UA-89691712-1

Hızlı bir şekilde tüketim toplumu haline geldik ve gelmeyede devam ediyoruz. Bundan dolayıdır ki, mallar doğal kullanım değerlerinindışında kendilerine verilen değerlerle ölçülüp değerlendirilir bir durumdadır.“Günümüzde insanlar, satın aldıkları nesneleri sadece kullanım değeri içinalmıyorlar. Yani bir otomobil sadece sizi bir yerden bir yere götüren birulaşım aracı değil. Bir cep telefonu da sadece iletişimi sağlayan bir aletdeğil. Pek çok kişi bu araçlara başka bazı değerler atfediyor. İşte tüketimtoplumunu diğer toplumlardan ayıran temel özelliklerden biri bu. Mallar doğalkullanım değerleri nedeniyle değil, onlara atfedilen bir takım başka değerlernedeniyle kıymet arz ediyor. Ve esasında tüketilen şey, mallar değil, onlarınişaret ettiği göstergeler. Bulaşık makinesi, cep telefonu ve otomobil gibisıradan tüketim mallarına “romantik bir sevda”, “arzu”, “güzellik”, “özgürlük”,“bilimsel ilerleme” ve “iyi hayat” gibi imgeler iliştirildiği için mallarsıradan mallar olmaktan çıkıyor. Bir malı sıradanlıktan, mesela bir otomobilisadece bir otomobil, cep telefonunu sadece bir cep telefonu olmaktan çıkaranşey, tüketim kültürünün ona yüklediği saygınlık, prestij, özgünlük gibiimgeler. İşte bu imgelerle silahlanan tüketim kültürünün yeni kahramanları,hayat tarzını bir hayat projesi haline getiriyorlar. İnsanlarbireyselliklerini, tükettikleri ürünlerin, giysilerin, pratiklerin,tecrübelerin, görünüşlerin ve bedensel özelliklerin farklılığı üzerinden teşhirediyorlar. Kendilerine bir hayat tarzı kuruyorlar tükettikleri nesnelerüzerinden. Yani tüketim ile hayat tarzı arasında ciddi bir bağlantı sözkonusu.”(Naife şişman, Kadim bir sınavın çağdaş adı: Tüketim kültürü. Mostarsergisi. 67. sayı sayfa:26

Bu durum beslenme ve yemek alanında da farklı değildir.İnsanlar karnını doyurmak veya yaşamını sürdürebilmek için yemekten uzak biramaç içine girmişlerdir. Bunun doğal bir sonucu olarak da, Yemek tarifleriolağanüstü birçoklukta olup çoğu zaman akıl almaz bir durumda izlenebilmektedir.Daha açık bir deyişle, İnsanlar artık ne yiyeceğini değil, neyi nasılyiyeceğini ve ne kadar fazla yiyebileceğinin çabası içerisindedirler. Bu durumartık insanların “yaşamak için yemek yeme” yerine “yemek için yaşama” ilkesinibenimsediğini ve bu durumun gittikçe arttığını göstermektedir. Yiyeceklerinvücuda sağladığı faydalar deği organoleptik değerleri ön planda tutulmaktadır.

Yemek kültürümüzü artık belli çevreler şekillendirmeyenbaşladı. Saatlerce süren bazı yemek programlarında ileri çıkan temel mantığıbeslenme ile bağdaştırmak mümkün mü? Bu programların çoğununda öne çıkan tablosağlıklı beslenme, yemek yapma veya benzer amaçların dışında beslenmeninmagazinleştirilmesi çabasıdır. En basitinden bizim yemek kültürümüzün hangiaşamasında ve neresinde uzun uğraşlar sonucunda elde edilen bir yemeğin sudanbahanelerle atılması veya çöpe dökülmesi var?

Kemal Özer, “Müslüman’ın Diyeti” adlı kitabında şöylediyor:“Bir toplumun mutfağı o toplumun aynasıdır. Mutfak derman yerine dertüretiyorsa o toplum medeniyet üretemez. Bir mutfağı popüler kültür veya medyagibi araçlar belirliyorsa, o mutfaktan sağlıklı nesiller yetişmez.”

Gerçektende artık sağlıklı nesillerin yetişmesi oldukça zorolmuştur. Zira bu çağda, insanın başına gelebilecek en büyük belalardan biri vebeklide en önemlisi çarpık beslenmenin sonucu olan aşırı kiloluluk veya diğeradıyla “Obezite”dir. Obez kişi hastadır ve bu hastalığın tedavisi oldukçazordur. Obezite, Kur’an-ı Kerimin “yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz” şeklindekibüyük fermanına karşı gelecek şekilde hazırlanan sofraların ve oluşturulanmutfakların sonucu olan bir hastalıktır.

“İnsanın dini şiarı ve sağlığının en belirleyici yerimutfaktır. Prof. İbrahim Canan, Kamil mânâda Müslüman olmak ya da Müslümankalmak için, İslam’ın mutfağından beslenmesi şarttır. Gayrimüslim bir mutfaktanbeslenerek, Müslüman kalmak zordur, kendi kendisini aldatmaktır.”demiş.(KemalÖzer, Müslümanın Diyeti, S.10)

“Her kültürün, her medeniyetin kendine has bir kıyafeti,kendine has mutfağı vardır. İslâm’ın da özel bir mutfağı, yemek kültür ve âdâbıvardır. Müslüman kalmanın şartları arasında, İslâm kıyafetinin muhâfazası gibi,mutfağının da korunması icap eder. Kâmil manada müslüman olmak için İslâmmutfağından yemek şarttır. Başka bir ifade ile gayr-ı müslim mutfaktanbeslenerek müslüman kalmak zordur, kendi kendisini aldatmaktır. İslâmmutfağında haram yiyecekler ve haramla elde edilmiş gıdalara yer yoktur. İslâmmutfağında sözgelimi, şarap, domuz, leş, yırtıcı hayvan eti, besmelesizkesilmiş hayvan eti, böcek, haşerat yoktur. İslâm, kendine has birmedeniyettir. Kur’an ve hadis, bu kültürel müesseseye geniş yer verir. Sadeceharam helâl konulara değil, en küçük âdâbına kadar her şeyini ele alır. Kendihükmünü eksiksiz verir, bir başka kültürden taklit ve iktibasa yer bırakmaz.Müslümana, yeme içme ile hükümleri, sünnet ve edepleri öğrenip tatbik etmekdüşer. (Ahmed Kalkan-Kavramlar tefsiri, Yeme içme maddesi).

Hülasa,“insanın nefsi yemek, içmek hususundakeyfemâyeşâ(canının istediği gibi) hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatınatıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak,adeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güçgelir, serkeşâne (İsyan edercesine) dizginini eline alır. Daha insan onabinemez; o insana biner.(Said Nursi, Ramazan Risalesi)

Afiyette kalın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.