Urfa dedin mi bir-ikişey akla gelmez çok şey akla gelir.

Ama en çok da aklagelen; Urfalıların seslerinin güzelliği ve müzikteki maharetleri, sessanatçıları gelir.

Beste gelir

Çiğ güfte gelir.

Bu coğrafyanın müziğiacılarla yoğrulmuştur.

Bu acılarla yoğrulmuşmüzik, geçmişten süzülüp, günümüze gelen bir mirastır, bizler de bu mirasın,sahipleriyiz ve mirasyedileriz.

Haydi, oturup ikitingting, bir lingling ile bir beste yapıp, işi bitirelim olayı değildir.

Eğer kalıcı bir müzikeseri ortaya koymak istiyorsak bu halka mal olmalıdır.

Mesela çıkar bir “UrfaDivanı…” yaparsınız, bu çalışmanız sizi bir asır götürür.

Çıkar bir “Urfa’nınetrafı dumanlı dağlar…”ı yaparsınız, sizi bir asır veya daha uzun bir süregötürür, götürmekle kalmaz, sizi unutulmazlar arasına sokar, zaman içersin deanonimleşirsiniz.

“Urfalıyam ezelden…

Gönlümüz geçmezgüzelden…” dersiniz,o parça siz ezele kadar götürür.

İnsanlarıngönüllerinden uzun yıllar yer edersiniz.

Tabi genleriniz debiraz; tıngırtı mıngırtı olmalı.

Müzik; çok renkliliğinolduğu toplumlarda daha bir ahenkle dans eder.

Müzik;

çok dilliğinin,

çok dinliliğin,

çok kültürlülüğünolduğu yerlerde, membasını daha kolay oluşturur.

Mesela Urfa’yımüziğini düşünün…

Urfa müziği dündenbugüne şapadanadiye ortaya çıkmış değil.

Urfa müziğiningeçmişi; taa Yunan müzik tanrısı “Orfeus”a kadar uzanmaktadır.

Rivayet odur ki;“Urfa” isminin “Orfeous” dan geldiği zayıf bir varsayımda olsadillendirilmektedir.

Müzik Tanrısı Orfeous’unetrafına vahşi hayvanları toplaması, onlara Lir çalması, müziklesakinleştirmesi, evcilleştirmesi, ehlîleştirilmesi bu şehrin ismini vemüziğinin hikâyesini işte böylesine gerilere götürmektedir.

Yurtdışına kaçırılarakbir müddet ABD Dallas Müzesinden sergilenen daha sonra Türkiye’ye getirilerek şuan da Urfa Mozaik Müzesinde sergilenen Orfeous mozaiği, bize Urfa müziğinin, geçmişininköklerinin ne kadar derinlerde olduğunun göstergesidir.

Uzun bir krallıkdönemi yaşayan Abgarlar Sülalesi Döneminde, dönemin kralı ile beraber saraydabüyüyen, aynı zamanda kralın çocukluk arkadaşı olan ilkçağların ünlü filozofuve müzikoloğu Bardaisanve onun oğlu Harmoni bu toprakların müziğe form verendeğerleridir.

Hıristiyanlığın ortayaçıkışı ve sonrasında müziğin kiliseye, ilahiler ve dua şeklinde girmesi ve icraedilmesi bu topraklarda köklü bir geleneğin de, başlangıcı olmuştur.

Başta Urfakiliselerinde ve Doğu Kiliselerinde ağırlıklı olarak Urfalı filozof vemüzikologlarının eserlerinin icra edilmesi ve halende bu geleneğin kısmen devametmesi ne kadar köklü bir müzik damarının bu şehirde mevcut olduğunu göstermesiaçısından da bir hayli manidardır.

Çalgı aletleri olmadantamamen çıplak bir sesle koro şeklinde okunan ilahiler, dini ritüellerinicrasında kendini göstermesi geçmişi yüzyıllara dayanan bir geleneğin günümüzeintikal eden ve kalan tortusudur.

Urfalı Şair filozof vedin adamlarının yazdığı, bestelediği, seslendirdiği ilahiler halen DoğuKiliselerinde icra edilmektedir.

İslam döneminde çalgıçalınmasını ve kadın sesinin haram ve günah sayılmasından dolayı müzik kısmengünah sayılmış ama özellikle tasavvufun ortaya çıkışı ve akabinde tasavvufmüziğinin oluşması neticesinde daha yumuşak formda ve insanların zihnini vebedenini dinlendiren bir üslup ve tertiple icra edilmiştir.

Tarikatların ortayaçıkışı, mevlut ve mevlithanların, defler eşliğinde insanları mest edenilahileri okuması, günümüz dini müziğinin Urfa’daki derin köklerinin günümüzeyansımalarıdır. Müzikte makam sahibi şehir olarak yerini almış olan bu şehir“rehavi” dir.

Bu şehir; daha birasır öncesine kadar;

Kürd’ün, Türkün,Ermenin, Süryani’nin Yahudi’nin, Ezidi’nin, Dürzi’nin bir arada yaşadığı birşehirdi.

Her birinin, dini,dili, kültürü içerisinde müziğin apayrı bir yeri vardı.

Bir Kürt dengbejin stranınıkim inkâr edebilir!

