“Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.”

Fetih Sûresi,10. Ayet

Ahd, masdar olarak, "bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, tâlimat vermek; söz vermek" mânalarına geldiği gibi, isim olarak, "emir, tâlimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz" anlamlarına da gelir. Ahidde hem yemin, hem de kesin söz verme anlamı vardır. Yemin ahdin dinî ve kutsî yönünü, söz verme de ahlâkî yönünü teşkil eder. İttifak hükümlerini (Yüce Rabbimizin  İsrâiloğulların dan aldığı  ahdin hükümleri) ihtiva ettiği için, yahudi ve hıristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd denilmiş, İslâm devletinin hâkimiyeti altında yaşamak üzere kendileriyle anlaşma yapılan gayri müslimler için ehlü'z-zimme yerine ehlü'l-ahd tabiri kullanılmıştır.

Evet, islami kaynaklarımızda yeminden bahsedilirken yemin kefaretinin olabileceğinden ancak ahde vefanın çiğnenmesinin kefareti yoktur denilmektedir. Zira Rabbimizin sürekli olarak İsrail oğullarından aldığı ahdin hiçbir zaman yerine getirilmediğinden yüce kelamında bahseder. Bizler aslında yeryüzünde hilafet makamını korumak, Resulullah (sav)in sanancağını taşımak, sahabe efendilerimizin yürüttüğü metod ile tüm yaşamımızı bina etmekle mükellefiz. Bu ahit Rabbimizden ve onun elçisinden aldığımız talimatları tüm beşeri sistemlerin üzerinde tutmak ve hayat kaynağımız olarak kabul etmektir. Hayatımızın her alanında emir ve talimatlara vefa göstermektir. Yoksa sadece insani ve ticari ilişkilerimizdeki gibi yeminleşmek ve söz vermek anlamını taşımamaktadır. Tüm kâinat formülasyonunu içene almaktadır ahde vefa.  Belki de bizler bu kavramı sadece ikili ilişkilerimizde baz aldığımız için böyle toplumsal çöküş ve erozyonlara maruz kalmaktayız. Oysaki ahde vefa toplumun tüm katmanlarında, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel alanda, ulusal ve uluslararası alanlarda, hukuk ve insan haklarında ve tüm insani ve iktisadi alanlarının tamamını kapsayacak şekilde verilen emanete zulmetmeden hakkaniyetle Rabbimize ve onun elçisine verdiğimiz ahid üzere olmaktır. Yani Kur’an ın tabiatına uygun hareket etmektir.

“Allah’a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.”

                                                                                                    Ra’d Sûresi, 25. Ayet

Akıbetimiz hayrola

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.