvenle bakmayı tercih etmek istemeliyiz ama gerçeklerin de üzerine giderek. Vizyonumuzu yitirmeden ve gelecek perspektifimizi koruyarak, ciddi darbelere karşı irtifa kaybetmeden karşı koyabiliriz.

Olumsuz, yıkıcı, ayrıştırıcı, nefret söylemi ve şiddet içeren beyan ve ifadeler, elbette tasvip edilemez ancak yapıcı ve gerekli olan, gerçekleri göstermeyi hedefleyen eleştirilerin önü de kesilmemelidir. Zira gerçekleri görmeyi sağlayan eleştirilerin önünü de gerçekleri gizleyenler kapatmaktadır. Bu bağlamda uyanık olmak ve yardımlaşmak önem arz etmekte.

Sonuç olarak; 2019'a daha kaygılı giriyoruz. Gelecek kaygısı, yoksulluk kaygısı, savaş ve daha birçok kaygı.

Hazzın, hızzın, kaygı ve telaşın hakim olduğu çağımızda; zamanı doğru anlamak, tanımak, idrak etmek ve doğru yaşamak adına; 2019'da her şeyin mazlumlar, zayıflar, yoksullar, ötekiler ve Müslümanlar için iyi geçmesi dileğiyle sözlerime son verirken, sizleri, eski bir Hitit duasıyla baş başa bırakıyorum.

“Yeni yılla birlikte TANRIM, beni yavaşlat. Aklımı sakinleştirerek, kalbimi dinlendir. Zamanın sonsuzluğunu göstererek, bu telaşlı hızımı dengele. Günün karmaşası içinde, bana, sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver.Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belliğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür. Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol. Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret.

Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kedi okşayabilmek için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret.

Her gün bana kaplumbağa ve tavşan masalını hatırlat.

Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim.

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması, yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.

Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et. Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlam olarak yükseleyim. Ve hepsinden önemlisi... Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.