Bir Ermeni ezgisinderin ve acıyla yoğrulmuş halini kim göz ardı edebilir!

Bir Süryani halkezgisinin güzelliğin kim gizleyebilir!

Bir türküyü, birhoyratı, bi gazeli kim inkâr edebilir!

Böylesineharmanlanmış bir müzik mirasını, günümüz Urfa’sına armağan eden buetnisitelerin varlığını kim inkâr edebilir?

Urfa’yı, Müziğinibu anlamda ayrıcalıklı kılan da bu değil mi?

Sesi güzel,

Müziği güzel,

Gazeli güzel,

Türküsü güzel birşehir olması bundan/bunlardan dolayı değil midir…

Hiç kimse bu köklümüzik mirasını inkâr edemez.

Hepsinin katkısıolmuştur… Az veya çok...

Bu seremoni içerisindediğer etnisiteleri inkâr edip yok saymak eksik bir anlayışın ürünüdür.

Şimdi niye kafanızışişirip böylesine tafsilatlı bir girizgâh yaptım anlatayım.

Urfalı bestekârAbdullah Balak’ın geçen hafta içersin de ki ölümü üzerine bir şeylerkaralayayım dedim.

Balak Hoca’nın ölümüelbette ki sevenlerini üzmüştür.

Hoca evvela eğitimcibir insandı yüzlerce öğrenci yetiştirmiş biriydi…

Sonra müzisyen ve bestekâridi.

Ölümü Urfa sosyalmedyasını leyli kımın bi salladı.

Ölüm haberini duyanlarsosyal medyada peş peşe başsağlığı mesajları yayınladı.

Dost olan, dostu olan,

ahbap olan,

hayran olan,

kurban olan,

ağlayan, sızlayan

yüreğini duzlayan, duzlayana…

Ha bu duzlayan,sızlayanlar içinde;

Riyakârı, sahtekârıyok muydu?

Bana göre vardı…

Adam sağken, selametteiken, kimseler adamı aramaz sormaz, yerini yurdunu bilmez,

Ama adam ölünce bi bazılarıiçin bi kıymete, bi kıymete bindi ki…Sormayın gitsin!

Memleket olarakabartıyı seviyoruz ya...

Habbeyi kubbe yapmak,

kubbeye çıkıp oradanHindistan’a seyretmek âdetimizdendir ya…

La oğul!

Bu memlekette herkesbiri birini bili, tani,

Ne mal olduğunu az–çok bili,

O “mal”ın gümrükte paraedip etmediğini herkes bili bili…

Birbirimizkandırmayalım Xışto.

Yok, efendim,Türkülerin efendisiydi,

Yok, o bir Urfabeyefendisi idi,

Yok, besteler öksüzkaldı,

Yok, güfteler susuzkaldı pardon sessiz kaldı…

Yapmayın arkadaşımyapmayın!

Üzüntünüzü belirtinama işi yellehçılığa, karmaşıklığa götürüp bulanık ortamda prim yapmanın peşinedüşmeyin.

Önünde ağlimış kımınyapıp, sırtıyızı döner dönmez sırıtmayın eynolar!

Tabi sözüm herkesedeğil onu dabilesız, bu şekilde belleyesiz.

Onlar mı?

Onlar kendini bilicanım...

Ben de cenazeyekatılayım dedim o niyetle evden çıktım.

Sosyal medyadabirileri Yusufpaşa Camısı yazmıştı ben de Yusuf paşaya gittim,

Namaza, zar- zoryetiştim, namaz sonrası baktım musalla daşındaki cenaze başka birine ait bircenaze…

Neyse… Zaten meseleAllah rızası değil mi… Ha o ha bu deyip arkadaşla cenaze namazı kıldık.

Balak Hocanınkine yetişmeyizdiye arkadaşla camideki cenaze ile mezarlığa kadar da gittik.

Camiye yanlışlıklagelen ama meşhur bir Urfalı arkadaş gözümüzün önünde iken birdenbire gözdenkayboldu.

Arkadaşıma sordum:

Meşhür arkadaş nereyegitti?

“Bu Balağın cenazesideğil, ben yeni mezarlığa gidiyem” demiş, çekip getmiş.

Niye e orada görünmesigereki de ondan!

Bi an önce kendinioraya atması gereki de ondan…

Abdullah Balak; “yeridoldurulamayacak…” değil

Niceleri gelip geçtibu dünyadan, herkesin yeri, bir şekilde doluyor.

Önemli olan sağken,selamette iken, gereken değerin verilmesi, kıymetinin bilinmesi yoksa gerisiboş.

Tekrar Allah rahmeteylesin.

Allah adaletiylemerhametiyle yargılasın.

Dünya fani, ölüm var ölüm,deme hani!

Herkes bir gün o yolunyolcusu olacak bu işin kaçarı göçeri yok!

Abdullah Balak iyi birinsandı, sessiz, sakin, kendi halinde bir insandı.

Urfa müziğine az-çokkatkıda bulunmuş bir insandı.

Diğer bazı müzisyenlergibi, sicili bozuk biri değildi.

En azından sicilitemiz bir insandı.

İnsanın sicilin temizolması da, insana bu dünyada bir artıdır, ağır bir tartıdır.

Tekrar Allah gani ganirahmet eylesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.